Neoliberalizm, AKP ve iş cinayetleri rejimi

Neoliberalizm, AKP ve iş cinayetleri rejimi

AKP iktidara geldiğinden bugüne en az 17 bin 57 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

S. Murat ÇAKIR

24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesi sonrası uygulanan politikalar sonucu kitlesel bir proleterleştirme dalgası yaşandı. Kırsal alandan kentlere göç ise proleterleşmenin en önemli ayağını ve güvencesiz işçi havuzunun ana kaynağını oluşturdu. Kentlere olan göçün 2/3’ü hizmetler sektörüne 1/3’ü sanayi sektörüne iş gücü olarak eklendi.
AB süreci çerçevesinde uluslararası yeni iş bölümüne katılımın köşe taşları oluşturuldu. Çalışma hayatına ilişkin peş peşe düzenlemeler getirildi. Sağlığı, eğitimi, sosyal güvenliği ve emekliliği düzenleyen rejimler değiştirilerek güvencesiz çalışmanın ivmesinin yaratılması, Türkiye toplumunun önündeki altüst oluşun diğer yönlerini gözler önüne sermektedir.
Güvencesiz çalıştırma biçimleri olan taşeronlaştırma, göçmen ve kaçak işçilik, kısmi süreli çalışma, es-nek istihdam, ev işçiliği, mevsimlik işçilik ve geçici işçilik bu süreçte işte bu zeminler üzerinde gerçekleşti.
Bu dönemde iş cinayetleri hızla artış gösterdi, önlem alınmadı ve sorumlular yargılanmadı. Bir de bu duruma AKP ile birlikte topluma empoze edilen ümmetçilik eklendi. AKP, sermaye için bulunmaz bir kaftan oldu. İktidara geldiğinden bugüne en az 17 bin 57 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Meslek hastalıkları ise tam bir muamma. İş cinayetlerinin 5-6 katı meslek hastalığı tanısı konması gerekirken ülkemizde bu sayı 500 civarı.

