'Soma’nın nedeni özelleştirme ve piyasalaştırma'

'Soma’nın nedeni özelleştirme ve piyasalaştırma'

Türk Sosyal Bilimler Derneği, Soma Katliamı'nın baş nedeninin 2000’li yıllarda ivme kazanan özelleştirme olduğunu vurguladı.

301 madencinin can verdiği Soma Katliamı’nın yıldönümü öncesi bir rapor açıklayan Türk Sosyal Bilimler Derneği, katliamın baş nedeninin 2000’li yıllarda ivme kazanan özelleştirme olduğunu vurgulandı.

Soma Davası avukatlarının da talebiyle, dernek bünyesinde akademisyenlerden oluşan çalışma grubu tarafından hazırlanan rapor, dün Mülkiyeliler Birliği’nde toplantıda basınla paylaşıldı. Rapor, Doç. Dr. Galip Yalman, Araştırma Görevlileri Çağrı Kaderoğlu Bulut ve Coşku Çelik’in de katılımıyla Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir tarafından tanıtıldı. Rapor Nisan ayındaki duruşmada mahkemeye de sunuldu. İki yıldır süren hukuk sürecinde hakim anlayış olarak facianın “doğal felaket” olarak ele alınmasını eleştiren Özdemir, “Oysa Soma faciası doğal değil, sosyal bir felakettir” dedi.

ASIL SORU; ‘FACİA NEDEN OLDU?’

Çalışma Grubu olarak sorumluluklarının facianın doğallaştırılması karşısında, toplumsal niteliğini ve siyasal uygulama ve eğilimlerle ilişkilerini ortaya koymak olduğunu dile getiren Özdemir, faciayı “nasıl oldu?” yerine “neden oldu?” sorusu üzerinden irdelemeyi tercih ettiklerini söyledi.
Facianın neden olduğunu kavramaya çalıştıklarında, beş problemli alanın karşılarına çıktığını dile getiren Özdemir, birincisinin facianın bir işyerinde gerçekleşmesi nedeniyle sadece o işyeri sahibinin sorumlu olduğu gibi bir eğilimin yanlışlığı olduğunu söyledi. Bunun kabul edilemez olduğunu kaydeden Özdemir, “Soma faciası genelleşmiş sermaye ilişkilerinin, özel teknik koşullar ile birleşmesinin bir ürünü olarak açığa çıkmış yapısal ve genel bir ‘olay’dır” diye konuştu. Faciada işverenin sorumluluğunun tartışılmaz olduğunu dile getiren Özdemir, “Üretimde aşırı kar hırsı, özelleştirme ve taşeronlaştırma politikaları ile dayıbaşı sistemi, yetersiz işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri, yasa ihlalleri ve denetim eksiklikleri  maden faciasının başlıca nedenleri arasındadır” dedi. Özdemir, facianın bu farklı düzeylere ait, birbiriyle iç içe geçmiş yapısal etmenlerin etkisi altında gerçekleştiğinin altını çizdi.

‘KAZA DEĞİL’

İkinci olarak Soma faciasının ‘iş kazası’ olmadığının, iş kazasının, işçinin karşı karşıya kaldığı istenmeyen, beklenmeyen ve/veya şanssızlık sonucu meydana gelen olaylar olduğunu dile getiren Özdemir, Soma faciasını teknik bir ‘iş kazası’ olarak ele almanın, Türkiye kapitalizminin ve parçası olduğu küresel ekonominin dışındaymış gibi ele alma yanlışlığını getireceğini söyledi. Özdemir facianın kapitalist sistemin işleyişine dair olduğunu söyledi.
Facianın hukuki açıdan ele alınış biçiminin, faciaya neden olan etkileri birbirinden ayrı olarak ele aldığı için sorunlu olduğunu da dile getiren Özdemir, “üretim zorlaması, taşeronlaştırma, yasal ihlalleri, düşük ücretler, ağır çalışla koşulları, sosyal hak kayıpları, sosyal güvencesizlik, denetim ve işçi sağlığı ve iş güvenliği eksiklikleri ve ihmaller gibi boyutlar ayrı ayrı değil, bir bütünün bileşenleri olarak değerlendirilmelidir” dedi.

‘SOMA TEK DEĞİL’

Facianın “biricik” bir olay gibi ele alınmasını da eleştiren Özdemir, bu facianın benzerlerini yaratabilecek genel politika ve eğilimlerin de görünmediğini, oysa Soma’da tam da bu noktalara odaklanmak gerektiğini dile getirdi.
Faciada “işçi hatası”na odaklanılmasını da yanlış bulan Özdemir, oysa Soma faciasında işverenin üretim maliyetlerini düşürme ve verimi artırma çabasının gözardı  edildiğini hatırlattı. Özdemir facianın bireysel sorumluluğa indirgenmeye çalışıldığını söyledi.
Özdemir Soma maden faciasına neden olan ilişkiler ve süreçleri şöyle özetledi:
- Facianın ardındaki en önemli neden 2000’li yıllarda ivme kazanan özelleştirme ve piyasalaştırma süreçleridir. Sermayenin sınırsız kar hırsının önüne set koymaktır.
- Madenlerdeki ölümcül düzeyde güvencesiz çalışma koşullarına razı olacak kadar yoksullaşma sürecidir.
- Soma’daki faciayı ortaya çıkaran iş örgütlenmesi ve üretim süreci, üç boyutun (iktisadi, siyasi ve ideolojik) bir arada etkisiyle oluşan bir emek rejimi içinde gerçekleşmiştir” diye özetledi.

‘TKİ, ŞİRKET VE DAYIBAŞILIK’

Üretim zorlamasının, TKİ’den başlayacak şekilde, firmaya, firma yönetiminden, vardiya amirlerine ve mühendislere, dayıbaşılardan işçiye kadar uzanan bir silsile halinde, yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik bir temelde oluştuğunun da altını çizen Özdemir, madendeki üretim zorlaması, kâr hırsı ve rekabetle ilgili olduğu kadar siyasi ihtiyaç ve ilişkiler ile bağlantılı olduğunu da söyledi.
Soma faciasında işçi sağlığı ve iş güvenliğini ihmal eden TKİ, şirket ve dayıbaşılıktan oluşan üçlü oluşumun altını çizen Özdemir, kâr odaklı ucuz kömür üretimini hedefleyen, yüksek risk taşıyan, kuralsız, mühendislik bilim ve tekniğinden azade, ilkel iş aracılığı ve üretim yöntemleri ile gerçekleştirilen üretim ortamında işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri de geri plana itilmiştir” dedi. Özdemir, son etkenin de şirket, hükümet, sendika ilişkisi olduğunu söyledi. Özdemir, şirketin hükümet ile yandaşlık, sendikayla ise hükmetme ilişkisi içinde olduğunu, bu oluşum sürecinde de kuralsız, her türlü denetimden arındırılmış bir üretim ortamında işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin sistematik olarak ihmal edildiğini söyledi. (Ankara/EVRENSEL)

www.evrensel.net