Kazlıçeşme’den Tuzla’ya taşınan mücadele

Kazlıçeşme’den Tuzla’ya taşınan mücadele

Deri fabrikaları Kazlıçeşme’den Tuzla’ya taşındı. Ama Tuzlalı işçiler için deri hâlâ zehirdir, kimyasaldır, kanserdir...

Uğur ZENGİN
İstanbul

“İnsanı sersemleten pis bir koku, fabrika kenarındaki dereler, çukurlar, yağ, boya, deri artıklarıyla dolu. Köşe başlarındaki Kazlıçeşme sokakları, yer yer savaş sonrası bir görünüm içinde. Artık deri, yağ, koku dolu kanallar, havasız, pis hangarlar...”

1987 yılında Kazlıçeşme Deri Sanayinin durumunu anlatıyor bu sözler. Dönemin Cumhurbaşkanı ise Kenan Evren. Grev gözcüleri için yapılan tuvalet için bile Sendikalar Yasasına aykırı olduğu iddiasıyla dava açılan bir dönem. 15 Haziran geliyor. Kazlıçeşme’de bulunan deri sanayi bölgesinde şimdiki adı DERİTEKS olan Türk-İş’e bağlı Deri-İş Sendikası üyesi 3 binden fazla işçi greve gidiyor. Grevin ilk günü Milliyet’in baskısına şöyle düşüyor: “Deri-İş Genel Başkanı Yener Kaya, grevi başlatma konuşmasında, ‘İnsanca yaşamak için 4 aydır masa başında mücadele veriyoruz. İşverenler bize bu hakları çok gördüler. Bu ilkel işyerlerinde hayvanlar bile yaşayamaz. Ama onlar yalnız kazanmayı düşünüyorlar. Yeni tesislerin parasını bile işçinin sırtından çıkarma peşindeler’ dedi.”

‘BABAM PİS KOKUYOR’

Grevin ilk haftası. İşçiler, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e çalıştıkları ortamı video kaydına alıp göndermek istiyor. Çekim sırasında birçok işyerine girip çıkan Türk-İş Eğitim Sekreteri Mustafa Başoğlu, “Bu kadar pislik ve geriliğin Hitler’in esir kamplarında bile olacağını sanmıyorum” diyor. “İşyerinde duş olmadığı için eve yıkanmadan gidiyoruz” diyor bir işçi çekimlerde, “Küçük çocuğumun zaman zaman ‘Babam pis kokuyor’ diyerek beni ittiği olmuştur. Bu koşullarda aldığımız para ise ayda 40 bin liradır.” 

Sonrası işçi “Grev” deyince patronlar “Lokavt” diyor. İşçiler 80 darbesinin ardından ilk işçi mitingini aileleriyle birlikte yapıyor. İşçi çocuklarının ellerinde, “Emeğin sömürülmesine paydos”, “Vatanımızda işçinin insan olduğunu unutmayın”, “Çikolata değil ekmek istiyoruz” pankartları var. Talepler ise net: “Erzak yardımı, yıpranma primi, aile ve okul primi, işten çıkarmaların durdurulması ve çalışma saatlerinin düşürülmesi.” 129 gün sürüyor grev, sonu kazanımla bitiyor. Ücret ve sosyal haklarda yüzde 83 artış, erzak yardımı 18 bin lira, tahsil yardımı ilk ve ortaöğrenim için 23 bin, üniversite için 25 bin lira, yılda 4 maaş ikramiye, bayram ve izin harçlığı için 35’er bin lira, yılda 3 ton kömür... 

AMONYAK, ASİT, ZIRNIK...

29 Ekim 1987’de biten grevin ardından 28 yıl geçti. Deri fabrikaları Kazlıçeşme’den Tuzla’ya taşındı. Ama Tuzlalı işçiler için deri hâlâ zehirdir, kimyasaldır, kanserdir... Deri işçisi kimyasalın içinde, deriyi et ve tüyden temizler, makineden geçirir, deri haşlanır pişirilir. “Alt katta yapılır bunlar, şöyle diyebilirim ki her insan burada çalışamaz” diyor bir deri işçisi, “Çalışanların çoğu mecburiyetten burada çalışır. Eskiden ‘Oğlum biz bir kere deriye bulaşmışız, bizi başka iş temizlemez’ derlerdi. Ben 88’de buraya geldiğimde deriyi öğrendim. Burada çalışan insanlar başka yerde kolay kolay çalışmazlar.” 1987 grevinde bir işçinin söylediğini, 2016’da başka bir işçi tekrar ediyor: “Eve gittiğimde 3 yaşındaki kızım ‘Ya baba çok kokuyorsun’ diyor, yanıma gelmiyor.”

87 KAZANIMI İÇİN GREV

Tuzla Deri Sanayi’de A’dan Z’ye her türlü deri üretiliyor. Ücretler ise ortalama 1500-1600 lira. Deri İşverenleri Sendikası ile DERİTEKS arasında süren grup toplusözleşme görüşmelerinde ise 87 grevinde kazanılan aile yardımı işçilerin elinden alınmak isteniyor. 

“İşçilerin tamamı bu dayatmaya karşı” diyen bir işçi devam ediyor: “Hala 87’nin mirasını yiyoruz. Üstüne bir şey koyamadık. Sosyal haklarımı çıkardığın zaman 1200 lira maaş alıyorum. Her ay 500 lira bankaya kredi ödüyorum. Yasalar işçiyi köleleştirmiş.”

Çalışma koşulları da, yaşam koşulları da kötü. 1 Mayıs’a da az bir zaman olunca, söz oraya geliyor. Türk-İş’in 1 Mayıs’ı Çanakkale’de kutlama kararına tepkili işçiler. İşçiyi böldüğünü söylüyor bir işçi: “Konfederasyonumuz Türk-İş Çanakkale diyor ama bizim birçok arkadaşımız ‘Biz gitmeyiz’ diyor. Bu bir böl parçala taktiğidir. Niye ben oraya gideyim? Burada sendika fark etmeksizin böyle dememiz lazım.”

Ve başka bir işçi ekliyor: “İşçi artık sendikaları bir yerde toplanmaya zorlamalı, bunun için elinden ne geliyorsa yapmalı. İşçiler gittikleri her alanda daha güçlü bağırmak zorunda.”

İŞÇİNİN SAĞLIK TALEBİ 

Tuzlalı bir deri işçisi, ‘Kazlılı’ bir işçinin yaşadığını anlatıyor: “Kazlı (Kazlıçeşme) döneminde bir abi hastalanıyor, komple içi gidiyor. Doktora gidiyor. Doktor ‘Sen ne iş yapıyorsun’ diye soruyor. ‘Ben krom kaynatıyorum’ diyor. Doktor, ‘Ben sana çürük raporu vereceğim ama sen çalışmazsan ölürsün. Senin için öyle bir hale gelmiş ki yara üstte kabuk bağlamış. Sen yine git işine devam et, sen işten çıkarsan o vücut yarayı söker sen ölürsün. Sen çalış yaşayabildiğin kadar yaşa’ diyor. Adam yine gelip sanayide uzun bir süre çalışıyor.”

DİRENEN AKA DERİ 1 MAYIS’I TARTIŞIYOR

Rusya krizini gerekçe göstererek daralmaya gidileceğini söyleyen ve işçi atan AKA Deri işçileri de 1 Mayıs’ı tartışıyor. Direnişleri 130. günü bulan AKA Deri işçisi Engin Koyun, “İşten atmalara ve işsizliğe karşı 1 Mayıs’a gideceğiz” diyor. Diğer pek çok deri işçisi gibi o da Çanakkale fikrine sıcak bakmıyor: “Sendikamız nerede derse orada kutlarız. Fakat Taksim’e izin vermeyecekleri için, ısrar edilirse bir kutlama gerçekleştiremeyiz. Kadıköy olursa ve tüm herkes buraya gelir kutlama yapılırsa çok daha anlamlı olur.”

