‘Küçük öykücü’  anlatmaya  devam ediyor

‘Küçük öykücü’ anlatmaya devam ediyor

Usta öykücü Adnan Özyalçıner Evrensel Basım Yayın tarafından yeniden basılan öykü kitaplarıyla okurlarının karşısına çıktı

Binlerce işçi ve emekçi tarafından izlenen bir yazar olan, 1950 kuşağından usta öykücü Adnan Özyalçıner’in öyküleri yeni baskılarıyla okurlarının karşısına çıktı. Evrensel Basım Yayın tarafından yeniden basılan öyküler arasında Alaycı Öyküler /Aradakiler, İstanbul’u anlattığı Sur ve Yağma, Sağanak gibi kitapları yer alıyor. 

Toplumcu edebiyatımızın köklerinden ve en güçlü çınarlarından Adnan Özyalçıner, kendisini “küçük öykücü” olarak tanımlar. Hayatın temel çelişmelerini, “küçük insan”ın dünyasındaki yansımalarıyla bulup anlatan bu öyküler, son derece yoğunlaştırılmış bir gerçekliği içerir ve bu bakımdan “atom çekirdeği” gibidir. Anlatılan olaylar, insanların, çevrelerindeki insanlarla, nesnelerle, bir bütün olarak dünyayla olan ilişkilerinin anlaşılması için bir çerçeve sunarlar. Her öykü, bir çatışma üzerine kurulur ve bu çelişkili yapı, hayatı hareket içinde yansıtır. Ama Özyalçıner, “Sokakta ayna gezdiren” bir yazar değildir. Görünüşün ardında olup bitenleri, gerçekliğin içsel zenginliğini, görüntü yitip gittikten sonra da sürüp giden izleri görür ve gösterir. Kimi zaman ince bir ironi, kimi zaman düğümlenen bir acı, ama her zaman iyimserlik ve geleceğe güven duygusu taşıyan bu öyküler, tanımak, değişmek ve değiştirmek isteyenlere sesleniyor.

ÇEKİRDEĞİ DÜNYA ÖYKÜLER

Özyalçıner’in öykülerinin yeni basımlarında Aydın Çubukçu’nun da enfes ön sözü yer alıyor. Çubukçu, Özyalçıner’ın öykücülüğünü şöyle tarif ediyor; “Adnan Özyalçıner’in öyküleri, hemen hemen tümüyle bir olay üzerine kurulmuştur. Ama Özyalçıner hiçbir öyküsünde olayı anlatmakla kalmaz; çünkü olay, sadece bir kabuktur. Olup biteni, insanları ve eşyaları, ilişkileri ve değişimi toparlayan, çerçeveleyen, onların birlikte oluşlarının açıklamasını içeren bir biçimdir. Her olay, daha derindeki bir gerçeği açığa çıkarmak için kendisinden hareket edilecek bir başlangıç noktasıdır. Oradan öze gidilir.

Özyalçıner’in bulduğu özde ise, çoğunlukla bir yabancılaşmanın açılımı vardır. İlişkisiz olduğumuz bir nesnenin bizi etkilemesi, beklenmedik bir durumun ortaya çıkması, bir nesnenin asıl yapılış amacından başka bir yerde kullanılmasının tuhaf sonuçları, bizim yarattığımız bir nesnenin, bizim tarafımızdan belirlenmemiş bir etkiyle karşımıza dikilmesi, tek kelimeyle yabancılaşma, Adnan Özyalçıner’in öykülerinin temel ögesidir.

Yabancılaşmayı anlamanın ve anlatmanın yöntemi ise, onun üzerinde yükseldiği çelişmeyi bulup sergilemektir. Böylece, biçim, içerik ve öz, birbiri içinde hayat bulan, farklı hareket biçimleri kazanarak birbirini etkili kılan değişken kurucu ögeler olarak değer kazanırlar.

