Kamusal emekliliğin tasfiyesi ve bireysel emeklilik tuzağı

Kamusal emekliliğin tasfiyesi ve bireysel emeklilik tuzağı

Dünya Bankasının emeklilik sistemlerine yönelik geliştirdiği stratejilerin dayandığı nokta, yaşlanan nüfusla sistemlerin sürdürülemez olduğu tespiti.

Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU*

Sosyal güvenlik sistemleri sanayi devrimi sonrasında işçi sınıfının öncülüğünde yaygın olarak yürütülen sınıf mücadelelerinin en önemli ve en büyük kazanımlardan biri olarak ortaya çıktı. 19. yüzyılın son çeyreğinde Almanya’da ortaya çıkan ve işçi sınıfının en önemli kazanımı olarak görülen sosyal güvenlik sistemlerinden kısa bir süre sonra emeklilik sistemleri hayata geçmeye başladı. 1800’lü yılların sonunda gündeme gelen sosyal güvenlik uygulamaları ve onun önemli bir parçasını oluşturan emeklilik sistemleri ilk olarak sanayileşmiş Avrupa ülkelerinde uygulandı.

Dünyada emeklilik sistemlerinin 150 yıla yakın bir geçmişi olduğu görülür. Ancak özellikle 20. yüzyılın ilk yarısındaki sosyalizm deneyimi ve sonrasında yaşanan gelişmelerin de etkisiyle, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında emeklilik sistemlerinin kamusal niteliği ön plana çıkmış, Avrupa’nın sosyalizme yönelmesini önlemek adına geliştirdiği “Refah Devleti” modelinin etkisiyle nüfusun önemli bir bölümünü kapsamıştır.

Uzun bir süreçte yerleşen emeklilik sistemleri, ilk ortaya çıktığı andan itibaren çeşitli ülkelerde farklı şekillerde uygulanmış, refah devleti uygulamalarının krize girdiği 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren büyük ölçüde “piyasa ilişkileri dışında” olması nedeniyle eleştirilmiş ve sürekli tartışma konusu yapılmıştır.

DÜNYA BANKASI ÖNCÜLÜĞÜNDE TASFİYE

1990’ların başından günümüze kadar geçen süre içinde dünya genelinde gerek sosyal güvenlik sistemlerinin gerekse emeklilik sistemlerinin dönüşümünde Dünya Bankası’nın geliştirdiği stratejiler kilit role sahip oldu. Dünya Bankasının 1994 yılında yayımladığı “Yaşlılık Krizinin Önlenmesi” başlıklı rapor, dünya nüfusunun hızla yaşlanacağını tespit ederek, sosyal güvenlik ve emeklilik sistemlerinde buna uygun bir yeniden yapılanmanın hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu vurguluyordu.

1994 Dünya Bankası raporu, sosyal güvenlik sistemlerinin yeniden yapılandırılması konusunda üçlü bir yapıyı önerdi. Buna göre birinci aşamada, kamu kesimi tarafından sunulan, katılımın zorunlu tutulduğu dağıtım yöntemine göre finanse edilen kamusal emeklilik sistemi yer alıyordu. Birinci aşamanın önemi, yeniden dağıtıma odaklanması, bu şekilde bu alandaki özelleştirme uygulamalarının olumsuz sonuçlarını frenlemekti. İkinci aşama, özel sektör tarafından sunulan, katılımın zorunlu tutulduğu ve sermaye artırımı ile finanse edilen “mesleki emeklilik sistemi”ydi. Bu aşamada tasarruf düzeyinin arttırılması bunun sermaye piyasalarının gelişimine katkısı ön plana çıkarıldı. Üçüncü aşamada ise ikinci aşamanın aynısı bir sistem geliştirilmesi öngörülüyordu. Bu aşamanın tek farkı, katılımın isteğe bağlı tutulacak olan bireysel emeklilik fon sisteminin oluşturulmasıydı.

Dünya Bankasının özellikle emeklilik sistemlerine yönelik olarak geliştirdiği her stratejisinin dayandığı temel nokta, yaşlanan dünya nüfusu ile birlikte sistemlerin mali açıdan kesinlikle sürdürülemez olduğu tespiti oldu. Dünya Bankasına göre sosyal güvenlik sistemleri değişmezse yaşlanan nüfusun yükünü ülke ekonomileri kaldıramayacak ve sosyal güvenlik açıklarından kaynaklı büyük bir kriz yaşanacaktı.

