Metal işçileri, direnişin  dersleriyle 2017’ye hazırlanıyor

Metal işçileri, direnişin dersleriyle 2017’ye hazırlanıyor

Arzu Erkan, 'metal fırtına'nın yıl dönümünde yazdı: Sözleşme taslağının işçi taleplerine göre belirlenmesinin tek yolu işçilerin müdahalesidir.

Arzu ERKAN

5 Mayıs. Geçtiğimiz yıl tüm ülkeyi kasıp kavuran metal fırtınanın başlangıç tarihi. “Sendikal demokrasi ve ücretlerde iyileştirme” talebiyle çeşitli eylemler yapan Renault işçileri, düşük ücret, ağır çalışma koşulları ve sendikal bürokrasiye isyan ederek üretimi durdurdu ve işyerini işgal etti. Daha ileri haklar içeren Bosch sözleşmesinin imzalanmasının ardından metal işçilerinin Türk Metal bürokrasisine duydukları öfke öylesine büyüdü ki, sadece birkaç gün içerisinde Renault’da başlayan direniş, belli başlı tüm otomotiv fabrikalarını ve yan sanayi fabrikalarını da içine alacak şekilde genişledi.

Renault, TOFAŞ, Ford Otosan, Türk Traktör, Coşkunöz, Mako, Ototrim, Ors Rulman… Binlerce işçi, sendikal bürokrasi ve sömürüye duydukları öfkeyi şalteri indirerek gösterdi, binlercesinin iş bırakma eylemine katılması da Türk Metal’den istifalarla direnişin parçası oldu. “Hakların, yasalardan önce geldiğini” ortaya koyan metal işçileri fiili grevlerini iki haftaya yakın sürdürülürken, direniş her fabrikaya esas olarak da işçilerin iç örgütlülüğünün düzeyine göre farklı sonuçlar doğurdu.

Ülkemiz işçi hareketi tarihine altın harflerle yazılan Metal Direnişi’ni yıl dönümünde yeniden ele alırken, altını çizmemiz gereken temel nokta; bir kez daha işçilerin gerçek gücünün üretimden gelen gücü olduğunu ve bu gücün de yalnız ve yalnız işçilerin birliği ile kullanılabildiğini ortaya koymuş olmasıdır. “Yasalara” hapsedilmiş mevcut toplu pazarlık sistemini derinden sarsan bu direniş, aynı zamanda sendikal bürokrasiye karşı işçi demokrasisinin nasıl işletilmesi gerektiğinin de canlı örneği oldu. İşçilerin karar alma ve uygulama süreçlerinde etkin olduğu bir sendikal mekanizmanın, işçilerin hak alma mücadelesinin olmazsa olmazı olduğunu gösteren direniş, bugün de sendikal bürokrasiye karşı sürdürülen mücadelede yapılması gerekenlere ışık tutuyor.

DİRENİŞ ÖNCESİ SEKTÖRDEKİ TABLO

Metal işkolu; çalışma koşullarının ağırlığının yanı sıra işçilerin sürekli bir denetim ve baskı altında tutulduğu bir hiyerarşinin hüküm sürdüğü bir sektör. Sendikal bürokrasi ise bu hiyerarşinin ‘sorunsuz’ işletilmesi ve sömürünün katmerleştirilmesinin en büyük aracı. Sendikada söz hakkı olmayan, çalışma koşullarının ağırlığına karşılık emeğinin gerçek karşılığını alamayan, sendikanın işleyişine ve aldığı kararlara ilişkin itirazını dile getiren işçilerin kapı önüne koyulduğu bir ortamda metal işçileri için bardağı taşıran son damla şüphesiz ki, 2014 yılında Türk Metal ile MESS arasında imzalanan grup sözleşmesi oldu. İmzalanan sözleşme ile ücretlere ilk altı ay için yüzde 3,78 artı işyeri saat ücreti ortalamasının yüzde 6’sı oranında bir zam yapılırken, sözleşme süresi de 3 yıla çıkarıldı. Nisan ayında ise Türk Metal’in Bosch işyerinde imzaladığı ve MESS sözleşmesinin üzerinde hakları içeren sözleşme bürokrasiye duyulan öfkeyi bir patlamaya dönüştürdü.

