30 Nisan 2016 18:04
Son Düzenlenme Tarihi: 30 Nisan 2016 20:04

Buğdayları da yakmışlar

İdil’deki ablukanın ardından, ilçedeki yardım çalışmalarına katılan kadınlar Evrensel'e izlenimlerini mektup olarak yazdı.

Buğdayları da yakmışlar

Paylaş

Şırnak’ın İdil ilçesinde Aralık ayında başlayan abluka, valilik tarafından 16.02.2016 günü başlatılan süresiz sokağa çıkma yasağının 31.03.2016 Perşembe günü itibariyle sabah 04.30’dan 21.30 saatlerine kadar kaldırılmasıyla sonlandı. Yerel halkın da ısrarla belirttiği gibi yasağın ilk 19 günü çatışmalar yaşanırken kalan günler boyunca kolluk güçlerinin mahalleleri tahrip etmesiyle sonuçlandı.

Yasak kalktığı andan itibaren çeşitli kurumlardan veya bağımsız olarak kadınlar İdil halkıyla dayanışma içinde olmak ve bu süreçte çalışmak adına İdil’e geldi. Bizler de o kadınlardan birkaçıyız. Aramızda 20 gündür burada olanlar da var, daha dün İstanbul’dan gelmiş olan da. Pek çoğumuz Cizre’ye diye yola çıkıp burada daha fazla ihtiyaç olduğunu öğrenince kendimizi İdil’de bulmuşuz. Bu yazıyı da bu yüzden yazıyoruz. İdil de Cizre gibi, Silopi gibi, Sur gibi, Nusaybin, Şırnak gibi yasağın çok yoğun yaşandığı bir ilçe ama adını haberlerde, sosyal medyada bu süreçle ilişkili olarak çok az duyuyoruz. Buraya gelen basın emekçilerine mahalleye girme yasakları konuyor, ilçe dışına çıkarılıyorlar.  Korkumuz yasakla ve savaşla yaşamaya alışılmış olması.

Buraya geldiğimiz andan beri tahribatın en yoğun olduğu iki mahallede çalışmalar yürütülüyor: Turgut Özal Mahallesi ve Yenimahalle. Çiller Caddesi, Celal Bayar Caddesi, Cemal Gürsel Caddesi,Kuva-i Milliye Caddesi, Kenan Evren Caddesi... Şiddet yeni değil buralarda zaten biliyoruz, 90’larda köyleri boşaltılan ailelerin yerleştirildiği mahalleler bunlar, şimdi de yasağın en ağır şekilde yaşandığı. Yasağın sonlanmasıyla evlerine dönen ailelerin ilk talebi bahçelerine, mahallelerine çadır kurmak, yaşam alanlarını terk etmek istemiyorlar ve kamulaştırılmasından endişe ediyorlar –çünkü evler oturulacak durumda değil. Evlerin bir kısmı tamamen çökmüş, oldukları yerlerde göletler oluşmuş; tamamen çökmeyen evlerin bir kısmı yakılmış, bir kısmı da az hasarlı yani hiçbir ev eşyası kalmamış, iç duvarların büyük kısmı yıkılmış. Halkın çadır talebi kaymakamlığın “görüntü kirliliği” gerekçesiyle kesin olarak reddedilmiş. İnsan bu durumda sormadan edemiyor kaymakam kime görüntü veriyor?

BUĞDAYLAR BİLE YAKILMIŞ

Evlerde su, elektrik ve kullanılabilir eşya kalmadığından belediye ilk günler sıcak aş ve ekmek dağıtımı yapıyor. Ekmek herkesin öncelikli talebi çünkü yakacak diye biriktirdikleri bütün odunlar ve ekmek için sakladıkları bütün buğdaylar özellikle yakılmış. İlk zamanların aciliyeti geçince belediye, yasak sürecinden etkilenen her eve erzak dağıtımı yapmaya başlıyor. Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından toplanan erzakları depoda, gönüllü ve belediye çalışanları olarak hazırlayıp yine aynı şekilde mahallelere taşıyoruz. Bu arada özel harekatçılar sürekli engellemeye çalışıyor: mahalleye dağıtıma çıkan aracın takograf cihazının nakliye esnasında açılmamasına ceza kesilmesi, bir kamyonette yazan “Maşallah” ve “Muhammed” yazılarına trafik polisi tarafından ceza kestirilmesi, et kamyonunun üzerindeki mavi şerit bahane edilerek dağıtıma uygun bulunmaması engellemelerin keyfiliğine birkaç örnek. İdil Belediyesi küçük bir belediye, hayli büyük bir yükün altında zaten, bir de bu cezalar ve sürekli baskılarla uğraşmak zorunda kalıyor. Bizlere de dağıtıma çıkarken bir akrep eşlik ediyor, dağıttığımız tencerelerin içinde bomba aranıyor, sürekli GBT uygulaması ve tehditlerle iş yavaşlatılıyor. Kaymakamlık burada çalışma yürüten herkesin, belediye personeli dahil, isimlerini emniyete ve kaymakamlığa iletmemizi veher mahalleye çıkışta 155’i aramamız istiyor, bütün çalışmaların takibini yapmak için de depoya bir memur atayıp erzak verilen ailelerin kaydı tutuluyor.