Sosyal güvenlik sistemleri, fonlarının devlet tekelinde olduğu ve bu alanda yatırım yapan sigorta şirketleri açısından “haksız rekabet” yarattığı, bu nedenle devlet tekelinin kaldırılması gerektiği gerekçesiyle hedefe konuldu. Bu iddia en belirgin şekilde, 1995 yılında imzalanan Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ile gündeme getirildi. GATS ile içinde Türkiye’nin de olduğu, anlaşmaya imza atan hükümetler, kamu hizmetleri üzerindeki kamu tekeline son verip, halkın ve emekçilerin yararlandıkları tüm kamu hizmetlerini “serbest rekabete” açacaklarını taahhüt ettiler.

GATS anlaşmasına göre, diğer pek çok alanla birlikte, kamu hizmetleri içinde önemli bir yeri olan sosyal güvenlik sistemleri yeniden bölüşüm için kullanılmamalı, toplumsal değil bireysel sorumluluk esasına göre yapılandırılmalı, sosyal yardımlar tüm yoksulları hedef almalı ve sosyal riskler karşısında toplum tarafından asgari bir geçim düzeyini geçici olarak sağlamalıydı. Bunun yolu sosyal yardımın devlet tarafından karşılanması ve başta kamusal emeklilik sistemi olmak üzere, bunun dışında kalan sosyal güvenlik alanlarının büyük ölçüde özel sektöre devredilmesiydi.

EMEKLİLİK YAŞI YÜKSELDİ, AYLIK BAĞLAMA ORANI DÜŞTÜ

Sosyal güvenlik sistemlerinin dönüşmeye başlaması ile birlikte emeklilik sistemleri de kendi içinde dönüşüm yaşamaya başladı. Türkiye, söz konusu dönüşüm sürecinin dışında kalmadığı gibi, pilot uygulama yapılan ülkelerden birisi oldu.
Dünya Bankasının 1994 yılında “Yaşlılık Krizinin Önlenmesi” başlıklı raporu yayımlanana kadar Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminde herhangi bir “açık” söz konusu değilken, ilginçtir raporun yayımlandığı yıldan itibaren sosyal güvenlik sistemi açık vermeye başladı. Bunun üzerinde Dünya Bankası raporunda belirtilen gerekçeler üzerinden sosyal güvenlik sisteminin “yeniden yapılandırılması” tartışmaları ile birlikte ilk adımlar, 1990’lı yılların sonundan itibaren atılmaya başlandı.

KAMU SİSTEMİNİN ALTI OYULDU

Türkiye’deki emeklilik yaşının Avrupa ülkelerine göre çok düşük olduğu öne sürülerek, 1999 yılında emeklilik yaşı kadınlarda 58, erkeklerde 60’a, prim ödeme gün sayısı ise 5 binden 7 bine yükseltildi. Ancak bu düzenlemeler yeterli görülmemiş ve AKP’nin 2002 yılı sonunda iktidara gelmesi ile birlikte, emeklilik yaşı kadınlarda ve erkeklerde 65’e, prim ödeme gün sayısı ise 7 bin 200’e çıkarıldı ve sosyal güvenlik sistemlerinin piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda dönüştürülmesinin temeli atıldı.
“Reform” olarak iddia edilen düzenleme sonrasında 1 Ekim 2008 öncesinde çalışanlara kademeli, 1 Ekim 2008 sonrası çalışanlara ise doğrudan olmak üzere, tüm emeklilere çalışırken aldıkları brüt maaşın sadece yüzde 50’sini ödeyen bir sosyal güvenlik sistemi oluşturuldu. Daha önce bu oranlar memur emeklilerinde yüzde 75, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinde yüzde 65’ti.

Emeklilik yaşının kadınlarda ve erkeklerde 65’e çıkarılması ile yapılan değişikliklerin en önemli sonucu, kamusal emeklilik sisteminin adım adım tasfiye edilmesi olarak karşımıza çıktı. Bu düzenlemelerle birlikte, 56 yaşında “emekli olma” hayalini pazarlayan bireysel emeklilik sistemi bizzat devlet desteği ile oluşturularak, bu şekilde kamu emeklilik sisteminin altı oyulmaya başlandı. Bu aşamadan sonra fon yönetimine dayalı bireysel emeklilik sistemlerini yaygınlaştırmak AKP Hükümetinin en temel hedefi oldu.

BİREYSEL EMEKLİLİĞE GEÇİŞ ADIMLARI

Türkiye’de bireysel emeklilik ile ilgili düzenleme “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi” adıyla 2001 yılında yasalaşarak yürürlüğe girdi. 4632 sayılı Kanun’da getirilen Bireysel Emeklilik Sisteminin amacı, “Kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olarak, bireylerin emekliliğe yönelik tasarruflarının yatırıma yönlendirilmesi ile emeklilik döneminde ek bir gelir sağlanarak refah düzeylerinin yükseltilmesi, ekonomiye uzun vadeli kaynak yaratarak istihdamın arttırılması ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunulmasını sağlamak amacıyla gönüllü katılıma dayalı ve belirlenmiş katkı esasına göre oluşturulan bireysel emeklilik sisteminin düzenlenmesi ve denetlenmesi” şeklinde belirtildi.

