Akademisyenler: Bir tek hakikat kurtarır bizi

Akademisyenler: Bir tek hakikat kurtarır bizi

Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskıları değerlendiren akademisyenler, ifade özgürlüğü konusunda kötü bir süreçten geçildiğini belirtti

Sınır Tanımayan Gazetecilerin (RSF) geçtiğimiz günlerde açıkladıkları raporda Türkiye basın özgürlüğü noktasında 180 ülke arasında 149. sıradan 151'inci sıraya geriledi. İfade özgürlüğü konusunda kötü bir süreçten geçildiğini söyleyen Prof. Dr. Cem Terzi, uzun yıllardır binlerce gencin öldüğü bir ülkede barış istemenin akademinin yanı sıra vicdanı olan herkesin de en temel görevi olduğunu belirtti. Barış metnini imzalamayı bu ülkede "Çözüm masasına yeniden dönülmesi, silahların susması, barışın yeniden başlamasına bir davet" olarak gördüğünü söyleyen Terzi, "Barışı istediğimiz için bizim başımıza bunlar geliyorsa kim nasıl sesini çıkaracak?" diye sordu. 

'DENENMEYEN TEK YOL BARIŞ'

DİHA muhabirlerinin tutuklanmasını üzücü bir olay olduğunu söyleyen Terzi, "Bütün bu yaşananların bir noktada biteceğini ve yeniden tıpkı iki buçuk yıl önceki gibi aklımızı başımıza toplayıp oturup konuşmaya başlayıp bu karanlık süreçten çıkacağımızı düşünüyorum. Çünkü Türkiye'de her yol denendi. Denenmeyen tek yol barış. Başka çaremiz yok. Basın üzerindeki baskılara rağmen görülüyor ki insanlar konuşmaya ve mücadele etmeye devam ediyor. Herkes barışın ne kadar kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu gördüğü için bu kadar kararlıyız. Bir yerde bu kırılacak ve değişecek diye düşünüyorum" dedi.

Terzi son olarak "Bırakın insanlar konuşsun, hiçbir hakikatin üstünü örtmeyelim.Bir tek hakikat kurtarır bizi. Hakikate ne kadar yaklaşırsak ve içimize ne kadar sindirirsek barışı anlamaya ve barış için çaba göstermeye de o kadar yaklaşırız" diyerek çağrıda bulundu.

'AKADEMİSYENLER BARIŞIN İNŞA EDİLMESİNİ İSTİYOR'

Çok sert bir dönemden geçildiğine ve bölgedeki katliamları görünür kılmaya çalışan herkese; DİHA muhabirlerine, akademisyenlere, Özgür Gündem'e müdahale, İMC TV'nin ekranını karartmaya kadar faşizmin çok net süreçlerinin işletildiğini söyleyen Prof. Dr. Beyza Üstün, "Aramızdaki iletişim doğrudan sosyal medya üzerinden ciddi anlamda yürüyor ve muhalif duran medyanın her tür riski göze alarak yaptığı servis ettiği yayınlarla da devam ediyoruz. Sert bir süreç ama en büyük sertlik bölgede halkın üzerinde yürüyor. Bize yapılan baskılar zaten buna karşı. Akademisyenler bu saldırıların sona erdirilmesini çözüm sürecine dönülmesini ve barışın inşa edilmesini istiyor" diye konuştu.  Erdoğan'ın kendisi gibi düşünmeyen tüm kesimleri hedef göstermesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Üstün, şunları söyledi: "Tüm bu söylemler süreci ne kadar sertleştireceğinin ipuçlarını veriyor. Sözleriyle bunu ne kadar yükselteceğini ve bu coğrafyada sadece kendi istediklerinin yaşam hakkı olduğunu söylüyor aslında.Ona  oy verenlerin dışındaki herkesi öldürüp yok edeceğini kökünü kazıyacağını yapamazsa, vatandaşlıktan atacağını iddia ediyor. Taraflar çok netleşti.Bir taraf savaş istiyor,savaşla barış isteyenleri yok etmeye çalışıyorlar.Öte tarafta ısrarla ve ısrarla barış istiyor.Bu iradenin karşısında duramayacaklar. Bir süre daha bunu sertleştirecekler bu böyle  görünüyor Cumhurbaşkanının sözlerinden." 

DAYANIŞMA ÇAĞRISI

Basın ve ifade özgürlüğünün kısıtlanıyor olması ile ilerleme adına yapılan tüm hamlelerin aslında gerici hamleler olduğunu dile getiren Doç. Dr. Gül Köksal da, "Biz de bu süreçler içerisinde bir arada daha özgürce kendimizi daha ifade edebileceğimiz ortam yaratmak için çalışırken bir yandan artık insanların sokaklara çıkmaktan korkar hale geliyor olması çok üzüntü verici. O yüzden de sadece ifade özgürlüğü değil, yaşam özgürlüğü temel hak ve özgürlüklerin her anlamda kısıtlanıyor olması, bölgede insanların evlerinden edilmesi, acele kamulaştırmalar yapılması bütün bunlar ülkeyi yaşanamaz hale getiren bir durum. Dolayısıyla bu süreçlerin daha direnerek yan yana dayanışarak daha ileri bir noktaya gitmesi gerekiyor ve hepimize iş düşüyor” dedi. (DİHA)

www.evrensel.net