Bağımsız Türkiye, demokratik cumhuriyet, laik eğitim

Bağımsız Türkiye, demokratik cumhuriyet, laik eğitim

Meselenin ana çizgisi sömürü, inkar, yok etme ve Saray'da dikensiz gül bahçesi yaratmadır. Çözüm yok mu? Elbette var.

Orhan YÜCE
ÖVDER Şube Başkanı/İzmir

 
Hani derler ya “Sen daha anlamadın mı? Mesele paylaşım meselesi.”
TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “Anayasa’da laiklik olmamalı. Bir İslam ülkesiyiz. Dindar bir anayasa yapmalıyız” sözü üstünden başlatılan tartışmada, esas ayrım çizgisi belirsizleştirilmektedir.
Emperyalist devletler ’90’lı yılların başlarında Sovyetlerin resmen dağılmasından sonra “küreselleşme” adıyla yeni bir atağa geçtiler. Küreselleşmeyi, adalet, şeffaflık, özgürlük, paylaşım gibi pozitif ifadelerle süsleyip, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üstünden ülkeleri bağlayıcı çok taraflı anlaşmalar yaptılar. MAI-MIGA-Tahkim -GATS gibi çok taraflı anlaşmalarla ülkelerin kaynaklarını ve hizmetlerini sermaye lehine talan etmeye başladılar.
Türkiye bu talanda özellikle AKP hükümetleri döneminde atbaşı gitti.  Bu talana hakları ve özgürlükleri için direnenlerin önüne bir taraftan cop, gaz ve TOMA’ları koyarken, bir taraftan da dini, emperyalist talanın bir mayası olarak halkın önüne sürdüler. AKP hükümetleri başta eğitim, diğer kamu hizmetlerini ve toplumsal değerleri buna uygun biçimlendirmede engelleri bir bir yıkarak şimdi İslam devleti istemeye başladı.
Elbette bu girişimler yeni değil, ama en etkilisi AKP döneminde yapıldı.
Cevdet Sunay, Süleyman Demirel, Kenan Evren, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan, eğitim-öğretim birliğini adım adım dini eğitim birliğine dönüştürmek için çok çaba harcadılar.
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 1968’de “Bugünkü okullarda yetişen gençlere ülke yönetimi teslim edilemez. Biz, laik okullara karşı imam hatip okullarını bir seçenek olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri, bu okullarda yetiştireceğiz...” dedi.
Demirel, “Siyasetin gayesi dine hizmettir. Siyaset dini koruyacak, dine hizmet, siyasetin vazifesi içindedir...” dedi.
12 Eylül generallerinin 5 yıllık kalkınma planında,“Türk milleti dindar olmalıdır. Türk milleti dini öğrenmelidir. Din ve ahlak derslerinin zorunlu hale getirilmesi toplumun İslamlaştırılmasında önemli faktörlerden biridir” ifadesi ile okullara zorunlu din ve ahlak dersleri kondu.
12 Eylül faşist darbesinin Generali Kenan Evren “İmam hatip okullarında iyi eğitim veriliyor. O çocuklardan zarar gelmez. 1930’lardaki laiklik anlayışını yanlış olarak görüyorum” dedi.
Turgut Özal “Şimdiye kadar herkes İslam’ı toplumda yaygınlaştırmak istiyordu. Oysa asıl sorun devleti İslamlaştırmaktır” diyerek bir adım daha ilerledi.
R. T. Erdoğan: “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor. Bu millet istedikten sonra tabii gidecek” söylemi ile artık laikliğin gitmesi gerektiğini vurgularken, gece yarıları hak ve özgürlükleri yok eden savaş, talan ve kölelik yasaları Meclisten çıkartıldı.
14 yıllık AKP iktidarı ve saray, eğitim sistemini ve kamusal alanı tümüyle işleyişini ticarileştirip, içini dinsel ifadelerle kuşatarak,  tek devlet, tek bayrak, tek din, tek millet talebi ile hükümdarlık kurmak istiyor.
Öğretmen odalarını, laboratuvarları, spor odaların ve kütüphaneleri kapatıp, mescit açan Milli Eğitim Bakanlığı, bilimin kırıntılarını temizleyip, eğitim-öğretim birliğini de parçalayarak, eğitimi de dini eğitim birliğine dönüştürmenin son hamlelerini yapıyor.
Tüm bunlar, talan ve paylaşımın daha rahat yapılabilmesinde, örgütsüz, bilimsiz ve itaatkar bir topluluk yaratmak içindir. Bu topluluğun içinde Kürt, Aevi, kadını yoktur. Emekçilerin hakları, iş güvenceleri, gençlerin bilimsel, demokratik, parasız ve ana dilinde eğitim hakları yoktur.
Meselenin ana çizgisi sömürü, inkar, yok etme ve Saray'da dikensiz gül bahçesi yaratmadır. Çözüm yok mu? Elbette var. Bağımsız Türkiye, demokratik cumhuriyet, laik eğitim talebiyle; bilgimizi ve birliğimizi hayata geçirip, halklarımızı ve çocuklarımızı diktatörlerin, talancıların, tacizcilerin, tecavüzcülerin ve din bezirganların karanlık dünyasından kurtarmaktır.

www.evrensel.net