AKP Hükümeti, yaptığı yasa değişikliği ile bireysel emeklilik sistemine katılanlara yüzde 25 devlet katkısı ve şirketlere yönelik çeşitli vergi kolaylıkları getirerek bireysel emeklilik sistemini her yönden destekleyeceğini ilan etti. Son olarak 64. Hükümet 2016 eylem planında 21 Aralık 2015-16 Haziran 2016 tarihleri arasında yapılacak yasal düzenlemeler ile “Bireysel emeklilik sisteminde ‘otomatik katılım sistemi’ pilot çalışma sonuçları esas alınarak yaygınlaştırılacak” ifadesine yer verildi. 2016 haziranından itibaren bireysel emeklilikte zorunlu katılım sistemine geçileceği açıklanarak, tüm ücretli emekçilerin kendi iradeleri dışında sisteme dahil edilerek, kamusal emekliliği tasfiye sürecinin son adımları için düğmeye basıldı.

Önceleri kamusal emekliliği tamamlayıcı olarak gündeme getirilen, ancak zaman içinde kamusal emeklilik sistemlerine karşı, bizzat devlet eliyle önemli bir alternatif haline getirilen bireysel emeklilik uygulaması, kamusal emeklilik sisteminin tasfiyesi ve tamamen piyasaya açılması açısından önemli bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır.

SORUN KAMUSAL EMEKLİLİKTE DEĞİLDİR

Sosyal güvenlik sistemleri temelinde kuşaklar arası dayanışma ve toplumun yoksul kesimlerine yönelik bir kaynak aktarımını sağlar. Sosyal güvenlik kurumları, gelirin yeniden dağıtılması konusunda dolaylı etkiye sahiptir. Sosyal güvenlik sistemleri kapsamında olan bireyler ödedikleri primler ile gerek kuşaklar arasında gerekse bireyler arasında bir gelirin yeniden dağıtılmasına aracılık ederler ve bu şekilde sosyal güvenliğin dayanışmacı rolü işlevini yerine getirir. Kamusal emeklilik sisteminin tasfiye edilmesi durumunda hem gelirin kamu eliyle dağıtılması söz konusu olmayacak, hem de primlerle biriken devasa rakamlar, bireysel emeklilik şirketlerinin riskli yatırım alanlarında her an buharlaşma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

Sosyal güvenlik ve emeklilik sisteminde yapılmak istenen değişim, istihdam biçimlerinde yaşanan esnekleşme ve esnek çalışma ilişkilerinin yaygınlaşması ile birlikte değerlendirmek mümkündür. Ulusal İstihdam Stratejisi’nin parça parça hayata geçirilmesi ile birlikte, son yıllarda giderek yaygınlaşan esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışma koşulları sosyal güvenlik kapsamındaki kişi sayısının olması gerekenin çok altında kalmasına ve hükümetin de sık sık propaganda malzemesi yaptığı aktif-pasif oranın (çalışan/emekli oranı) düşmesine neden oldu.

Dünyada ve Türkiye’de sosyal güvenlik sistemlerinin krize girmesinin nedeni “emeklilik yaş sınırları” ya da “ödenen prim gün sayısı”nın azlığı değildir. Çünkü mevcut sosyal güvenlik sistemleri; işçi ve emekçilerin asgari olarak düzenli bir işte sigortalı olarak (emeklilik ve sağlık sigortası), 25-30 yıl çalışarak emekli olmalarını, bu süre içinde sağlık sisteminde de her tür sağlık hizmetini parasız olarak almaları üstüne kurulmuştur. Bu sistem, bugüne kadar tüm eksikliklerine ve yetersizliklerine rağmen olumlu bir işlev görmüştür.

İşçi ve emekçilerin çıkarlarını gerçek anlamda koruyacak bir sosyal güvenlik ve kamusal emeklilik mekanizması, ancak rekabet ve kâr ilişkilerinden uzak, her türlü piyasa ilişkisinden bağımsız bir biçimde, insanların bugünlerini ve geleceklerini kamusal bir anlayışla güvenceye alacak bir sistem oluşturulabildiğinde anlamlı olacaktır.

(*) Eğitim Sen Eğitim Uzmanı. Çalışma Ekonomisi Doktoru.
(e-mail: [email protected])

www.evrensel.net