Uyumsuzluk, karşıtlık, çelişki, Adnan Özyalçıner öykücülüğünde, toplumsal ya da bireysel gerçekliğin kaçınılmaz ögeleridir. Olaya hareket ve gerilim kazandıran, bir çelişme eksenindeki gelişmedir. Sonunda çelişme çözülür ya da açık kalır: ama her durumda, gerçeklik yazarın amacına uygun biçimde apaçık bilinir hale gelir. 

Olay anlatmak, öykücülerin, sanatçıların tekelinde değildir. Dedikoducular, gazeteciler, reklamcılar da bir olayı anlatabilirler. Toplum bilimciler, tarihçiler de kimi zaman sanatçıların, öykücülerin kullandığı araçlarla olay anlatmayı seçebilirler. Adnan Özyalçıner öykücülüğünün ayırt iki edici özelliği vardır. 

Birincisi, Özyalçıner, sonradan anlatacağı bir olayı izlemekle yetinen bir tanık değildir. Örneğin, bir kenti, İstanbul’u anlattığı iki ayrı öyküsünde (Sur ve Yağma), farklı iki yöntem kullanır. Sur, İstanbul’u, kendi deyimiyle “betimleyici” bir görüşle anlatırken, Yağma, toplumsal tabakalar arasındaki çelişkileri öne çıkararak anlatır. Böylece görünüşün farklı yüzlerini, değişen araçlarla tanımlamaya girişir. Bu çözümlemeci tutum, aynı zamanda incelenen, anlatılan sorunların kaynağını bulmaya yönelik bilimsel bir “tanı koyma” çabasını da yansıtır.

ÖYKÜSÜNDE ANLATTIĞI NESNE İLE HESAPLAŞIR

İkinci özellik, tam da bu noktada kendisini gösterir: Tanıklık, bir bakıma “yargıyı başkasına bırakma”dır. Oysa, Özyalçıner bu kaynağı gösterirken sınıf çatışmalarına işaret etmekle aynı zamanda taraf da tutar, yargıyı da verir. Tuttuğu taraf, bütün öykülerinde doğrudan değilse bile dolaylı olarak sürekli kendilerinden söz ettiği emekçilerin tarafıdır.

Yöneten-yönetilen, emek-sermaye, ezen-ezilen, köle-efendi, nesne-insan çelişkilerini inceler ve anlatırken, incelediği nesneyi kendisine bulaştırmamaya özen gösteren bir biyoloğun çekingenliğinden çok uzaktır. Öyküsünü anlattığı nesne ile hesaplaşır, onu tanımakla yetinmez, eleştirir, dövüşür.

Özyalçıner’in bu özelliği, öykücülüğünü başka olanaklarla zenginleştirmeye, öykü aracılığıyla araştırdığı ve anlattığı gerçeği, başka araçlarla da sergilemeye yöneltmiştir. Gazetecilik, onun öykücülüğünün uzandığı uçlardan biri olmuştur. 1980’de Çağdaş Gazeteciler Derneğinin Yılın Başarılı Gazetecisi Ödülünü “Çamlıca” adlı röportaj öyküsüyle almıştır.

Çelişkili görünse de, onun “nesnellik” anlayışı, öznel “yan tutma”yla örtüşür. Bunun sayesinde en umutsuz, en karamsar olayları taşıyan öykülerde bile, emekçilerin geleceğine dair aydınlık, iyimser bir atmosfer sezilir.”

‘BEN DOLAŞMASAM DA O COĞRAFYADA BENİM DE AYAK İZLERİM VAR’

Günümüzde Adnan Özyalçıner, binlerce işçi ve emekçi tarafından izlenen bir yazardır. “Ayak İzleri”, İsmet Ispalarlı adlı bir işçi okuru tarafından şöyle değerlendirilmiştir : “...hem bizim gibi insanların yaşamlarında ne gibi mücadeleler vermek zorunda kaldıklarını anlatması hem de okuma alışkanlığı kazandırması açısından büyük önem taşıyor. Bunun yanında bu gibi eserleri okumak, biz emekçileri, gazetemize yazı yazabilecek bir aşamaya kadar geliştiriyor... Gücünüzü yükseltip sınıf öfkenizi bileyen bu kitabı bitirip de kapağını kapadığınızda ‘Ben dolaşmasam da o coğrafyada benim de ayak izlerim var’ diye düşünmeden edemiyorsunuz. Teşekkürler Özyalçıner.”

