18 Nisan 2016 04:52

Yargıçlar da kopar

Bazen yargıçlar da kopuyor hukuk düzeninden. Üstelik avukatlar gibi bir kopuş lüksleri olmadığı halde.

Yargıçlar da kopar

Paylaş

Zehra Çiğdem Özcan

Franco İspanya’sı döneminde bir yargıç bağırır mübaşire: “Mahkumu getirin!”. Mahkum der, çünkü hükmünü henüz yargılama yapmadan vermiştir. Dolayısıyla yargıcın verdiği mahkumiyet kararı kimse için sürpriz olmaz. Mahkeme denilen şeyin koca bir tiyatrodan ibaret olduğu algısı daha da peşikir, o kadar.

Hali hazırda Türkiye Cumhuriyeti’nde duruşma koridorlarında endişeyle bekleyen insanlar ­hukukçu olsun olmasın­ eli yüreğinde dolanıp duruyorlar. Yargıç henüz ”mahkumu getirin” diye bağırmıyor ama dışarıdaki hiç kimse suçun oluşum unsurlarının ya da tutuklama gerekçelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğini düşünecek durumda değil. Çünkü aslında bir faydası yok. Kimse hukuk ya da yasa üzerinden konuşmuyor. O günkü konjonktür üzerinden şüphelinin suçlanıp suçlanmayacağını ya da tutuklanıp tutuklanmayacağını kestirmeye çalışıyor o kadar. Bu halet­i ruhiyeye hukukçular da dahil elbette. Henüz yargılama başlamamış olmamasına rağmen dışarıdakilerin, içeride “yargılananların” başına gelecek şeyler hakkında bu kadar vesveseli olmalarının tek nedeni yargıcın içinden söylediği “mahkum”u duymuş olmaları değil yalnızca. Biliyorlar ki Türkiye’de iddia makamı denilen savcılık sadece iddia etmez, yargıcı yönlendirir ve yargıç bu yönlendirmeden herhangi bir rahatsızlık duymaz. 

Ama suç “işlenen” bir şeydir. Kanunda istisnaları olsa da -bir şeyi yapmamak suç olarak tanımlansa da/görevi ihmal gibi­ suç işlemek için bir şey yapmak, bir fiilde bulunmak, bir şey eylemek gerekir. Bu durumda devletin yasalarında ­kendine göre­ tanımladığı “terör örgütü”ne üyelikten yargılanacaksanız eğer, bu örgütle fiili olarak ilişki içinde olmanız gerekir. Hatta Türkiye’de olduğu üzere Terörle Mücadele Yasası gibi despot bir uygulama olmaması durumunda örgütle fiili yakınlığınız da yetmez, örgütün işlediği suça iştirak etmeniz gerekir. Örneğin “Barış istiyorum” beyanatı kimseyi örgüt üyesi yapmaz. 

Ama konu bu kadar basit değil. Bu kadar basit olsa bir şüphelinin yargılanması sonucu en fazla yanlış bir hükümden ya da yargıcın hüküm verirken yanılmasından, olayı ya da delilleri gerektiği gibi değerlendirememesinden söz edilebilir. Örneğin delilleri yanlış değerlendirmiş ve yanlış bir hüküm vermiş olabilir.

Bazı durumlarda sanık avukatları kopuş savunması yapıyorlar ve yapacakları savunmayı devletin koyduğu yasalar dahilinde yapmaktan imtina edip halihazır hukuku ve yasayı tanımadıklarını beyan ediyorlar. Tıpkı Jaques Verges’in Raskolnikov’u Napolyon’un karşısına çıkardığı gibi: “Raskolnikov’un yaptığı şey, Napolyon’un yaptığının yanında nedir ki?”...gibi.

Ama sadece avukatlar kopuş savunması yapıp hukuk düzeninden kopmuyor. Bazen yargıçlar da kopuyor hukuk düzeninden. Üstelik avukatlar gibi bir kopuş lüksleri olmadığı halde.

Esra Mungan, Muzaffer Kaya ve Kıvanç Ersoy’un tutuklanma gerekçelerinde PKK ve TC arasındaki savaşa ilişkin özetle :“...devletin savunma halinde olmasına rağmen yaptıklarını katliam olarak nitelendirip terör örgütünün eylemlerine hiç değinilmeksizin aynı fikir ve eylem birlikteliği içinde olduklarının delili olduğu...” yazılıyor.