‘TALEPLER ETRAFINDA ORTAK MÜCADELE’

Renault’da geçtiğimiz yıl Nisan ayında “sözleşmenin yenilenmesi” talebiyle başlayan eylemler 5 Mayıs tarihine gelindiğinde ise fiili işgal ve direnişe dönüştü. 5 Mayıs tarihine gelene kadar hemen her gün eylem yapan Renault işçileri, bu süreçte işyerindeki birliğin de zeminini güçlendirdiler. İşçiler içinde sendikal bürokrasiye karşı işyeri komiteleri etrafında bir birlik fikri gelişirken, bu birliği sağlamak üzere de 3 temel talep ortaya attılar. Renault işçilerince formüle edilen 3 temel talep; (1-İşçilerin sendika seçme özgürlüğü tanınacak. Türk Metal’in tabelası fabrikalardan sökülecek. 2-Eylemler nedeniyle hiçbir işçi işten atılmayacak. 3-Ücretlerde iyileştirme yapılacak) ülke genelinde tüm metal işçilerinin talebi haline geldi. Bugünden bakınca; fabrika fabrika sorunları farklılaşan, biri için öncelik olanın, diğeri için tali olduğu bir durumda nasıl olmuştu da, bu 3 talep binlerce metal işçisini harekete geçirebilmişti? Yanıtı basitti aslında. Renault işçileri metal işçilerinin en acil, en yakıcı ve de en kapsayıcı 3 talebini formüle etmişti. O nedenledir ki, metal işçileri her türlü ayrımı bir tarafa bırakarak en yakıcı sorunlarının çözümü için yan yana geldi. Sorunları aynıydı, çözümü ise ortak mücadeleydi.

‘İŞYERİ KOMİTELERİ ETRAFINDA BİR BİRLİK’

Sendikal bürokrasiyi ve işbirlikçi sendikal anlayışı sırtından atan metal işçileri, direniş boyunca işçi demokrasisinin nasıl işletilmesi gerektiğini de ortaya koydu. Direnişe geçen tüm fabrikalarda işçiler her kararı birlikte aldı ve birlikte uyguladı. Yine metal direnişinin amiral gemisi Renault bu konuda da örnek oldu başta metal olma üzere tüm işçilere. En küçük üretim birimi UET’lere kadar inen, işyeri komiteleri etrafında bir araya gelen Renault işçileri, her kararı birlikte tartışarak alıyor ve hayata geçiriyordu. 5 Mayıs’ta başlayan ve 16 gün süren direniş boyunca da bu birliğini koruduğu için taleplerini büyük oranda patrona kabul ettirdi Renault işçileri. Birliğini koruyamayan, iç örgütlülüğü zayıf olan fabrikalarda ise patronlar direnişi kırmayı başardı. TOFAŞ, Ford Otosan ve Türk Traktör’de yaşanan kırılmalar nedeniyle direniş işçilerce bitirilirken, işçilerin birliğinin dağılması ise direnişe öncülük eden işçilerin işten atılmasını beraberinde getirdi.

İŞÇİ İNİSİYATİFİ ELDEN BIRAKMAMALI

Mayıs ayındaki direnişten başarı ile çıkan Renault’ta işçiler ortak kararla Birleşik Metal-iş Sendikası’nda örgütlenirken, TOFAŞ işçileri Çelik-İş Sendikası’na üye oldu. Ancak direniş sonrasında kendi içinde birliği koruyamayan TOFAŞ işçileri direnişe öncülük eden işçilerin işten atılmasına engel olamadı. Benzer bir tablo Ford Otosan ve Türk Traktör’de de yaşandı, her iki fabrikada da aralarında sözcülerin de olduğu çok sayıda direnişçi işçi işten atıldı. Renault dışında diğer fabrikalarda işçilerin birliği ciddi yaralar alırken, Renault işçileri birliklerini uzunca bir süre korudu.
Asgari ücrete gelen zammın ardından Renault işçileri “ek zam” talebiyle yeniden eylemlere başlarken, direnişin yaşandığı fabrikalar başta olmak üzere tüm metal işkolunda “yeniden bir araya gelme” tartışmaları da başladı. 5 Mayıs’ta sendikasız 16 gün direnen Renault işçileri, Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye olmalarına rağmen ek zam talebiyle yapılan eylemler nedeniyle yaşanan işten çıkarmalara karşı 1 gün bile direnemedi. 5 Mayıs’ta inisiyatifi tümüyle ellerine alan, her kararı birlikte alan ve uygulayan Renault işçileri, Birleşik Metal-İş’e üye olduktan sonra inisiyatifi sendikacılara bıraktı, sendikacılarsa işçilerin işten atmalara karşı direnişe geçelim talebine “yasal değil” diyerek karşı çıktı. Renault patronu, MESS, kolluk güçleri ve sendikal bürokrasi karşısında tek başına kalan, diğer fabrikalardan destek alamayan Renault işçileri bu son saldırıyı püskürtemezken, 80 işçi işten atıldı. Renault’ta yaşananlar göstermiştir ki; ister sağ soslu, ister sol soslu olsun sendikal bürokrasiyi aşmanın tek yolu işçilerin etkin olduğu bir mekanizma yaratmak. İşçiler bir an olsun işyeri komitelerini işletmekten, kararları birlikte almaktan vazgeçmemeli.