CUNTANIN ARDINDAN YAPILAN 3. GREV

‘Kazlı’ grevine katılan işçilerden biri Zeki Süren. Grev aklına düşünce yüzü gülüyor. Özlem duyuyor o günlere. Gururlu bir ifadeyle anlatıyor: “12 Eylül askeri cuntasının ardından Kazlı grevi, Türkiye genelinde yapılan 3. grevdir. O dönem sınıfın mücadele azmi çok farklıydı, sendikalara bakış çok farklıydı. Siyasi yapılar dik dururdu. 500 lira işçi alıyorsa sendikacı 510 lira alırdı. Aralarında 10 liralık maaş farkı vardı. İnsanlar yöneticisine güveniyordu. Yöneticiyi denetleyen bir işçi vardı, sorgulayan bir temsilci yapısı vardı. İşyeri komiteleri vardı. Fabrikalarda yemekhane yoktu, sanayide küçük küçük çay ocakları vardı. Bizim için avantajdı. Her gün küçük küçük toplantılar yapılırdı. Kahvelerde, sendikada, çay ocağında... Greve de böyle hazırlandık. Eylemlilikle, yürüyüşle.” Hemen bugün ile o günleri kıyaslamaya başlıyor: “Bugün işyerlerinde işçiler birbirlerinin ayağını kaydırmaya çalışıyor. Ekonomik taleplerin yanında siyasi talepler ortaya konurdu. 1 Mayıs’ın yasallaşması, DGM’lerin kaldırılması, YÖK’ün kaldırılması taleplerdendi.” 

‘KAZLI’DA BİRLİK VARDI’

Haziran’ın başlarıydı diyor bir başka Kazlılı işçi ve devam ediyor: “Tam 129 gün sürdü. Ciddi anlamda destek de vardı. Gelen mutlaka eli boş gelmezdi. Fabrikalardan bisküvi gönderen, yemek gönderen... Gıda işçileri aralarındaki topladıkları parayı getirmişlerdi. Demiryolu işçileri öğle yemeklerini bize getirir, alana sığmadığımız için biz yemek yerken dışarıda beklerlerdi. Grevin ilk günü nöbet listeleri çıkardık. Nasıl askeriyede nöbet tutuyorsun öyle. Ben o zaman Cihanerler’de çalışıyorum. İşyeri komiteleri de devriye dolaşıyor. Kazlı’da iyi bir yapı vardı. Birlikte bir yapı vardı. Sendikacılar sözleşmeden sonra işverenlerle yemek yedi diye yemeği bastı işçiler. Grev kıran patronların işçiler tarafından dövüldüğü oluyordu.” 

'BEKLEMEKLE BU İŞLER ÇÖZÜLMEYECEK!'

87 döneminde Deri-İş yöneticisi olan ve daha sonra Emek Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nı ve Genel Başkan Yardımcılığını yapan Memet Kılınçaslan gazetemizde 2007 yılında çıkan bir haberde Kazlıçeşme grevini şöyle anlatıyor: “Eylemlerin yayılmasıyla, işçinin cesaretinin de büyüdü. 87'de Kazlıçeşme'de işveren 124 işyerine karşı lokavt uyguladı. Lokavta karşı bir günlük örgütlenmeyle biz 5 bin işçiyi sokağa çıkardık. Bunlar hızla yayılıyor ve işçiye cesaret geliyordu. Demek ki diye düşünmeye başladılar, beklemekle bu işler çözülmeyecek, susarak, birilerine havale edilerek çözülemeyecek.” Kılınçaslan deri işçilerinin  unutmadığı bir isim. 

“Memet Kılınçaslan’ın dik duruşu vardı” diyor o dönemleri yaşamış Zeki Süren, “Şimdi anket yapsalar Mehmet Kılınçaslan mı diğer sendikacılar mı? O mezar taşı diğer sendikacılara 10 çekecek.” Bugün grevi gündemine alan deri işçilerine sesleniyor Süren: “Bugün deri işçisi grev yapacaksa, içi boş grev olmamalı. Birlikte hareket edilmeli.”

İŞÇİ BANYO YAPACAK HA?

Çalışma koşulları Kazlıçeşme’de alabildiğine kötüdür. Zeki Süren anlatıyor: “Çalışma koşulları çok ilkeldi. Fabrikanın içi küçücük yerlerdi. Gecekondu tipi fabrikalardı. Banyo yoktu. İşçi banyo yapacak ha? Gitsin bir kovanın içine su koysun gitsin sokakta yapsın. O mantıktı. Temiz su da yoktu, derenin suyuyla yapılıyordu. 10 kişinin çalışacağı yerde 20 kişi çalışıyordu. Zeytinburnu’da fare insanların kulağını burnunu ısırırdı. Çünkü her şey insan gücüyle. Sendikal mücadele çok şeyi değiştirdi. Garibanları Anadolu’dan topluyorlardı. Fabrikada yatıp kalkıyordu insanlar. Adam ‘Güneş doğdu başla, güneş battı paydos et’ derdi.” 

 

www.evrensel.net