Oysa PKK’nin bir ülke yurttaşına herhangi bir yükümlülüğü yoktur; bu anlamda hesap vereceği kişiler de “yurttaşlar” değildir, başka bir deyişle yurttaşın PKK’nin eylemleri hakkında ona hesap sorması mümkün değildir. Aksine hak ve yükümlülükler dahilinde bir yurttaşlık ya da yöneten/yönetilen ilişkisinin olduğu, yani uyruğu olduğu bir devlete karşı taleplerinin olabileceğini, kısaca eğer bir yurttaşın siyasete ilişkin bir talebi varsa bunu ancak ilişki içinde olduğu devletten isteyebileceği ve PKK’nin eylemlerini eleştirip eleştirmemesinin bu anlamda herhangi bir önemi ya da karşılığı olmadığını kabul etmek gerekir.

Kaldı ki; bırakalım suç olarak tanımlanan eylemi eylemeyi, düşünceyi beyan etmeme ­terör örgütü eylemlerine hiç değinmeme­ üzerinden bir suç oluşması olgusu, şimdiye dek yüzlerce pratiğini gördüğümüz düşünceyi açıklama suçunun yarattığı hezeyanın on katını hak eder bir nitelik taşıyor. Faşizm nasıl tanımlanırsa tanımlansın, yaşanan hal faşizmin genel geçer formatlarına uysun ya da uymasın en azından Roland Barthes’in dediği gibi “söz sözleme mecburiyetini” içeren bir rejim gelmiyor aklımıza. Yargının, yürütmenin muhaliflerin üstüne meclis salonunda yürüdüğü şekilde “ Terör örgütü olduğunu söyle!” narasıyla yargıcın tutanağı arasında hiçbir fark yok. Yalnızca biri haykırıyor öteki yazıya döküyor.

Yurttaşını “sessiz kaldığı için” tutuklayan ya da söylemeye mecbur bırakan yargı bununla da
yetinmiyor elbette. İktidar adına konuşup iktidarın savunma durumunda olduğu yargısına varıyor, sanki yargı görevi bunu içeriyor ve yagıda bulunması gereken husus bu imiş gibi.

Bu cümlenin sonunda nasıl devam edeceğimi bilemedim. Çünkü karşımda bir yargıç değil, o her gün televizyonda izlediğimiz yandaş medya gazetecilerinden biri olduğunu hissettim. Bir yargıcın iktidar uygulamaları hakkında yorum yapmasını, üstelik bu yorumunu duruşma salonunda beyan etmesini ve tutanağa geçirmesini akılalmaz buluyorum çünkü. Bir yargı düşünün ki, iktidarın politikalarına harfiyen uyduğunu ve vereceği hükümlerin bu politika dışına çıkmayacağını ayan beyan söyleyip hiçbir beis görmeden de tutanağa geçiriyor. Diyor ki; “Devlet savunma durumundadır. Devlet haklıdır. Ben o devletin yargıcıyım ve hukuku değil devleti korurum”. Ve ekliyor: “Devlet ne derse benim için doğru odur ve o devletin söylediği o doğruyu söylemeyen herkes kodesi boylar.”

Hiçbir suç unsuru ve dahi tutuklama gerekçesi olmadığı halde gayet insani bir beyanattan dolayı tutuklama kararı veren yargıç yargıdan, hukuktan, adil yargılamadan, adil olmasa bile yasadan, tutuklama ve hüküm gerekçelerinden kopmuş ve yürütmeye doğru hızla yol almaktadır ve verdiği bu hükümle ve hükmün gerekçeleriyle o yolu oldukça kısaltmış ve neredeyse iktidarın yanıbaşına yerleşmiştir. Kopuş savunması varsa kopuş yargısı da olur, neden olmasın. Tıpkı bu hükmü veren yargıcın hukuktan koşarak uzaklaştığı gibi. Ne diyelim buna? Kopuş yargısı mı?

 

ÖNCEKİ HABER

Yavuz Ekinci: Biz felaket çağındayız

SONRAKİ HABER

İngiltere'de yasalardaki aile içi şiddet tanımı genişletiliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa