Soma hem siyasetin hem de sermayenin yanına kâr kaldı

Soma hem siyasetin hem de sermayenin yanına kâr kaldı

Bedel ödemek bir kenara dursun; 13 Mayıs sabahı gerçekleştirilen işçi soykırımı hem siyasetin hem sermayenin yanına gerçek anlamda 'kâr' kaldı.

Ece Sevim ÖZTÜRK
Gazeteci, Çağdaş Ses Genel Yayın Yönetmeni

13 Mayıs 2014 günü, 301 maden emekçisinin hayatını kaybettiği ocağı, TKİ’den rödovans yöntemiyle alan Soma Holdinge bağlı Soma Kömür İşletmeleri AŞ işletiyordu. Ancak ilk olarak ELİ’nin işlettiği madende mekanize ve manuel üretim yöntemlerinin bir arada kullanılması amacıyla kömür üretim işi Park Teknik’e hizmet alımı şeklinde verilmişti.
Eynez’in önceki işletmeci firması olan Park Teknik, sahadaki kömürün yangın açısından da riskli sınıfa girmesi sebebiyle çalışmaları sırasında sürekli yangınlı kazalarla karşılaşıyordu. Son yaşanan yangının ardından teknik bir rapor hazırlatarak risk analizini değerlendiren Park Teknik, 9 Temmuz 2008’de hazırlattığı raporla, üretimin devam ettirilemeyeceğini anladı ve bölgeden çekilme kararı aldı.
Sahanın Soma Kömür İşletmeleri AŞ’ye devredilmesi ve 13 Mayıs’taki katliamın yaşanmasının ardından, Akhisar’da süren davada yargılanan firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan; “Park Teknik basiretli bir tacir gibi davranarak, devir sırasında bize hiçbir uyarıda bulunmadı” ifadesinde bulundu.
Konuya ilişkin olarak ulaştığım ve devir yazısında imzası bulunan Park Holding eski CEO’su Yusuf Aydın’a Can Gürkan’ın ifadesini sorduğumda; “Böyle bir şey mümkün mü? Paçayı kurtarmak için bir şeyler söyleyecekler illa. Araba alırken bile siciline bakarsınız. Bir sürü devir tutanakları var. Kafanıza göre ona buna veremezsiniz ki, devlet koordine ediyor bu işi. Sizden alıyor işi, öbür tarafa veriyor” dedi.
Park Teknik’in TKİ’ye yazdığı devir yazısını incelediğimde, “İleride telafisi mümkün olmayacak problemlerle karşılaşılacağı anlaşılan bu durumda hem şirketimizin hem de kurumunuzun olumsuz olarak etkilenmemesi için işi devir etmek istemekteyiz” deniliyordu.
Soma AŞ’de çalışan onlarca işçinin savcılıktaki, İş Teftiş Kurulu’ndaki, TBMM Soma Araştırma Komisyonundaki ifadelerinden bile çalışma koşullarını, madendeki üretim hırsını anlamak bu kadar kolayken, 301 madencinin kanını Park Teknik’e suçu yıkarak bu durumdan kurtulmaya çalışmak trajikomik.
Üstelik hükümetin temsilcilerinin ve yandaş medyanın katliam sonrası Alp Gürkan ve şürekasını deyim yerindeyse “kelle vermek” yöntemiyle harcaması(!) da, “Bize dokunmayın” demenin başka bir yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.

SİYASİ SORUMLULUĞU ÜSTLENEN OLMADI

Eynez’e giderek Can Gürkan ile birlikte iftar yapan ve “Eynez Türkiye’nin en güvenli maden ocağıdır” diyen Dönemin Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın, “Madeni kapatıyorsun, 50 yerden telefon geliyor” diyerek itirafçı olan Dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in, madenleri ruhsatlandırma yetkisini tek başına elinde tutan Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın bu katliamdaki siyasi sorumluluğu üstlenmemesi de tarih sayfalarında yerini aldı.
Katliamdan sonra görüştüğüm işçiler, müfettişlerin isimlerini vererek (Verdikleri isimleri teyit ettirdim) teftişlerden önceden haberdar olduklarını, dayıbaşılarının talimatıyla günübirlik düzenlemeler yaptıklarını ve patron-müfettiş temalı tekne sefalarını uzun uzun anlattılar.
Soma Holdingin Sahibi Alp Gürkan’a bulaş(a)madan, firma yöneticilerinin, mühendislerin ve teknikerlerin yargılandığı bir davanın sonucunda verilecek karar her ne olursa olsun; Soma’yı sarmalayan siyaset, sendika, sermaye, sivil toplum ve birçok alanda örülen ağlarla kurulan kirli ilişkilerde işçilerin kanına dün ekmek doğrandı, bugün yine doğranıyor, yarın doğranmaya devam edilecek.
TKİ’nin, ELİ’nin, MİGEM’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin (Bakanlık personelinin yargılanmalarına Faruk Çelik ‘Sorumlusu kim olursa olsun, gözünün yaşına bakmayacağız’ dediği halde izin vermedi) yargılanmadığı Soma davasından asla olması gerektiği gibi bir adalet çıkmayacak.
TKİ ile yaptığı rödovans sözleşmesi gereği, devletin çıkartılan kömürü alım garantisi verdiği ocakta, üretim kapasitesinin üzerinde üretim yaparak işçileri ölüme yürüten haris sermaye, bu gücünü AKP ile içli dışlı yürüttüğü çalışmalarına borçlu aslında.

TAŞI BİLE SATTILAR

AKP’nin Manisa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hüseyin Tanrıverdi’nin propagandasını yapabilmesi için işçileri ocak dışında ayakta bekletmek, firmanın Genel Müdürü Ramazan Doğru’nun eşi Melike Doğru’yu AKP’den belediye meclis üyesi yapmak gibi kamuoyuna da yansıyan ilişkileri gizlemeyen firma yetkilileri bu güvenle, kendisine alım garantisi veren devlete kömürle karışık taş bile satmaktan geri durmuyordu.
Rödovans sözleşmesine göre, devletin ancak kalorisi 1800 kcal/kg’ın üstündeki kömürleri kabul etmesi gerekiyor. Ancak 2013 Sayıştay Raporu’ndan anlıyoruz ki, Soma AŞ, 2013 yılında devlete 2.3 milyon ton teslimat yaptı. 1 milyon 549 bin 311 ton karışımdan yıkamaya verilen kömürlerden sadece 768 bin 791 ton temiz kömür elde edilebildi. Kalan 780 bin 520 ton işe yaramadığı için çöpe gitti. 2013 ile 2014 yılının ilk dört ayına isabet eden 10 değişik çalışma gününde, kalorifik değeri belirlenen sınırın altında kalan kömürlerden 54 bin tonunu devlete verdi ve karşılığında hiçbir cezai müeyyide ile karşılaşmadı.
Daha önce maden firmalarının artan maliyetlerini ödemesi tartışmalarıyla tepkileri üzerine çeken AKP Hükümeti, şimdi de Soma’dan sonra oluşan infial sandıklara yansımasın diye yer altında çalışan maden işçilerinin çalışma saatlerinin 36 saate düşürülmesi, maaşlarının 2 asgari ücretten az olmaması gibi düzenlemelerin acısını çıkartmak amacıyla, maden baronlarının da gönlünü hoş tutabilmek için yeni bir düzenlemeye gitti bile.

ŞİRKETLERİN MALİYETLERİNİ DEVLET KARŞILAYACAK

AKP Hükümetinin hazırladığı kanun teklifi ile devletin sadece rödovans yöntemiyle iş yaptığı firmalar için değil, diğer maden firmalarının artan maliyet artışlarının da devlet tarafından karşılanmasına ilişkin düzenlemeler yer aldı.
Yani, bedel ödemek bir kenara dursun; 13 Mayıs sabahı gerçekleştirilen işçi soykırımı hem siyasetin hem sermayenin yanına gerçek anlamda “kâr” kaldı.
Geriye ise, insanlık dışı koşullarda çalıştıkları madenlerde ölüme yürütülen işçiler, iş kazasında ölmeyi ‘en azından aileme tazminat kalır’ diyerek açlıktan ölmeye tercih eden işçiler, hukuksuz bir şekilde iş akitleri feshedilen ve tazminatları ödenmeyerek yokluğa mahkum edilen işçiler ve sermayeyi kurtarmak için firma ile protokol imzalayarak işçilerin tazminatlarını almasını engelleyen sendikaya seslerini çıkartamayan işçiler, direnmeyen işçiyi kutsayan reformist söylemler ve bilerek ya da bilmeyerek oportünizme bulaştırılmış, ideolojiden yoksun yöntemlere işçiye sahte bir umut devşiren siyasetçiler kaldı.
Geriye Soma’nın gerçeğini bilmeyen ve AKP’nin neden bölgeden birinci parti çıktığını anlamadan maden emekçilerini “kader”lerine terk eden halk kitleleri ve yol parasını denkleştirmeyi başarabilirlerse Akhisar’da davayı takip etmeye çalışan aileler kaldı.
Geriye babasız çocuklar kaldı.
Ancak umut her zaman vardır ve emekçilerin kabullenmişliğinin en büyük sebebi olan oportünist erkin karşısında “ideolojinin” panzehir olacağı bir mücadele başlatılarak, işçi sınıfının üzerindeki ölü toprağı atılacaktır. Gidenlere saygı, geriye kalanlara umutla.

www.evrensel.net
ETİKETLER Soma katliamı