2017 SÖZLEŞMESİNE DOĞRU

Direnişin üzerinden geçen bu 1 yılda Türk Metal, Renault ve TOFAŞ işyerleri hariç, işverenlerin de marifetiyle fabrikalarda yeniden örgütlenirken, direnişin yarattığı basınç ve de kaygılarla kimi demokratik adımlar atmak zorunda da kaldı. MESS, tek tek metal patronları ve Türk Metal, metal direnişinden sonra aynı toplu pazarlık sistemiyle, aynı despotik, baskıcı fabrika sistemi ile devam edemeyeceklerinin, iyileştirme yönünde kimi adımlar atmak zorunda olduklarının farkında. İşyerlerinde yapılan temsilcilik seçimleri tam da bunun göstergesi. Fakat bu tablo Türk Metal’in iddia ettiği gibi tümden değiştikleri, artık daha demokratik olacakları anlamına da gelmiyor. Yaptıkları sadece ve sadece kimi yerlere makyaj yapmaktan ibaret. Metal işçilerinden 2017 yılını beklemelerini, 2017 yılında her şeyin farklı ve güzel olacağını iddia ediyor. En büyük iddiaları ise toplusözleşme taslağının işçilerce hazırlanacağı. Türk Metal’in geçmiş pratiğine bakılınca, direnişin ardından işçiler içerisinde yaşanan kırılma ve dağınıklığın onlara verdiği moral destek de düşünülünce, işçilerin gerçek talepleri ile formüle edilmiş bir taslak hazırlanmayacağı aşikar. Bunu yapacak tek güç metal işçisinin sürece örgütlü müdahalesi olacaktır. Bunun için de, tıpkı direniş döneminde yaptığı gibi en yakıcı, en acil taleplerini belirleyebilmek için şimdiden fabrikalarda bir tartışma açmalı. Bunun için en küçük üretim birimine dayanan işyeri komiteleri etrafında birleşmek kaçınılmaz. Ancak böyle bir birlik Türk Metal ve de MESS’e geri adım attırabilir ve metal işçisinin kendi geleceği için sözleşmeye müdahalesinin zeminini yaratır. Metal işçisi bunu yapacak güçte. Metal işçileri bu gücün ancak sınırlı bir bölümünü bundan bir yıl önce Metal Direnişi’nde gösterdi.

‘İŞÇİLERİN TEK SİLAHI ÜRETİMDEN GELEN GÜCÜDÜR’

Metal işçileri direniş boyunca bir kez daha işçilerin tek silahının üretimden gelen güçleri olduğunu gösterdi. İşçi düşmanı yasalara, sendikal bürokrasinin mücadeleyi yasalarla boğma girişimine boyun eğmedi. Hakların yasalardan önce geldiğini göstererek, fiili meşru mücadele hakkını tereddütsüz kullandı. O nedenledir ki; direnişten bu yana hangi sektörde olursa olsun işçiler işten atmalara, sendikal örgütlenme haklarının çiğnenmesine karşı metal işçilerinin açtığı yoldan yürüyerek patronlara üretimi durdurarak cevap verdi/veriyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Mayıs 2016 13:08
www.evrensel.net