Yunus Durmaz’ın ölümü ve akla gelen sorular...

Yunus Durmaz’ın ölümü ve akla gelen sorular...

Ankara Katliamında soruşturmada sona gelirken dosyada hakkında arama kararı bulunan IŞİD militanları ise birer birer ortadan kalkıyor.

Tugay Bek
Demokrasi için Hukukçular Üyesi / Avukat

10 Ekim Ankara patlaması soruşturma dosyasında gizlilik kararı devam ederken soruşturma savcısı, mağdur avukatları ile yapmış olduğu görüşmede pek yakında davanın açılabileceğini aktarıyor. Soruşturmada sona gelirken dosyada hakkında arama kararı bulunan IŞİD militanları ise birer birer ortadan kalkıyor.

Son olarak dosyanın en önemli faili durumunda olan 10 Ekim patlamasının planlayıcılarından olduğu ileri sürülen Yunus Durmaz, 19 Mayıs günü Gaziantep polisinin bir eve yapmış olduğu operasyonda öldü. Gaziantep valisinin, basına servis ettiği habere göre, polisin, IŞİD’in hücre evi olarak tespit ettiği bir eve düzenlediği operasyonda Yunus Durmaz vücuduna sarılı bombayı patlatarak yaşamını yitirdi.  Yunus Durmaz’ın kardeşi olan Hacı Ali Durmaz ise bu operasyonda sağ olarak yakalandı.  Olayda polisten veya vatandaşlardan ölen ya da yaralanan olmadı. 

Yaşamını yitiren Yunus Durmaz’ın, 10 Ekim patlamasının faili olarak hakkında yakalama kararı olmasının yanı sıra “Ebu Ali” kod adı ile örgütün sınır operasyonlarını yönettiği, askerlerle iyi ilişkileri olduğu, karakollara dahi rahatlıkla girip çıkabildiği, askeri panzerlere binecek kadar güçlü bağlantıları olduğu yönünde tanık anlatımları olan haberler çıkmıştı. Ebu Ali kod adını kullanan Yunus Durmaz’ın, askerle ve polisle kurmuş olduğu ilişkileri de kullanarak IŞİD’in tüm sınır ticaretini yönettiği ileri sürülmüştü. 

10 Ekim Ankara patlamasının planlayıcılarından olduğu ileri sürülen bir başka IŞİD militanı Halil İbrahim Durgun ise 14 Kasım 2015 tarihinde Gaziantep polisinin düzenlemiş olduğu bir başka operasyonda yaşamını yitirmişti. Gaziantep Valiliği, Yunus Durmaz operasyonuna benzer bir açıklama ile basını bilgilendirdi. Valiliğin aktardığına göre, belirlenen hücre evine polis tarafından yapılan operasyonda, önce çatışma çıkmış, sonrasında Halil İbrahim Durgun vücuduna sarılı bombayı patlatarak yaşamına son vermişti. 

Valiliğin değerlendirmelerini olduğu gibi haberleştiren basın yayın kuruluşları, “Yeni patlamaların önüne geçen bu operasyonlarda polisin son derece başarılı olduğuna” vurgu yapmayı da ihmal etmiyor, gerçekleşen bu operasyonlarda militanların sağ yakalanabilme ihtimaline ilişkin ise hiçbir soru sorulmuyordu. 

İçinden geçtiğimiz süreç ve yaşananlar, bana 16 yıl öncesinde yaşanan bir polis operasyonunu hatırlattı.  Takvimler 17 Ocak 2000’i gösterdiğinde İstanbul Beykoz’da bir villaya operasyon düzenlenmiş, Hizbullah’ın Lideri ve Kurucusu Hüseyin Velioğlu öldürülmüştü. Bu operasyonda içerisinde bir kısım CD’lerinde olduğu Hizbullah arşivinin de yakıldığı ileri sürülmüştü. 1992 ve 1999 yılları arasında Kürt illeri başta olmak üzere işlenen birçok siyasi cinayetin ardında Hizbullah olduğu bilinmekteydi.  Pek çok gazeteci, aydın ve siyasetçi Hizbullah tarafından katledilmişti. Bu cinayetlerin tamamı faili meçhul olarak kalmıştı. Devletin, Hizbullah’ı bu yıllarda PKK ve Kürt demokratik muhalefetine karşı kullandığı, sonraki yıllarda en üst düzey devlet yetkilileri tarafından dahi itiraf edilecekti. Peki, bu karanlık yıllar boyunca bu örgüte karşı tek bir operasyon yapmayan devlet 17 Ocak günü neden örgütün liderini infaz etmişti? Hüseyin Velioğlu’nun katledildiği günlerde, Abdullah Öcalan yakalanarak cezaevine girmiş, PKK eylemsizlik ilan ederek silahlı güçlerini sınır dışına çıkarmıştı. Bu koşullarda tasfiye edilmesi gereken Hizbullah’ın lideri doğrudan doğruya infaz ediliyordu. Sağ yakalanıp yargılanması halinde Hüseyin Velioğlu’nun, devlet içerisindeki tüm suç ortaklarını da açığa çıkartabilme ihtimalini göze alamayan güçlerin, Hüseyin Velioğlu’yu öldürüp, beraberinde örgüt arşivini yaktığı ileri sürülmüştü. Çocukluğumuzdan hepimizin bildiği bir tekerlemenin son cümlesi gibi “… Dağ nerde ? Yandı bitti kül oldu” Yeni ve nahoş soruların önüne geçmek için en ideal çözüm tüm delillerin, kirli ilişkilerin yanıp kül olması.

