Andreas Kemper: AfD, adaletsizliğin partisidir

Andreas Kemper: AfD, adaletsizliğin partisidir

“Zengin-yoksul, Alman-Alman olmayanlar, Hristiyanlık-İslam arasındaki adaletsizliğin sürmesini istiyor. Bu nedenle AfD bir adaletsizlik” partisidir.

Yücel ÖZDEMİR
Köln 

Şubat 2013’te kurulan ve sığınmacılar krizi üzerinden hızlı şekilde yükselen Almanya için Alternatif (AfD) partisi, son yerel seçimlerde 8 eyalette barajı geçmesiyle dikkatleri çekti.  Mayıs başında toplanan 5. Genel Kongresinde ilk defa bir “program” ilan etti. Programın temel ayaklarını ırkçılık, neoliberal politikalar ve aşırı muhafazakarlık oluşturuyor.

AfD konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan Sosyolog Andreas Kemper, ırkçı partinin yapısı, söylemleri, özellikleri ve karşı mücadele konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

Almanya, uzun zamandan beri AfD üzerinde tartışıyor. Bu parti nereden çıktı, neden bu kadar güçlendi?
AfD 2013’te kuruldu. O dönem Yunanistan’ın durumu yoğun şekilde tartışılıyordu. Başbakan Merkel, bir taraftan Yunanistan’a kredilerin verilmesinden yana politika yaparken, diğer taraftan Yunanistan’daki sosyal devleti yıkmak için çaba harcıyordu. Bu tartışmalar arasında AfD radikal bir politika ortaya atarak Yunanistan’ın tamamen avro bölgesinden ve AB’den çıkarılmasını gündeme getirdi. “Tembel Yunanlar” üzerinden de tartışma yapılıyordu o dönem. Daha sonra bir çok sağcı grup AfD’ye yöneldi. 

AfD sosyal sorunları ve avro krizini kullanarak mı güçlendi?
Evet. Baştan itibaren aşırı neoliberal bir partiydi. Çok sayıda neoliberal ekonomi profesörü AfD’nin kuruluşunda yer almıştı. Bunlar zenginlerden alınan vergilerin daha da düşürülmesini, yoksullar ve çalışanların haklarında daha fazla kesinti istiyordu. Bu nedenle başlangıçta aşırı neoliberal, sosyal hakların düşmanı bir partiydi. Halen de böyle.Ancak bu arada çok sayıda ırkçı gruplar da partiye geldi ve kalıcı oldular. 

AfD’de neoliberal, ırkçı ve Hıristiyan-fundamentalist bir programı var. 

Çok fazla radikal-muhafazakar görüşler dillendiriliyor...
Evet. Muhafazakar görüşler çok fazla. AfD adaletsizliğin partisidir. Bütün alanlarda adaletsizliğin sürmesinden yanadır. Zengin-yoksul, Alman-Alman olmayanlar, Hristiyanlık-İslam arasındaki adaletsizliğin sürmesini istiyor. Bu nedenle AfD gerçekten de tam anlamıyla bir adaletsizlik partisidir.

Peki bu partiye kimler oy veriyor. Hangi seçmen grubuna hitap ediyor?
Bütün seçmen gruplarından oy alıyor. Öncelikle erkeklerden çok oy alıyor. Parti içinde de erkekler kadınlardan çok fazla. AfD ilk etapta ayrıcalıklı bir kesim tarafından kurulmuştu. Aralarında hiç bir yoksul yoktu, hepsi ayrıcalıklıydı. Ancak, bu partiye maalesef en çok işsizler oy veriyor. Halbuki AfD işsizlere karşı politika yapıyor. İşsizliğe karşı değil, işsizlere karşı bir parti. 

AfD çok sayıda gençten de oy aldı. Almanya’da zenginler sürekli zenginleşiyor, yoksullar da yoksullaşıyor. Gelecek perspektifi olmayan gençler, diplomayla ancak işsiz kalabilirim diye düşünüyor. Zenginlere karşı bir şey yapamayacağını, böyle olunca da yoksullara, mültecilere, İslam’a dirsek çevirip ırkçılara oy verebiliyorlar. Bu tehlikeli bir yaklaşım. 

