Depoları yıkılan atık kağıtçılar: Yıksanız da gidemeyiz!

Depoları yıkılan atık kağıtçılar: Yıksanız da gidemeyiz!

Önce, ‘48 saat içinde boşaltın’ talimatı geldi. Ardından da yıkım. Oysa boşaltma işini 2 günde gerçekleştirmek imkansızdı.

Zülal KOÇER
Eylem NAZLIER
İstanbul

İstanbul Fatih’te bulunan atık malzemelerinin toplandığı depoların bir kısmı, bölgenin tarihi sit alanı ilan edilmesiyle, Fatih Belediyesi tarafından yıkıldı. Yıkım, depolar tam olarak boşaltılmadan gerçekleştirildi. Çünkü depo sahip ve kiracılarına “48 saat içerisinde” boşaltın talimatı verildi, boşaltılması değil bir gün haftaları bulacak depolar verilen süre içerisinde boşaltılamadı.

Peki geride kalanlara ne oldu? Sorunun cevabını alabilmek için kağıt toplama depolarına (ardiye) doğru yol alıyoruz. Öncesinden haberleştiğimiz İstanbul Geridönüşümcüler Derneği Üyesi Yusuf Önemli’nin dükkanına gidiyoruz. Karşılaştığımız her insanın ilk gözümüze çarpan yanı, biraz siyaha, bolca da gün boyu içinde debelendiği atıkların rengine bulanmış hali.

Yusuf Önemli, “İnsanlara bir şey sormadan ekmek teknelerini yıktılar. Biz sorduğumuzda çarpık düzen, çevre düzenlemesi olduğunu söylediler. Biz beklerdik ki bize sorulsun, ‘Siz kimsiniz?’, ‘Ekmeğinizi buradan mı kazanıyorsunuz?’ diye ama soran olmadı ve bazı yerlerin yıkımı gerçekleşti” diyerek başlıyor sözlerine.

'BU İŞ ÇARESİZLİKTEN YAPILIYOR'

 Bu işin çaresizlikten yapıldığını, yapanların çoğunun ailesi memlekette olduğu için bu işi yapanların aynı zamanda depoda yattığını, kazandıkları paraları eşine, çocuklarına yolladıklarını anlatan Önemli sözlerini şöyle sürdürdü: “Eminönü, Fatih, Laleli bölgesi olmak üzere en az 500 kişi bu işten ekmeğini kazanıyor. 500 tane insanın okulda okuyan, askerde, üniversitede çocukları var. Buraları yıksalar da bu insanlar gitmez. Çünkü yapacakları başka iş yok. Çalışanlar içinde yabancılar da var. Biz kardeşsek, bu insanlara sahip çıkmalıyız Memleketlerinde aç kalmışlar. Bugün onların başında, yarın bizim başımızda”

30 SENELİK EMEĞİ BİR GÜNDE YIKTILAR

Yıkım ekibinin 30 senelik emeklerini bir günde dağıttığını ifade eden Yusuf Önemli, “Devlete karşı gelemiyorsun. Karşı gelsen suçlu oluyorsun. Eline gazı almış, silahı almış bizim sadece bedenimiz var. Kağıt işçileri sadece boyun bükmekten başka bir şey yapamıyorlar. Bizden istiyorlar ki belediyenin, valiliğin kapısının önünde dilenelim” diyor.
Dükkandaki söyleşimizi bitirdikten sonra, yıkımın olduğu yerleri görmek için yola düşüyoruz. Kısa bir yokuş tırmanıyoruz. Üç yanımız hafriyat, enkaz.

Çevre düzenlemesi adı altında yapılan yıkımı hatırlatan Yusuf Önemli, hafriyatları, toz toprak yolları gösterip soruyor: “Bu mu çevre düzenlemesi?”

Biz çevreyi incelerken, kağıt toplayıcısı işçilerin, kendilerinin ‘çekçek’ dedikleri atık toplama arabalarıyla kendilerini yokuştan aşağı saldıklarını örüyoruz. Biriktirdikleri emeklerini depolara doğru taşıyan bu insanları takip edip, yarısı yıkım ekiplerince yıkılmış Aşır Bora’nın işlettiği ardiyeye geçiyoruz.

Dükkanın birkaç adım ötesinde elbiselerin, bir iki çantanın asıldığı bir duvar görüyoruz. Burasının yıkımdan önce işçilerin çadırlarının olduğu, yatıp kalktıkları yer olduğunu öğreniyoruz. Eşyalar artık çekçeklerle, atık kağıtlarla iç içe geçmiş vaziyette.

'BİZİ İNSAN YERİNE KOYSUNLAR'

Aşır Bora, “Bize 24 saat mühlet verdiler. 24 saatte ben burayı nasıl boşaltayım. Bizi sadece insan yerine koysunlar. 24 saatte burada çalışan 25 işçim var, nasıl boşaltayım. Hangisinin parasını vereyim. Hangisinin borcunu alayım. Burada çalışanların çoğu avans ile çalışıyor. Bunları 24 saatte nasıl yapayım, siz söyleyin” diye adeta isyan ediyor.

Bir de sol tarafta atık kağıtların toplandığı yere varmadan önceki küçük barakanın olduğu yeri gösteriyor “Burası da mutfağımızdı, ama orayı da yıktılar, ancak bu kadarını kurtarabildik” diyor. Bora ardiyelerde bir çok işçiden duyduğumuz o cümleyi kuruyor “Biz burada gayrimeşru bir iş yapmıyoruz.”

MİSLİYLE ÇARESİZLİK...

Yıkım sonrası görüştükleri yetkililerle diyaloglarını da aktaran Bora “Sorduk neden yıktınız diye. ‘Anıtlar kurulundan yazı geldi’ dediler, Anıtlar Kuruluna da gittik. Bize söyledikleri ‘Biz gidin yıkın demedik, çevre temizliğine bakın, yangına karşı önlem alın dedik’. Anıtlar Kurulu da işin içinden çıkıyor böylelikle. Belediyeye de sokmuyorlar bizi. Ne yapacağımızı biz de bilmiyoruz. 20 senelik emeğimi 2 saatte buraya gömdüler. Burayı mezar ettiler bize” sözleriyle öfkesini dile getiriyor.

Çekçeğiyle avluya gelen 55 yaşındaki Mehmet Mutlu’ya da, biraz soluklanmasının ardından soruyoruz anlatıyor: “Herhangi bir gelirim yok memlekette iş olsa buraya mı geliriz. Buradan kazandığım parayı memlekete gönderiyorum. 95-96 dan beri bu işi yapıyorum. 10-15 gün memlekette kalıyoruz sonra buraya geri dönüyoruz. Bu yaştan sonra kim beni işe alır. Yaş olmuş 55...”
Peki sosyal güvence? “Sigortam yok. Sabah 7-8 de başlıyoruz akşam 10-12 ye kadar çalışıyoruz anca 30 lira kazanıyoruz” diyor.

Yaptığı işin zorluğunu daha açık gösterebilmek adına arkadaşları Mutlu’nun çekçeğini tartıya koyuyor. Tartının dijital ekranı 92 yi gösteriyor.

'İNSANLARI HIRSIZLIĞA İTMEYİN!'

Bir başka kağıt toplayıcısı işçiye yöneltiyoruz sorularımızı, Ferdi Alav. Alav “15 Yıldır bu çöpün içindeyim. Bizim varımız, yoğumuz, her şeyimiz buradır. Benim 3 çocuğum okuyorsa buranın sayesinde okuyor. Her şeyimiz buraya ait burası elimizden giderse biz açız. Devlet ve belediye istemiyor burayı peki şimdi burayı elimizden alırlarsa biz ne iş yapacağız. Siz söyleyin ne yapalım hırsızlık mı yapalım? Memleketimizde de iş yok nereye gideceğiz. Benim çoluğum çocuğum şimdi tedirgin. Evime para gönderemedim bu sıkıntıdan. Devlete faydamız var zararımız yok. Kaç bin kişi buradan ekmek yiyor. Devletimiz açlıktan ölmemizi istiyor. Biz günlük kazanan insanlarız. Ona buna buraları peşkeş çekmesinler” diyor bir solukta!
6 çocuk babası Ramazan Akgül’ de 15 ya da 16 yaşındaki kağıt toplayıcısı Hanefi de hep son çare olarak yaptıkları bu işin ellerinden alınmasının yaratacağı sıkıntıları sıralıyor.

www.evrensel.net