Uzm. Dr. Gökmen Özceylan: Taşeron işçiler  karardan mutlu mu?

Uzm. Dr. Gökmen Özceylan: Taşeron işçiler karardan mutlu mu?

Uzm. Dr. Gökmen ÖZCEYLAN 
İşyeri Hekimi

AKP Hükümetinin seçim vaatleri içerisindeki bizi en çok ilgilendiren iki taahhüdü; bir asgari ücrette iyileştirme, ikincisi ise kamuda çalışan taşeron işçilerin devlet kadrosuna alınmasıydı. Seçimden üç, dört ay gibi kısa bir zaman geçti ve birinci taahhüt yerine geldi. Yasalaştı. Asgari ücret 1300 liraya çıkarıldı. Çok sevindirici bir gelişmeydi. Tabi ki tartışılan yanları mevcuttu. Vergi diliminden kaynaklı kesintilerin bu net geliri elde etmeye engel olması tartışıldı. Bu maliyetin tamamının neden işverene yansıtılmayıp yarısının yine devletin kaynakları ki bu kaynakta ağırlıklı olarak çalışanların vergileriyle yaratılan kaynaktan sağlanması gibi biraz kaçamak yola sapılmış olması çok tartışıldı. Ancak bugün ben bu konuya değinmeyeceğim. Sonuçta iyi olmuştur. İşçi sınıfı yıllardır verdiği haklı mücadelesinin sonunda bu kazanımı elde etmiştir ve bu Türkiye işçi sınıfının tarihinde yerini almıştır. 

Benim bugünkü yazım ise ikinci önemli vaat ve sonrasında karşımıza gelen yeni yasa tasarısının yankıları. 

Kamuda çalışan taşeron işçilere kadro müjdesiyle bangır bangır duyurulan ve propaganda aracına dönüşen ilginç gelişmeler üzerine bir sohbet kesiti. Gerçekten kamuda çalışan taşeron işçi arkadaşlarım bu yasadan memnun ve mutlular mı?

Öğlen saatleri yemek molasındayız. Hastanemizin ikinci katında yemekhanemizdeyiz. Her günkü gibi yemeklerimizi aldık ve bir masanın etrafındayız. Çevremde yine arkadaşlarım. Ama bugün biraz daha meraklı gözlerle ve sorularla özellikle hastanemizin taşeron bir firmadan hizmet satın aldığı bilgisayarda oturan ve gün boyu bizimle beraber ter döken sekreter arkadaşlarım ve güvenlikçi arkadaşlarım çevremde daha kalabalık. Bu işlerle yakından ilgilendiğimi ve yıllardır bu mücadeleyi verdiğimi biliyorlar. Kafalarında sorular yüzlerinde ise umutlu, sevinçli ama kaygılı bir hal var. 

İlk soru 33 yaşındaki kızımız Sevda’dan geliyor. Hocam duydunuz mu artık kadroya geçiyormuşuz? 

-Duydum kızım çok sevindim sizler adına. Ama bende de sorular biter mi? Siz sevinmediniz mi?

- Hocam sevindik de bilemedik ki. Size soru sormak istedik. Bir fısıltı gibi dolaşıyor. Herkesi almayacaklarmış kadroya, sınav yapılacakmış, başarılı olanlar alınacak diğerleri alınmayacakmış. Nasıl bir sınav olacak ki ? Ne soracaklar hocam sizce ? Kim yapacak bu sınavı? Biz sizle çalışıyoruz yıllardır mesela yeterli olup olmadığımızı siz mi sınava alıp belirleyeceksiniz? Bu sınavı geçemezsek ne olacak kapı dışarı mı edileceğiz ? Ben 10 yıldır toplam 12 doktorla çalıştım. Sekreterliğini yaptım. Ne olacak yani işten mi çıkarılacağız?

KAYGI ÇOK

Sevda’yı susturmak lazımdı. Çünkü kaygı düzeyi yüksek bir kızımız. Haberden sonra yüzünde tam bir mutluluk ve sevinç şekillenmemiş olmasının sebebi belli olmuştu. Kaygı daha ağır basıyordu. Güvenlik elemanı Harun lafı aldı hemen ve bizi kaygılarımızdan uzaklaştırmak istiyordu belli. 

-Olur mu öyle şey Sevda! Niye bizi kapı önüne koysunlar amaçları bizi kadroya geçirmek. Biz de sizler gibi devlet kadrosuna geçeceğiz değil mi hocam artık çıkarılma olmayacak. Her ay giriş çıkış yapılmayacak değil mi hocam? 

Ben de masadaki kaygıyı azaltmak niyetindeyim. Ama net cevapta vermek istemiyorum. Bu mutlu günleri hemen kaygılarla bezensin istemiyorum. Biraz daha dinlemek istiyorum. 

-Umarım gibi ucu açık bir cevapla kestirip atıyorum. 