Birkaç gündür hem sürece dair düzenli bir rapor hazırlamak hem de mahallelerdeki kadın ve çocukların öncelikli ihtiyaçlarını tespit etmek adına saha çalışması yapmaya başladık. Ablukanın yoğun olduğu, tahribatın fazla olduğu iki mahallede kadınlarla görüşmeler yapıyoruz. Evleri tamamen yıkılmamışsa halk muhakkak evine geliyor, özellikle kadınlar yapabildikleri yerleri onarmaya, evi düzene sokmaya çalışıyorlar. Fakat ağır hasarlı çok ev olduğundan bir evde iki üç aile, 10-15 çocuğun  bir arada yaşaması çok yaygın. Nüfusun çoğunluğu süreli işçilik ve hayvancılıkla uğraştığından düzenli gelirleri olmadığı için başka bir yerde kiraya çıkamıyor. Bu nedenle başka ilçelerde akrabalarının yanına yerleşmek zorunda kalmışlar. Düzenli gelir sahibi olanlar ise İdil’in başka mahallelerinde veya başka ilçelerde kiraya çıkabilmiş. Köyü olanlar yasak sürecinde oradaki evlere gitmiş; gelip gidip duruma bakıyorlar, bahçelerini sürüyorlar, evleri için yapabileceklerini yapıyorlar. 26500 nüfusu olan ilçede 15000’ e yakın kişinin geri dönmüş olduğunu biliyoruz. Köylerde civar il ve ilçelerde yaşadığı tahmin edilen 10.000’e yakın bir nüfus var hala. Bu iki mahalle İdil’in en kalabalık iki mahallesinden ve en basitinden düzeni bozulmamış kimse yok burada yaşayan.

ÇÖKMÜŞ EVLERE ‘AZ HASARLI’ DENİLİYOR

Bir arada yaşadıkları evlerin büyük çoğunluğunda henüz elektrik ve su yok. Abluka sırasında tahrip edilen elektrik ve su altyapıları yeni yeni onarılmaya başlandı. Birçok bahçede su kuyusu olmasına rağmen kuyulara ayakkabı, çerçöp atılarak bu sular da kullanılmaz hale getirilmiş. Bazı evlerde ise su depoları kurşunlanıp tahrip edilmiş. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da kolluk kuvvetlerinin keyfi uygulamalarını kendine örnek almış gibi geliyor bize çünkü gözlemlediğimiz kadarıyla az hasarlı evlerin büyük bir kısmına yıkım kararı çıkmasına rağmen, kolonları gitmiş çatısı çökmüş pek çok eve “az hasarlı” denmiş. Halkın bize gösterdiği bazı yıkım belgelerinde isim dışında hiçbir şey yazmıyor, ne parsel numarası ne bir adres daha da tuhafı ne de bir hasar tespiti var.Bazı evlere ise sahipleri bile giremiyor, hala hiç görmediğimiz ev sahipleri var çünkü evler bir odası bile sağlam kalmamacasına çökmüş durumda. İki hafta önce bir çocuğun böyle bir alanda savaş atığı sonucu ölmesi bu civarda yaşayan insanları da tedirgin ediyor.

Bu senenin başından beri birçok çocuk okula gidemiyor. Aileler can güvenliğinden endişe ettiğinden çocuklarını okula yollayamamış, süreçten ötürü şehir dışına giden ailelerin çocukları misafir öğrenci olarak başka okullara yazdırılmışsa da çoğu uyum sorunundan ötürü buralarda da devam edememiş eğitime. Yasağın bitmesiyle mahallelerdeki bütün okullar tahrip edilmiş olduğundan çocuklar, uzaktaki okullara gitmek durumunda kalıyor fakat oradan da dönüşleri karanlığa kaldığından ailelerin tedirginliği geçmiyor. Lise ve ortaokul öğrencisi birçok çocuk sınavlarını ya kaçırmış ya da zaten çalışma yapamamış oldu. Görüştüğümüz bazı evler çocuklarının tepkilerinden ötürü evleri boşalttıklarını söylüyor; çocukların altını ıslatma, ağlayarak uykularından uyanma, çatışma sesi duyduğunda dilinin tutulması aileleri taşınmaya mecbur etmiş.

