Sosyal diyalogculuğun eleştirisinin kitabı

Sosyal diyalogculuğun eleştirisinin kitabı

Arif Koşar, Asbjorn Wahl'ın h2o Kitap tarafından dilimize çevrilen 'Refah Devletinin Yükselişi ve Düşüşü' kitabını yazdı.

Arif KOŞAR
İstanbul

Asbjorn Wahl, h2o Kitap’tan yayınlanan “Refah Devletinin Yükselişi ve Düşüşü” kitabında, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından özellikle Avrupa’da varlık bulan “refah” devletini ele alıyor, klasik ve yüzeysel bakış açılarını eleştiriyor. Yazarın kitabı yazmakta amacı; “refah devletinin alışılagelmiş yorumlarını sorgulamak.” Yazar, “bu sorgulamayı toplumsal gelişim, refah ve iş üzerine çözümlemeleri, toplumdaki daha temel güç ilişkileriyle bağlantılandırmak yoluyla yapıyor.”

Wahl’a göre; Avrupa’da ‘refah devleti’nin ortaya çıkışı; işçi sınıfı ile sermaye arasındaki güç dengesinin İkinci Dünya Savaşı’nın ardından radikal bir biçimde işçiler lehine kırılmasıyla ilgidir. Sermaye güçleri, işçi sınıfı mücadelesi ve sosyalizm “tehlikesi” karşısında “üretim araçları üzerindeki mülkiyeti” ellerinde tutabilmek için bazı tavizler vermeyi göze almışlardı. Wahl, bu koşullarda, işçi sınıfı ve sermaye arasındaki “iş birliği sonucu” piyasa ve sermaye hareketinin sınırlandırıldığı, kamu hizmetleri ve sosyal yardımların kurumsallaştırıldığı bir toplumsal düzenlemenin ortaya çıktığını ifade eder. Bu iş birliğinin aracısı da sosyal-demokrat partiler olmuştur.

RÜŞVET, TEKELLEŞME VE YOZLAŞMA

Wahl’ın sol-sosyal demokrat ufkunun sonucu olan tartışmalı yaklaşımlarını bir kenara bırakacak olursak; kitap ‘refah’ devletinin ortaya çıkış koşulları ve 1970’lerle birlikte neoliberal-sağ iktidarların hangi biçimlerde onun içini boşaltmaya çalıştıklarını örnekleriyle anlatıyor. Örneğin; mali sermaye üzerindeki sınırlamaların kaldırılmasıyla 1980’lerin başında dünyanın toplam gayrisafi milli hasılası ile finansal varlıklar neredeyse birbirine eşitken, 2006 yılına gelindiğinde finansal varlıklar gayrisafi milli hasılanın üç katına çıkmıştı. Sendikalaşma oranlarında ciddi düşüşler oldu; ki bunda İngiltere ve ABD’de sendikaları hedef alan özel politikaların diğer ülkelerin egemen sınıfları açısından özel bir önemi vardır. Özelleştirme ve kuralsızlaştırmaya dair kitapta bolca ülke örnekleri bulmak mümkün. Keza rüşvet, tekelleşme ve yozlaşmaya ilişkin de.
Wahl, bütün bu neoliberal süreçle birlikte refah devletinin üzerinde yükseldiği iş birliğinin, sermaye tarafından tek taraflı olarak bozulduğunu, temeli olan piyasa ve sermaye sınırlandırmalarının kaldırılmasıyla sosyal yardımların da biçimsel kalmaya başladığına dikkat çekiyor. Norveç, İsveç, Danimarka gibi kuzey ülkelerindeki sosyal yardım ve koruma önlemlerinin yerini giderek uzun ve zorlu sorgulamaların yapıldığı programlara bıraktığını, böylece emekçileri rencide eden liberal bir yaklaşımın egemen olduğunu ifade ediyor. Wahl, Norveçli bir sendikacı olarak, uzun yıllar devam eden Refah Devleti Kampanyası’nın da yürütücülerinden. Temel vurgusu da zaten refah devletine sahip çıkmak.

Elbette, her okur, ilgi alanına göre farklı yönlerine dikkat kesilebilir. Ancak, Wahl ‘refah’ devletine sahip çıkmaya çağırırken sendikaları başa koyuyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası uzlaşma döneminin pratiğini, sendikaların ideoloji düzeyine çektiğini, her türlü pratik mücadelenin yerine simgesel mücadele ve ideolojik bir “diyalogculuğu” koyduğunu vurguluyor. Oysa sermayenin, 1945 sonrası elini ayağını bağlayan, işçiler lehine güç dengesi artık geçerli değil. Sermaye güçlerinin yoğun saldırısı karşısında diyalogla yetinmenin, dönüp dolaşıp üçlü görüşmeye çağrı yapmanın hiçbir anlamı yok. Bu koşullarda, sendikalar, ya sermayeyi diyalogun evrensel ilkelerine uymadıkları için “diyalogcu” bir biçimde dilekçelerle eleştirecekler, ya da sermayenin diyaloglu saldırıları konusunda anlaşacaklardı. Meşreplerine göre iki yöntemi de kullandılar. Bu açından sendikaların GATS sözleşmesine bir iki sosyal şart eklemelerinin “simgesel”lik dışında bir faydasından bahsetmek mümkün değil. Simgesel “darbe”lerden çok gerçek işçi sınıfı eylemlerine ihtiyaç olduğunu belirten Wahl, Avrupa sendikal hareketi içerisinde ileri atılım eğilimlerine işaret ettiği gibi egemen “sosyal diyalogcu” ve “iş birlikçi” yaklaşımın da iyi bir eleştirisini sunuyor.

KAPİTALİZMİN İÇİNDE...

Wahl’ın tespitleri, “refah devleti”ni sermayenin lütfu olarak gören yaklaşımların ciddi bir eleştirisini içerse de, tartışmaya açık. Örneğin, Wahl, işçi sınıfı mücadelesini, ileri sürdüğü taleplerden yola çıkarak genel olarak “refah devleti için mücadele” olarak yorumlamaya meyilli. Oysa, işçilerin mücadelesi sonucu sermayenin geri adım atmasıyla bir “sosyal” devlet ortaya çıkmış olsa bile, bu işçilerin ufkunun -en azından her zaman için- “refah devleti” olarak adlandırılan kapitalist piyasa ilişkileriyle sınırlı olduğu anlamına gelmez. Ayrıca, burada işçi sınıfı ile sermaye arasında bir sözleşme ve iş birliğinden çok “çatışma” vurgusunun öne çıkarılmasında fayda var. “Sosyal” devlete giden yol, yine Wahl’ın belirttiği gibi uzlaşma ve anlaşmadan çok güçlü ve sert sınıf çatışmalarının sonucu olmuştur. Küçük bir not daha: “refah devleti” tanımı, başlı başına ideolojiktir ve kapitalizmin temel sömürü mekanizması değiştirilmeden de “insani” bir düzen sunulabileceği varsayımını içermektedir. Bu açıdan Wahl baştan bir ayağını -belki de iki ayağını- kapitalizme basarak, kapitalizme yönelik eleştirilerini yapmaktadır.

Refah Devletinin Yükselişi ve Düşüşü, Asbjorn Wahl (Asbjørn Wahl), h2o Kitap, Çevirenler: Baran Öztürk-Haldun Ünal İstanbul, 2015, 288 sayfa

www.evrensel.net