EN ÇOK ETKİLENENLER

Mali sermaye, mülksüzleştirdiği geniş yığınları işçileştirirken güvencesizleştirdi. Taşeron çalıştırma gibi örgütlenmeyi neredeyse olanaksızlaştıran çalıştırma biçimleri ve en korunmasız nüfus gruplarından oluşan iş gücü gruplarının emek piyasasında öne çıktığı bir işçi sınıfı oluştu.
1) Çalıştırma Biçimi Bakımından - Taşeron İşçiler: Güvencesiz çalıştırma biçimleri, en başta iş tanımını belirsizleştirdiğinden ve çalışma koşullarının belirlenme inisiyatifini patron lehine büktüğünden dolayı, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında da işçileri korunmasız bıraktı.
Örnek olarak Çapa’da yaşanan Zafer Açıkgözoğlu iş cinayetini verebiliriz. Taşeron çalışmanın iş tanımını belirsizleştirdiğini, keyfiliği artırdığını; sendikasız çalışmanın işçiyi daha çok sağlıksız koşullara mahkum ettiğini ve korunmasız bıraktığını; çok düşük maliyetlerle bile alınabilecek önlemlerin alınmadığını ve devletin de patronlarla birlikte hareket ettiğini ya da denetim görevini yerine getirmediğini görmüş olduk.
Bugün kiralık işçilik ve özel istihdam büroları vb. tartışması da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Aşağıda değineceğim korunmasız nüfus gruplarını da yatay olarak kesen bir durumdur güvencesiz çalıştırma.
2) Yaş Bakımından Korunmasız Nüfus Grupları - Çocuk ve Yaşlı İşçiler: Öncelikle çocuk işçilere değinelim. Son üç yılda en az 176 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Türkiye’nin genel olarak çocuklara ve geleceğine bakışını da özetleyen bir durumdur bu.
Çocuklar esas olarak tarım ve inşaat gibi mevsimlik işlerde çalışıyorlar. Yine okulların kapanmasıyla beraber yoksulluk veya bir meslek öğrenmesi nedeniyle çocuklar, oto kaportacı, berber vb. yanında çalışmakta ya da sokaklarda mendil ve su satmaktalar. Devlet ve sermaye eliyle planlı gerçekleştirilen çocuk işçilik ise esas olarak  4+4+4 eğitim sistemiyle ivme alan çıraklık ve stajyerliktir. Organize sanayi ya da fabrikalarda başlayan bu süreç sanayiye ara eleman yetiştirmenin başlangıcıdır. Çünkü ‘Meslek lisesi memleket meselesi’dir.
Yaş olarak ikinci grup ise yaşlı işçilerdir. SSGSS Yasası ile emeklilik kademeli olarak 65 yaşa yükseltildi. Bu durumda zaten sigortası düzenli yatmayanların yanında, yaş bekleyen ve yaşlandığı için iş bulamayan, geliri olmadığı için geçimini sürdüremeyen işçilerimiz eklenecektir. Somut sonucu da, her yıl daha da artan ve son üç yılda 964’e ulaşan yaşlı işçilerin iş cinayetleridir.
Devlet ‘Türkiye’de sosyal harcamalardan üretken olmayan yaşlı gruplara daha fazla kaynak ayrıldığı dikkati çekmektedir’ diyerek yaşlılarına yani geçmişine ne kadar önem verdiğini ortaya koymaktadır. Yaşlı işçiler tarım, inşaat ve taşımacılık gibi sektörlerde yoğun olarak çalışmakta ya da esnaflık yapmaktadır.
3) Toplumsal Cinsiyet Bakımından - Kadın İşçiler: Çalışma yaşamının görünmeyen emeği olan kadınlar son üç yılda 354 iş cinayetine maruz kaldı.
Neredeyse yarısı tarım sektöründe ve büyük çoğunluğu ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınlar, diğer yandan sanayide ve hizmetler sektöründe önemli bir rol üstlenmektedir. Ancak patronların dışında baba, koca ya da erkek kardeş aldığı ücrete el koymaktadır. AKP iktidarı da bu durumu pekiştiren uygulamalara gitmektedir. Örneğin aile kurumunu korumak adıyla çıkarılan ‘Ailenin ve Dinamik Nüfusun Korunması Kanunu’ kadını yarı zamanlı çalıştırarak aile içine hapsetmeyi ve ucuz iş gücünü kadın üzerinden yaygınlaştırmayı hedeflemekte.
4) Ulusal Köken Bakımından - Göçmen İşçiler: 2000’li yıllarla birlikte Afganistan’da başlayan, Irak’ta devam eden, bölgeyi saran ve son olarak Suriye’de şiddetlenen savaş süreçleri ile birlikte ülkemize yoğun bir göç yaşanmıştır. Bu durumun bir yansıması olarak ülkemizde göçmen işçi ölümlerine de rastlamaktayız. Son üç yılda en az 144 göçmen iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir.
Bu durumun dışında bir de iç göç, Kürt iş gücü göçü yaşanmaktadır. Özellikle mevsimlik tarım, inşaat ve güce dayalı işlerde yaşanan Kürt iş gücü nice acılara gebe olmaktadır.

SONUÇ

Ülkemizde 2000’li yıllarda Tuzla tersaneleri ile ivme alan işçi sağlığı mücadelesi farklı uğrakları da geçerek gelişti. Ancak Soma Katliamı sonrası iş cinayeti algısı yerleşmesine rağmen mücadelenin politik gücü zayıfladı. Önümüzdeki dönem yukarıda özetlemeye çalıştığım koşulları değiştirmeyi hedefleyen, ülkemizin verili siyasi koşullarının bilincine varan ve buna uygun bir eylem çizgisi geliştirebilen bir işçi sağlığı hareketini politik bir güç olarak var etmek temel hedefimiz olmalıdır.

www.evrensel.net