Türkiye’nin ‘alaturka’ tarihi: Nükleer

Türkiye’nin ‘alaturka’ tarihi: Nükleer

'Benim Çocuğum' belgeselinin yönetmeni Can Candan çayla simgeleşen Türkiye nükleer tarihini anlatmaya girişiyor 'Nükleer Alaturka'da.

Sinem UĞURLU
İstanbul

Çernobil nükleer felaketinin 30. yılını geride bıraktık. Bu 30 yılda hafızamızda kalan belki de en çok çay oldu. Öyle ya; unutulacak gibi değildi kameralar karşısında içilen çay.
“Benim Çocuğum” belgeselinin yönetmeni Can Candan işte bu çay ile sembolize olmuş Türkiye nükleer tarihini anlatmaya girişiyor “Nükleer Alaturka” belgeseliyle. Sponsorsuz, bağımsız bir film yapmak için de bireysel ve kurumsal desteğe ihtiyaç duyuyor belgesel. Bunun için fon toplama sitesi Indiegogo’da bir süredir devam eden bir kampanya var. Kampanya 1 Mayıs gecesi sona erecek.  
Yönetmen Can Candan ile ‘pişmekte olan bir belgesel’ diye tarif ettikleri belgeseli ve kampanyayı konuştuk.

Böyle bir belgesel çekme fikrinizin epey eskiye dayandığını biliyorum. Peki neden şimdi? Türkiye nükleer tarihini irdelemek için yeterince malzeme mi birikti, yoksa nükleer santral kurma girişimleri artık daha tehlikeli bir boyuta mı ulaştı?
Nükleer santral artık gözümüze sokulmaya başladı. Nisan 2015’te her yerde, reklam panolarında, televizyonda, sinemada, internette “Akkuyu Nükleer” reklamları belirdi ve bu şekilde nükleer enerjiyi güzelleme ve olumlu bir algı yaratma operasyonuna girişildi. Bir yandan da çeşitli şekillerde çevre muhalefeti de susturulmaya çalışılıyor. Şeffaflık, hesap verilebilirlik, yaşam hakkına ve çevreye duyarlılık hak getire… Bizim sesimizi daha fazla çıkararak çevre mücadelesini yükseltmemiz, nükleer enerjiyi tartışmaya açmamız gerekiyor. Bu belgesel de bunun için yola çıktı.

Belgeselin ismindeki ‘Alaturka’ dan neyi anlamalıyız?
İki anlamı var: Nötr anlamı ile “Türkiye usulü, yani bu coğrafyada yaşandığı şekliyle” ve de olumsuz anlamıyla “Düzensiz, yöntemsiz, bir nevi gayriprofesyonelce” yani “güvenilmez.”
 
Nükleer santral kurmak için “Enerjiye ihtiyaç var”, “Güçlü Türkiye” gibi söylemlerle kamuoyu ikna edilmeye çalışılıyor. Sizin belgeseliniz bunların karşısında ne söyleyecek?
Nükleer tarihimiz boyunca neler olduğunu ve neler yaşadığımızı gözler önüne serecek. Bu tür propagandayı görünür kılıp, mekanizmalarını ve söylemlerini deşifre ederek, insanlara  bunun üzerine kafa yorma, düşünme ve tartışma fırsatı sunacağını ümit ediyorum.

‘TRAJİKOMİK BİR BELGESEL’

Belgeselin içeriğinde bizi neler bekliyor? Türkiye’deki nükleer santral kurma tarihini nereden başlatacaksınız, kimlerle yapılan görüşmeleri dinleyeceğiz?
1986’da “Çernobil bulutları” tepemizden geçerken Türkiye’de siyasi liderler, radyasyonun sağlığa olumsuz bir etkisi olmadığını iddia ederek halkı radyasyonun tehlikeleri konusunda aldatmaya çalışmışlardı. “Biraz radyasyon iyidir”, “Radyoaktif çay daha lezzetlidir”; “Radyasyon kemiklere yararlıdır” gibi söylemlerin “alaturkalığı” ve absürtlüğü, Türkiye’nin 1930’lardan bu yana yazılmakta olan nükleer tarihindeki hikayeler ile birleşince ortaya trajikomik bir belgesel çıkıyor. Nükleer Alaturka’da bu pek bilinmeyen yerel ve küresel hikayeleri birebir yaşayanlardan, tanıklardan, uzmanlardan, aktivistlerden, politikacılardan dinleyeceğiz. Nükleer Alaturka’yı görsel-işitsel arşiv malzemeleri, Cem Dinlenmiş’in animasyonları ve Mozart’ın mehter marşından esinlenerek bestelediği söylenen “Rondo Alaturka”sı ya da “Türk Marşı” ile seyirciyi kah düşündüren, kah güldüren, kah hayret ve dehşet içinde bırakan bir belgesel olarak tasarlıyoruz.

‘ÇERNOBİL FİKREN ÇIKIŞ NOKTAMIZ’

Belgesel afişine özel olarak değinmek gerekir. Çay ve nükleer. Bu fikri Çernobil dönemindeki yetkililere borçluyuz herhalde. Afiş tasarımını nasıl belirlediniz?
Tabii ki. Çernobil ve radyasyon deyince bu ülkede ilk akla gelen şey çay ne yazık ki… Çernobil sonrası ülkeye gelen radyoaktif bulutlar çay hasadı zamanı Karadeniz’e ulaşmış ve çaya geçmişti. Filmin Çizeri Cem Dinlenmiş ile ilk buluşmalarımızın birinde çay bardağı ve nükleeri birleştirme fikrini geliştirdik. Daha sonra da grafik tasarım ekibimiz fevkalade bu logoyu tasarladı. Çok memnunuz çıkan işten ve filmin görsel tasarımından.
 
Bu afişe bakarak belgeselde Çernobil döneminin özel olarak yer alacağı anlamını çıkarmalı mıyız?
Evet! Çernobil ve sonrasında neler yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz, binlerce kilometre ötede patlayan bir nükleer enerji santrali bizi nasıl etkiledi, bunu hâlâ tam olarak bilmiyoruz. Bu konudaki toplumsal belleği bu belgeselde toplamayı ümit ediyoruz. Çernobil fikren çıkış noktamız ve filmde de çok önemli bir yere sahip olacak.

‘BAĞIMSIZ BİR BELGESEL İÇİN’

Belgesele destek olmak isteyenler için internet üzerinden kitle fonlaması kampanyası sürdürdünüz. Neden böyle bir kampanyayla bu işi yapmayı tercih ettiniz? Örneğin Kültür Bakanlığına başvurdunuz mu?
Belki başka bir hükümet döneminde olabilirdi ama AKP Hükümetinin Kültür Bakanlığının bu tür muhalif bir belgesele ve benim gibi muhalif bir yönetmene destek olacağını hiç zannetmiyorum. Biz daha önce “Benim Çocuğum” da olduğu gibi bağımsız bir belgesel yapıyoruz. Bu belgeselin ısmarlayanı, sponsoru yok. Bu yüzden ancak bireysel ve kurumsal desteklerle gerçekleştirebiliriz. Kitle fonlaması da böyle bir belgeselin hayata geçmesini isteyenleri bir araya getiriyor ve böylece film sahipleniliyor, bir nevi birlikte üretiliyor. Kitle fonlaması kampanyamız 1 Mayıs gecesi sona eriyor. 300 destekçinin üzerine çıkabilmeyi hedefliyoruz ve herkesi “Nükleer Alaturka”yı sahiplenmeye, filmi birlikte yapmaya davet ediyoruz: http://igg.me/at/nuclearallaturca

www.evrensel.net