2017 sözleşmesi yeni mücadelelere gebe!

2017 sözleşmesi yeni mücadelelere gebe!

Koç Holdinge bağlı Türk Traktör'de 2015 yılı 20 Mayıs gecesi mesaiye kalan işçilerin ıslıkları, 12 gün sürecek bir direnişin ilk kıvılcımı oldu.

Birkan BULUT
Ankara

Ankara’da Koç Holdinge bağlı Türk Traktör fabrikasında 2015 yılı 20 Mayıs gecesi mesaiye kalan işçilerin ıslıkları, 12 gün sürecek bir direnişin ilk kıvılcımı oldu.

Şanzıman bölümünde üretim müdürünün bir işçiyi itmesiyle başlayan o geceyi direnişin öncü işçilerinden Emre Cevizoğlu’dan dinliyoruz: “Montaj grubunda işçiler ıslıklarla protestolara başlamıştı. Bantta bir UTL (üretim takım lideri) işçilerden birini ıslık çalarken yakalamış ve işçiyi itmişti. Kavga çıktı diye haber gelince montajda toplanmaya başladık. Müdür uzun bir süre konuştu ve ‘Hadi başlayalım arkadaşlar’ dedi. Hiçbir işçinin kılı kıpırdamadı. Sonra müdür yanımdaki yaşlı bir işçiye ‘Gelsene çalışalım’ dedi. O adım atarken kolundan tuttum. Müdürle tartışmaya başladık. O ana kadar susan işçiler bir anda tartışmaya katıldı. Müdür mesaiyi iptal etti ve işçileri gönderdi. Ertesi gün ıslıklı bir eylem yapma ve Renault’ya destek olma kararı aldık. Basınla güvenlik arasında tartışma olunca iş büyüdü ve fabrikanın 3 çıkışında toplandık. Orada bir kişinin inisiyatif alması gerekiyordu ve ben öne çıkıp konuşma yaptım. Yaptığım yalnızca o kadardı. Kapıya yürüyünce sendikacılar korktu ve servisleri kaldırma kararı aldılar. Biz de eve gidemedik. Aslında grev böyle başladı. İdare binasına yürüyüp fabrika yönetimini protesto ettik. O öfkeyle Türk Metal’in temsilciliği basıldı, cam çerçeve indirildi...”

TÜRK TRAKTÖR İŞÇİSİNİ GREVE GÖTÜREN NEYDİ?

Tabii işçileri direnişe sürükleyen yalnızca o gece yaşananlar değildi. Bursa’da Renault işçilerinin başlattığı metal direnişi, diğer illere ve fabrikalara yayılıyordu. Bir zamanlar Ankara’da “Türkiye’nin Almanya’sı” olarak adlandırılan Türk Traktör’de, işçiler asgari ücretle çok uzun saatlerde çalıştırılmaya başlanmışlardı. İşçilerin öfkesini biriktiren ve direnişe zemin hazırlayan süreci Cevizoğlu, şöyle anlattı: “İşçilerin en büyük öfkesi sendikal bürokrasiye karşıydı. Patron da bu konuda uyanık davranıp tüm işini Türk Metal’e yaptırıyordu. ‘Patron her seferinde bizim suçumuz yok. İki sendika arasında yapılan anlaşma’ diyordu. 3 yıllık sözleşme artık işçilerin yeter demesine neden oldu. Sözleşmeyle enflasyona karşılık çok düşük bir zam verildi ve 3 yıl maaşlar donduruldu. Hatta geriye gitti denebilir. Bir de sendikacıların yaşadığı lüks hayatı işçiler görüyordu. Birikmiş bir öfke ben geliyorum diyordu ve nasıl çıkacağı belli değildi. Diğer fabrikalarda da birikmiş bir şey vardı. Kelimenin tam anlamıyla kaybedecek bir şey kalmamıştı. Renault işçileri de Bosch’ta sözleşmenin yenilenmesini bekliyormuş denilebilir. Önceki sözleşmede yaptıkları iş bırakmayla deneyimleri vardı. Biz de ise bir gün öncesine kadar grev işçilerin aklının ucundan bile geçmiyordu.”

DİRENİŞİN KOMİTELERLE HAZIRLANMASI ÖNEMLİ

Üretimi durdurup 12 gün fabrika bahçesini işgal eden işçiler, bu süreçte birçok mücadele deneyimi kazandılar. Sendikanın ve patronların oyunlarıyla baş etmek için birçok yol denediler. Cevizoğlu, bu süreçte öğrenilenlerin yeni mücadeleler için derslerle dolu olduğunu söyledi: “İşçilerin patrona cephe açmadan önce iyi örgütlenmeleri gerekiyor. Kahraman, cesur, kafası çalışan kişilerin işçileri arkasında sürüklediği değil, alttan yukarı bir örgütlenme oldu direniş sürecinde bizde. Yönetimin en üstten en alta kadar beraber karar vermesi gerekiyor. Bizim direnişimizin 13 gün sürmesi de böyle oldu aslında. Biz hep birlikte karar almaya çalıştık. Birçok fabrikada öncü işçiler işten atılınca direniş bitiyor. Diğer işçilerin de öğrenmesi, deneyim kazanması zaman alıyor. Ancak alttan yukarı bölümlere, hatlara, birimlere kadar komiteler kurulsaydı öncü işçilerin atılması bir işe yaramazdı. Tabii bu kolay bir şey değil. Uğraş ve uzun bir zaman alıyor. Aslında fabrikanın yüzde 100’ünü örgütlemek mümkün değil. Bir çoğunluğu veya güçlü bir azınlığı ikna etmek gerekiyor. Renault’nun da sırrı buradaydı. Bir vardiyanın tamamı örgütlenmişti.”