ÇOCUKLAR TEHDİT EDİLİYOR

Yasak bitse de polisler akreplerle hâlâ mahallede geziyor. Çatışma bitmesine rağmen sistematik taciz atışları devam ediyor. Özellikle Turgut Özal Mahallesi  Jandarma Karakolu’na yakınlığından ötürü bütün gün atış seslerini dinliyor. Çocuklara şeker ve para karşılığı kurt işareti ve asker selamı yapmayı öğretenler, çocuklar onların dediklerini yapmazsa çocukları azarlayıp tehdit edenler... Kolluk kuvvetlerinin çocuklarla bu derece temas halinde olmasıysa başta aileler olmak üzere bu duruma şahit olan herkes için kaygı verici. Biz mahalle çalışmasına ilk başladığımızda sokaklarda neredeyse hiç çocuk göremiyorduk, çocuklar korkularını daha geç yendi. Bir gün erzak dağıtımı sırasında özel harekatçılar kadınlar ve çocukların yanında aramızdan iki kişiye silah doğrulttu, arkasından kadınlara dönüp “tekrar gireceğiz evlerinize, birkaç ay önce biz giremiyorduk bu mahalleye şimdi siz giremeyeceksiniz” diyerek tehdit etti. Çocukların ağlaması üzerine daha fazla etkilenip zarar görmemeleri adına o gün çalışmayı sürdüremedik. Bunlar münferit olaylar da değil işin kötüsü her gün çalışmalar böyle görüntülere  yol açıyor, yolumuzu kesip “bizim psikolojimizle kim ilgilenecek” diye soran özel harekatçıdan tutun polis memurlarının “biz de korkuyoruz özel harekatçılardan bütün yetkiler ellerinde siz de korksanız iyi edersiniz” diyerek iyi polisçiliğe soyunmasına kadar pek çok şeyle karşılaşıyoruz.

Anketler sırasında fark ediyoruz ki “terör mağduru” diye ailelere para yardımı karşılığı imzalatılan kağıtları imzalamış birçok kadının Türkçe okuma-yazması bile yok.Görüştüğümüz birkaç kadının depresyon tedavisi gördüğünü öğrenmemize rağmen bizlerle bu konuyu konuşmak istemiyorlar, şu an için öncelikleri ailelerini toparlamak ve yıkımın etkilerini azaltmak. Girdiğimiz evlerde kendimizi tanıtmamıza rağmen güven duygusunun çabuk gelişmediğini gözlemleyebiliyoruz kendilerinden bahsetmekten çekiniyorlar. Bizleri de polisten korumaya çalışıyor anneler, özel harekatçılar sokaklarda akreplerin tepelerinde dolaşırken bizi bahçeden yollamak istemiyorlar, tedirgin oluyorlar. Bu laf üzerine oturmaya devam ettiğimizde, bakıyoruz ki artık daha rahat konuşuyoruz. Artık biliyoruz birbirimizi. Normal süreçte dahi işleri ağır olan kadınların üç hanenin bir eve yerleşmesiyle iş yükleri daha da artıyor. Bütün savaş süreçlerinden kadınların savaşın yükünü en ağır şekilde yaşadığını bilsek de kadınlar için en zoru kendileri üstüne konuşmak.Hamile kadınlarla konuştuğumuzda doğum sürecinin çok normal geçtiğini söylüyorlar bize, şiddet o kadar normalleşmiş ki bu baskının kendi bedenlerine birebir etkisini tanımlamak bile zorlaşmış.Bu süreçte hanede çalışan insan kalmadığından kimilerinin sosyal güvencesi kalmamış, sağlığa ulaşımda sıkıntılar yaşanıyor. Bazı hastalar civar hastanelere yollandığından haber almak güç oluyor.

Mahallede ailelerle yaptığımız görüşmeler sonucunda özellikle kadınlar her ne kadar evleri yakılmış tahrip edilmiş olsa da kendi topraklarını terk etmeyeceklerini söylüyorlar. “20 yıllık bir emek sonucu yaptığımız güzelim evlerimiz gitti ama bizi en çok üzen yaşanan can kayıplarıdır. Mal gelir ama canlar geri gelmez. Devlet bizi artık rahat bıraksın.” en temel talepleri bunlar.Henüz saha çalışmasının başlarındayız ve bunlar ilk gözlemlerimiz, sürecin sonunda buradan ayrıntılı bir rapor da kamuoyuyla paylaşılacak. Bu maddi manevi yıkımın onarılması kısa vadede çözülecek gibi durmasa da bu süreçte halkın istekleri doğrultusunda dayanışmak dışında başka bir yol göremiyoruz.  Çünkü burada olduğumuz süre içinde, özellikle kadınlara ve çocuklara en iyi gelen şeyin, yanlarında birilerini görmek olduğunu fark ettik. Uzaklardan gelen küçük desteklerin, bu kadar büyük etkisi olacağını tahmin edemezdik. Ve işte şimdi hep birlikte yeniden bir yaşam kuruyoruz. Siz de bu yaşama ortak olun.

Bir Grup Kadın
    

ÖNCEKİ HABER

Şamlu'nun Bana Aydınlıktan Söz Et kitabı Totem Yayınlarında

SONRAKİ HABER

Bursa'da mahallelinin arsenikli su tepkisi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa