Kürt edebiyatının çileli yazarları okurunu bekliyor

Kürt edebiyatının çileli yazarları okurunu bekliyor

Mehmet Dinç, Amed Kitap Fuarında, 'yüz yıla yakındır baskılanan bir halkın edebiyatının küllerinden doğduğuna tanıklık'ı evrensel'e yazdı.

Mehmet DİNÇ
Diyarbakır

Amed Kitap Fuarının kapısından içeri girildiği andan itibaren bir başka duyguya kapılıyor insan. Yüz yıla yakındır baskılanan bir halkın edebiyatının küllerinden doğduğuna tanıklık ediliyor adeta. Karanlık sofalarda, bodrumlarda, meşe dalları ile kaplı kulübelerin gizli yerlerinde öğrenilen W, Q, X’ li bir alfabe ve bu alfabe ile kâğıda dokunan kalemin ilk ürkekliği bugün Amed Kitap Fuarında devasa bir miras olarak karşımıza çıkıyor.
Keza modern Kürt edebiyatının hatırı sayılı bir iriliğe kavuşması için kamusal alandaki inkarı gibi meşakkatli yollardan geçmesi gerekiyordu. Böylece sıkıyönetim, olağanüstü hal, askeri darbelerin çok öncesinde daha trajik evrelerden geçmek zorunda bırakılmıştı. Bunun için bin dokuz yüzlü yılların başlarını orijin olarak ele almak gerekir. Ve asıl modern edebiyat mirasının o zamanlardan başlayarak günümüze kadar katlana katlana geldiğini bilmek gerekir. O sebeple günümüzde kuşe kâğıda kitap baskılarını bir meta olarak değil, kelle vermiş cetlerin değerli bir mirası olarak görmek gerekir…
Kitap standlarının arasında dolaşırken bu trajik halleri düşünmemek elde değil. Sözgelimi Cegerxwîn, Kamuran Bedîrxan, Alî Bedîrxan, Osman Sebrî, Nûredîn Zaza, Qedrî Can, Erebê Şemo, Abdulah Pêşev ve daha birçok yazarın kitapları ile göz göze gelindiğinde çektikleri sıkıntıları, baskıları ve acıları anmadan geçemiyor insan. Yüzyılın başı düşünüldüğünde sadece sürgün edebiyatı değildi yaptıkları, yoksulların edebiyatıydı da aynı zamanda. Yurtlarını bir kez terk etmişlerdi… Ondan sonra hiçbir vatanları olmadı, mülkiyetleri de olmadı, rahat bir yaşamları da olmadı.

‘REDAKTE EDİLEMEYEN BİR DİLİN ŞÜPHELİLERİ’
Modern Kürt edebiyatının en önemli çıkış yerlerinden biri olarak Rojava toprakları gösterilecekse, Hawar dergisinin Latin harfleriyle basıldığı yıllarda büyük bir kısmı Şam’ın gece kondu mahallelerinde kıt kanaat geçinen Kürt amelelerin evlerinde misafir konumunda yaşadılar bu mirası borçlu olduğumuz yazarlar. Ya da Qamışlo, Amûdê, Hesekê gibi Kürt nüfusunun çoğunlukla yaşadıkları yerlerde bir ekmek bulsa,“karnım bugün de tok” diyerek kafalarındaki yaralara aldırmadan şiire, öyküye kaldıkları yerden yazmaya devam ettiler.
Tabi yazmak nerede olursa olsun baskıcı rejimlerin başına belaydı. O sebepledir ki redakte edilemeyen bir dilin şüphelisi olarak, nobranlaşan Şam yönetimi tarafından zaman zaman gözaltına alındılar. Bir kısmı ağır işkencelerden geçti. Bir kısmı iltica ettikleri ülkelerde de kaçak duruma düştüler. Bu defa türevinin türevi gibi ilk iltica ettikleri ülkelerden de kaçarak başka ülkelerde mülteci konumuna düştüler. Yine de tabanları yırtılmış çarıklara, çöllerde toza bulanmış paltolara, sahra karyolalarının paslarına, rejimin aşağılamalarına, eserlerinin halk tarafından okunmamasına da aldırmadılar; dillerine, kültürlerine, edebiyata aşk ile bağlanmayı sürdürdüler; ilk günkü cesaret ile e(serler) vermeye devam ettiler.
Kalemlerinin keskinliği, asi ruhları ve yazının kışkırtıcılığı yukarıda ismini saydığım - ve sayamadığım - birçok yazarın, sürgün yollarına düştüklerinde suya yazı yazar misali, o zamanın şartlarında alıcısı olmayan bir dilin edebiyatıyla yazdıkları eserlerinin günü geldiğinde, o çok sevdikleri ülkede kırmızı halı serili bir fuarda sergileneceğini düşünmüşler miydi acaba?
Kurdistan, Ronahî, Hawar, Rojî Kurd, Tîrêj gibi dergi ve gazetelerde tefrika edilen eserlerinin yine günü geldiğinde antolojiler şeklinde basılacağını, birçok akademik çalışmaya konu olacağını düşünmüşler miydi?
Amed Kitap Fuarında dolaşırken, fuarın her karışında modern Kürt edebiyatının gün yüzüne çıkması için hayatını adamış, kafa yormuş, en önemlisi de bedel ödemiş yazarların değerini anlamamak elde değil.
Yüzyılın başında dünya haritası yeniden şekillenirken, Kürt edebiyatının temsilcisi sıfatıyla çektikleri mağrur duruşlu resimlerini kitap kapaklarında görmelerini çok isterdim; o günkü yalnızlığın, kimsesizliğin, mağrurluğun bugün milyonlarca okur ile buluştuğunu da söz gelimi… Böylelikle bir dilin maruz kaldığı onca işkencelere, imha ve inkâra rağmen zamanında sarf ettikleri sözlerin boşa gitmediğini, tarihe mal olmuş bir şekilde kitap standlarının başköşelerine büyük puntolarla yazıldığını da okumalarını isterdim.
Amed Kitap Fuarının en önemli yönü de bu olsa gerek. İlklere saygı ve o miras üzerine eserlerini inşa eden, Kürt edebiyatını şekillendiren birçok yazarın standlarda okurlarını bekliyor olması. Yazara dokunmak, kitaba dokunmak ve bu “kültün” bedel ödemiş ilk yapıtlarına uzanmak için Amed’e doğru yola çıkma zamanı.

SIRÇA KÖŞKLERDE DEĞİL, ZULME TANIKLIK EDEREK, YAZILDILAR
Tekrarlamak gerekirse, tozlu yollardan, faili meçhullerden, sürgünlerden, katliamlardan, kimsesizliklerden doğan bir edebiyat Amed Kitap Fuarı’nın standlarında okurlarını bekliyor. Ve bu serüvenin bedel ödemiş yolcularından Cegerxwîn, Nûredîn Zaza, Qedrî Can, Kamuran Bedîrxan gibi daha birçok Kürt edebiyatının çileli yazarları fuarın tavanında birer çift göz gibi biz okurları gözlemliyor sanki. Onların özlemi Oğuz Atay’ın repliğine bürünüp çınlıyor kulağımda; “Ey okur Biz buradayız, Sen neredesin?”  
O eserler Sırça köşklerde yazılmadı çünkü. Tıpkı bu yazı gibi zulmün tarihine tanıklık ederek, zor zamanlarda, zor koşullarda, barakalarda yazıldı, toprak damlı evlerde, tandır ekmeği tokluğunda ya da zindanlarda yazıldı. Bir yazım dili bir kez daha böyle var edildi.
Şimdi sıra okurlarda, bu çileli yolda küllerinden doğan bir edebiyata sahip çıkma zamanı. Şimdi Amed Kitap Fuarının standlarında bizi bekleyen Kürtçe kitaplara uzanma zamanı.

www.evrensel.net