“Halka karşı kontra faaliyetler konusunda güçlü bir geleneğe” sahip olan devlet ya da içindeki kimi güçler, 16 yıl önce Hizbullah’a yönelik operasyonun bir benzerini bugün IŞİD’e karşı yapıyor olabilir mi?

2011 yılından bu yana Suriye içinde Esad Rejimine karşı ÖSO, el Nusra, Ahrar’uş Şam, Fetih Ordusu, IŞİD gibi kimi zaman kendi içlerinde de çatışabilen örgütlerle girmiş olduğu ilişkilerle AKP iktidarı ülkeyi Pakistan’laştırmanın eşiğine getirdi. Suriye’yi kan gölüne çeviren bu yapılar Suruç, Ankara, Sultanahmet ve Beyoğlu’da gerçekleştirdiği canlı bomba saldırıları ile pek çok insanımızın canına mal oldu. Suriye savaşında cihatçı gruplara silah, cephane ve militan akışına destek olduğuna ilişkin güçlü iddialar ortaya atılan AKP, Cumhuriyet savcılarının bizzat el attığı MİT TIR’ları ile suçüstü yakalanmıştı. Bu olayın üzerine giden savcılar ve gazeteciler tutuklanmıştı.

IŞİD’in, Avrupa başkentlerinde sivillere yönelik katliam eylemleri ile birlikte batı kamuoyunda da AKP ve IŞİD ilişkisi tartışılır hale gelmişti. Suriye’de Esat sorununu kısa zamanda halledip “Emevi Camii’nde namaz kılma” hayalleri suya düşenler, Suriye savaşında girmiş oldukları tüm bu kirli ilişkilerin ve işledikleri suçların hesabının sorulabileceği endişesi içinde kendisine yönelik algıyı düzeltmek için IŞİD artıklarını tasfiye etme telaşı içine düştüler.

Hüseyin Velioğlu’nun sağ yakalanıp yargılanması halinde anlatacakları ve bu şekilde elde edilebilecek delillerle kendisi ile birlikte tüm ’90’lı yıllar boyunca görev yapmış olan başbakan, genelkurmay başkanı, MİT, legal-illegal yanları ile bütün bu “kirli savaş” aygıtında görev almış olanların yargılanabilmesinin önünün açılabileceği yönünde o dönem pek çok şey yazılıp çizilmişti. 

Bugün de, başta 10 Ekim Ankara patlamasının failleri olmak üzere gerçekleri söyleyecek, aradaki bağlantıları deşifre edebilecek IŞİD militanları ortadan kaldırılıyor olabilir mi?

IŞİD’e karşı gerçekleşen polisiye operasyonlarla Ankara Katliamı’nın aranan faillerinin kendisini patlattığı yönünde yapılan bilgilendirmelere kuşkuyla yaklaşmak gerekir. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı yönünden, dosyasın aranan faillerinin, ölümü değil, sağ olarak yakalanıp yargılanması ancak başarı olarak değerlendirilebilir.

Bizler 10 Ekim patlamasının mağdurları ve mağdur avukatları olarak katillerin sağ yakalanıp yargı önüne çıkartılmasını istiyoruz. 10 Ekim Katliamı davasında geride kalan birkaç “yardım yatakçının”yargılanıp ceza aldığı bir süreç olmasına asla izin vermeyeceğiz. Benzeri acıların yaşanmaması, bu topraklarda barışın ve özgürlüğün egemen olması için, son kullanma tarihleri geçtiği için kullanılıp atılan, tasfiye edilen bu canilerin arkasında yer alan asıl cinayet şebekesini açığa çıkartıp yargılatmaya mecburuz.

www.evrensel.net