İslam konusu da güçlü bir şekilde kullanılıyor. Önümüzdeki dönemde en önemli konu yapılmak isteniyor. Irkçı, sağcı partiler Almanya’da İslam’ı kendi amaçları için nasıl kullanıyorlar?
Başından itibaren bu parti İslam’a karşıydı. Merkez Bankası eski Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarazzin’in söylediklerini kullanıyorlar. Sarazzin, 2010’da çok satılan bir kitaba imza attı ve kısa bir süre önce yeni İslam karşıtı bir kitap daha yayımladı. Ama Sarazzin o zaman sadece İslam’a, Almanya’da yaşayan Arap ve Türk insanlara karşı değil aynı zamanda Alman yoksullara da karşıydı. Bunlar birbiriyle bağlantılı. Başından itibaren ikisi birlikte düşünüldü. Farklı halk kültürlerinin olduğunu, bunun genetik olarak belirlendiğini, bu nedenle aynı halk grubunun aynı genetik özellikler taşıdığını savunuyorlar. Almanya’da da bunun böyle olduğunu düşünüyorlar. Alman olmayan grupların Almanya’da çok fazla çocuk yapmasını istemiyorlar. Sonuç itibariyle en fazla yoksullara karşı çıkıyorlar. Türk yoksullarına, Arap yoksullara karşılar. İslam ülkelerinden çok fazla insanın ülkemize geldiğini ve bunların yoksul olduğunu, bu nedenle de “Biz bunları istemiyoruz” diyorlar. 

‘AfP SADECE BİR SEMPTOM, EĞİLİM AVRUPA ÇAPINDA’

Sizce şu anda ırkçılığa karşı mücadelede nasıl bir strateji izlemek gerekiyor?
Bana göre, AfD bir çok gruba saldırıyor. İslam’a, mültecilere, göçmenlere, kadın haklarına saldırıyor. Kadınlar konusunda açıktan geriye dönüşü savunuyor. Keza yoksul insanlara saldırıyor. 

Saldırıya uğrayan bütün gruplar arasında bir dayanışmanın olması gerekiyor. Her grup kendisi için mücadele edeceğine hep birlikte, bu partiye karşı mücadele edilmesini sağlamak gerekiyor. Bütün grupların bir araya gelerek dayanışma içinde olması, kadın erkek eşitliğini savunması gerekiyor.

AfD ise insanları “düzeltmek” istiyor. Ayrıcalıklara sahip olan gruplar AfD aracılığıyla bu statülerini korumak istiyorlar. Buna karşı zayıf olanların kendi aralarında dayanışması ve AfD’ye karşı mücadele etmesi gerekiyor. 

AfD sadece bir semptomdur. Avrupa çapında böyle bir eğilim var. Avrupa’nın her ülkesinde AfD gibi partiler var. Front National, FPÖ. Avrupa çapında hepsi birlikte çalışıyor.

Avrupa’da siyasetin ekseni sağa mı kayıyor? Değişik nedenlerden söz ettiniz. Bu eğilim ve partiler kalıcı mı yoksa kısa süreli geçici mi? Ne düşünüyorsunuz?
Korkum, bunların kısa sürede yok olmayacağı yönünde. Bu elbette ekonomik krizle de bağlantılı. Sağ partiler ekonomik krizin ortasında güç kazandılar. Ayrıcalıklı gruplar konumlarını kaybetme korkusuna kapıldı. Bu ayrıcalıklı gruplar, bütün serveti elinde bulunduran süper zenginlere, tekellere karşı değiller. Bunun yerine aşağıya doğru vurmaya başladılar. Bu bazı ülkelerde halen devam ediyor. Buna karşı bir şeyler yapmak gerekiyor.

‘IRKÇILIĞIN YÜKSELMESİNDE EKONOMİK KRİZ TEMEL’

AfD’ye karşı mücadele edilmesi gerektiğini savunan bazı kesimler ise sosyal sorunların önemli olduğunu ancak çok fazla öne çıkarılmaması gerektiğini, geniş bir birliğin olabilmesi için arkada kalmasının yararlı olacağını ifade ediyor. Siz bir sosyolog olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İkisini birlikte götürmek gerekiyor. Sosyal sorunlar çok önemli. Irkçılığın yükselmesinin arkasındaki asıl olarak ekonomik kriz yatıyor. Ancak krizden önce de antiislamcılık, ırkçılık vardı. Ekonomik krizle birlikte bunlar güçlendi. Bu nedenle her iki konuyu birlikte ele almamız gerekiyor. Ne sosyal sorunları ne de ırkçılığa karşı mücadeleyi tek başına öne çıkarmaması gerekiyor. 

Son olarak, bu ülkede milyonlarca göçmen yaşıyor. Türkiye kökenliler ilk sırada yer alıyor. Irkçılığa karşı mücadele sürecine göçmenler nasıl katılabilir? 
Onların da dayanışma içinde olması gerekiyor. Birlikte davranarak dayanışma içinde olmak önemli. Biliyoruz ki göçmen olup da AfD’ye oy verenler de var. Bu da var. Özellikle, iyi durumda olan ikinci nesil göçmenler sığınmacıları istemiyor. Göçmenler arasında da hiyerarşiler var. Bu nedenle dayanışma önemli ama politik olarak da bu anlayışlarla tartışmak, mücadele etmek gerekiyor. Kadın erkek eşitliği, insanların özgürlüğü, gelirin adil bir şekilde paylaşılması için bunu yapmak gerekiyor. Çünkü çok önemli

www.evrensel.net