Özyalçıner bugün başlayan İzmir Kitap Fuarı’na yeniden basılan kitaplarıyla katılacak. Ayrıca fuarda Özyalçıner’in öykücülüğü üzerine bir de söyleşi düzenlenecek. Evrensel Basım Yayın’ın düzenleyeceği “1950 Kuşağı ve Adnan Özyalçıner Öykücülüğü” başlıklı söyleşinin konuşmacıları ise Bekir Yurdakul, Hidayet Karakuş ve Hasan Özkılınç olacak. F21 Nisan’da fuar alanındaki Konferans Salonu I’de yapılacak olan söyleşiye 13.00-14.00 arasında katılabilinir. (İstanbul/EVRENSEL)


SENNUR SEZER’DEN ŞİİR GÜNDEMİ

İzmir Kitap Fuarı’nda Adnan Özyalçıner’in öykücülüğü üzerine yapılacak “1950 Kuşağı ve Adnan Özyalçıner Öykücülüğü” söyleşisinin ardından  eşi, Şair-Yazar Sennur Sezer için de bir söyleşi gerçekleşecek. Kadın Yazarlar Derneğinin düzenlediği “Sennur Sezer’e Saygıyla” başlıklı söyleşi 21 Nisan’da fuar alanındaki Konferans Salonu I’de saat 17.30-18.30’da yapılacak. 

7 Ekim’de kaybettiğimiz Sennur Sezer’in “Şiirin Gündemi” adını verdiği ve 1995’te ilk baskısını yapan kitabı, geliştirilmiş baskısıyla yayımlandı. Adnan Özyalçıner’in yayına hazırladığı kitapta ilk baskısının, “Şiir Gündemi”, “Sözcükler, Uyum ve Uyak”, “Anlam Sorunu”, “Şiir Ve Meydan Okuma”, “Bakış Açısı”, “Şiir ve Moda”, “Şiir ve Birikim”, “Şiir ve Özgürlük”, “Kendi Canına Kıyma”, Direnç, Şiir ve Dedikodu, “Şiir ve Düşünce”, “Şiir ve Bilgisayar”, “Yabancılık, Dil ve Şiir” başlıklarına, Sezer’in şiire dair yazdığı “Suyun Tarihini Yazan Şair”, “Şiir ve Yaşam”, “Şiirimizde İnsan Ögesi”, “Şiirimize Yaşadığımız Günlerin Yansıması”, “Şiir, Yabancılaşma ve İletişim”, “Kadın ve Şiir”, “Şiirimizde Kadın Kimliği”, başlıklarının da eklenmesiyle geniş bir şiir gündemi ortaya çıkmış oldu. İnsancıl Yayınları tarafından nisan ayında yayımlanan kitapta ayrıca Sennur Sezer’in 2012 Dünya Şiir Günü için yazdığı  “Şiir Çağının Yankısıdır” başlığını taşıyan bildiri de yer alıyor. 

Özyalçıner’in Sezer’in şiire ve şairlere dair yazdıklarını derlemesiyle oluşan Şiir Gündemi ve şairin yazdığı diğer kitapları İzmir Kitap Fuarı boyunca İnsancıl ve Evrensel BasımYayın’ın stantlarında olacak. Ayrıca Evrensel Basım Yayın standında Adnan Özyalçıner, Sezer’in kitaplarını okurları için imzalayacak. 

 

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Nisan 2016 07:25
www.evrensel.net