TÜRK METAL’İN OTORİTESİ YERLE BİR OLDU

Metal direnişi sendikal bürokrasinin durumunu da yeniden gözler önüne serdi. Yalnızca Türk-İş’e bağlı Türk Metal değil, DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ve Hak-İş’ bağlı Çelik-İş de işçilerin taleplerini karşılayamadı. “Türk Metal’in tutumu hiç şaşırtmadı” diyen Cevizoğlu, şöyle devam etti: “Direnişi patronla kırmaya çalıştılar. Birleşik Metal’in ise son süreçte Renault’da ne yaptığını gördük. Bizim Çelik-İş ve Birleşik Metal-İş ile görüşmelerimiz oldu. Birleşik Metal bizi ikna edemedi. Acı bir şey ama Türk Metal üç sendika arasında en tutarlısı oldu. Çünkü direnişten önce de sonra da hep işçilere karşı, patronun yanında tavır aldı. Türk Metal 2017 yılında da çok iyi bir sözleşme imzalayacağını, tüm kayıpları telafi edeceğini vadediyor. Tabi bu bir yalan. Bunlarla işçiyi oyalamaya çalışırlar. Önümüzdeki 2017 yılı toplusözleşmesi birçok şeye gebe. Önceden baştemsilcisinin, şube yöneticisinin önünde ceket ilikleyen işçi artık tepkisini gösteriyor. Geçen gün konuştuğum bir arkadaşım ‘Pevrul Kavlak’ın fotoğrafını, bu camı çerçeveyi aşağı indirdik. 2017’de adam gibi sözleşme imzalamazsanız o fotoğrafı başınıza geçiririz’ demiş. Buna rağmen baştemsilcisi bir şey yapamıyor çünkü artık otoriteleri yok! Toplusözleşme, kiralık işçilik, kıdem tazminatı hepsi bir arada geliyor. MESS, patron, Türk Metal hepsi işçinin üstüne çullanıyor. Ancak işçiler bundan yılmaz.”

BU KOŞULLARDA BİR İŞÇİ HER ŞEYİ YAPABİLİR!

Cevizoğlu şu uyarıda bulundu: “Diyorlar ki öncü işçiler atıldı, amiral gemisi Renault battı uzun bir süre bir şey yapamazlar. Buna katılmıyorum tam tersine gün geçtikçe işçilerin kaybedecek bir şeyi kalmıyor. Adamın elinden kıdem tazminatını  alıyorsun, rezil bir sözleşme imzalıyorsun, buna rağmen işçinin sırtında kamçıyla daha fazla üretim yapmaya zorluyorsun. ‘Yapabiliriz’i yaptık ve putları devirdik. İşçilerin zincirleri sıkıldıkça aksine daha rahat ediyor. Baskılar arttıkça işçiler daha da korkacak diye düşünülüyor ama kıdem tazminatı olmayan, piyasadaki en düşük ücreti alan, iş güvencesi olmayan ve Nazi kampında gibi fabrikada bir işçi her şeyi yapabilir. İşçiler artık hazırlıksız bir grevin yenileceğini biliyor. İşçi sonuçta saf değil. Bundan sonra Türk Traktör’ü bekleyen şu: Geriye dönüp örgütlenmek. Bundan sonra adımlarımızı daha bilerek atmalıyız. Karşımızda MESS var, uluslararası sermaye var. Bir dahakine nasıl başarırızı soracak olursan. Birincisi fabrikalar kendi içinde birlikteliği güçlü olmalı, ikincisi de fabrikalar arasında bir iletişim birlik olması lazım. Mesela Renault ek zam mücadelesinde biraz yalnız kaldı.”

KABADAYILIK SONA ERDİ

Metal direnişinin üzerinden bir yıl geçti ve Türk Traktör işçileri o dönemin mücadelesine ilişkin farklı düşüncelere sahip. Kimi “12 gün direndik de n’oldu” diye sorarken kimi de yeniden birleşmek gerektiğini düşünüyor. Öte yandan artık eski Türk Traktör yok! Yaklaşık 100 işçi dışında herkes Türk Metal’e yeniden üye yapılmak zorunda bırakılsa da sendika da işçilere eskisi gibi yaklaşamıyor. Cevizoğlu, “Türk Metal’in kabadayı, mafyavari uygulamaları, tavırları kırıldı. Artık kolayca işten atmalar olmuyor. Bir işçinin cenazesi olduğunda fabrika müdürü bile gelebiliyor. Tabii diğer yandan da intikam almaya çalışıyorlar. Sigara içene, geç gelene kızıp ceza yazıyorlar. Birkaç işçi bir araya gelince ne konuşuyorsunuz diyorlar. Gerçi bunlar direnişten önce de yapılıyordu. Ancak bu mücadele yeniden işçilere kendisini dayatacaktır. O zaman işçiler bu deneyimi hatırlayacaklardır. Bu fabrikada olmasa da, çalıştıkları diğer fabrikalarda” diye konuştu.

www.evrensel.net