Diğer bir sekreter kızımız alıyor sözü: 

-Hocam bizim kadroyla ilgili ben bir şey duydum. Bu kadroya geçeceklerin maaşları azalacakmış diyorlar. Yok vergi yok başka kesintilerle şu anda elimize geçecek paranın daha azı geçecek diyorlar. Öyle mi olacak?

Masamızın baş köşesinde oturan bir hemşire hanım söze giriyor. Muhterem hanım en yaşlı hemşiremiz. Emekliliğine üç yıl kalmış .

-Hayır ben dinledim bizzat Başbakanı aynı ücreti alacakmışsınız. Bence alırsınız aynı parayı diye ortama biraz su serpiyor. 

Ancak hemen arkasından bombayı masanın ortasına bırakıyor:

-Hocam asıl soru şu; bu arkadaşların maaşları döner sermayeden karşılanacakmış. O zaman bizim döner sermayelerimiz düşecek mi?

İşte şimdi masada soğuk bir duş etkisi uzun bir sessizlik oluyor. Çünkü aynı masada döner sermaye ile çalışan devlet memurlarımız mevcut. Kesinlikle ortamın soğuk havasını dağıtmak bana düşüyor. Memur işçi çatışması en son istenilecek şey hepimiz için. 

-Zannetmiyorum diyorum. Her kamu kuruluşunda döner sermaye yok ki bence öyle bir düzenleme yapamazlar diyorum ve masadaki buzları hemen eritiyorum. Güvenlik firması çalışanımız Harun devam ediyor sözlerine :

YARI YOLDA BIRAKMAZLAR

-Siz her duyduğunuza inanmayın onlar hükümeti karalamak için böyle söylüyorlar. Bence çok daha güzel olacak. Sizler de benim gibi parti kanalıyla girmediniz mi işe? İlçe başkanlarımız bizi önerdi. Biz de işe alındık firmada. Şimdi aynı parti bizi yarı yolda bırakır mı?

Başörtülü sessiz kızımız Nihal hanım söze giriyor burada:

-Vallahi ben bilmem hocam bize de işe girerken aynı şeyleri söylediler. Sizleri kadroya alacağız. Sizler işinize sıkı sıkı sarılın biz sizleri mağdur etmeyeceğiz dediler. Bence etmezler. 

Sevda Hanım yeniden o kaygı düzeyini masamızın ortasına bırakıverdi. Hem de hiç tereddüt etmeden:

-Vallahi arkadaşlar ben bilmem. Siyasiler eğer kaşıkla bir şey verirlerse mutlaka ellerinde kepçe vardır. Kepçeyle almadan vermezler. Hocam siz niye susuyorsunuz?

Aslında niyetim de tam olarak bu diyemiyorum. Amacım sizleri dinlemek. Sizlerin neler düşündüğünü öğrenmek diyemiyorum. Ortada cevap bekleyen o kadar soru var ki ve bu cevapları net bir şekilde duymak istiyorlar. 

-Sevda Hanım bence biraz fazla kaygılısınız diyorum. İçimden tüm kaygılarını da paylaşmakla beraber. Ama bu keyifli günlerinde kaygılarını arttırmak niyetinde değilim. Hele bir görelim yasanın tamamını da neler getirecek neler götürecek o zaman daha ayrıntılı cevaplar verebilirim diyorum. 

“Ben size bir soru sorayım” diyorum ve ekliyorum  “Hepiniz bu çalıştığınız firmalara siyasal torpille mi geldiniz arkadaşlar?” 

Önce bir suskunluk sonra samimiyet alıyor ortamı. “Evet, hocam bu ilçede bu hastanede çalışan taşeron firmalara işe girmek için buradaki ilçe başkanlığı önermeden işe giremezsiniz. Dolayısıyla bizi mağdur etmezler” diyor Harun, “Ben inanıyorum. 

KEPÇE KAŞIK MESELESİ

Yine aynı ucu açık, kısa ve net cevap benden “Umarım.” Gerçekten umuyorum öyle olsun. Yıllardır birlikte çalıştığım, ve çalışmaktan da müthiş keyif aldığım arkadaşlarımın mağdur olmasını hiç istemem. Yüzlerine söylemiyorum, ama benimde dehşet kaygılarım var. Bir kere bu arkadaşların kadroya geçirilme süreci çok yanlış bir hattan başladı. Sözleşmeli kadro olarak başladı. Sözleşmeli çalıştırmak için insanları bu insanların oluşacak tazminat kayıpları, sınavda liyakatın ne olacağı, bu kadar siyasallaşmış kadrolaşmalarda adaletin nasıl sağlanacağı, sendikal mücadele haklarının nasıl temin edileceği, işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinden nasıl faydalanacakları... Öyle sorular ve kaygılar taşıyorum ki ama bunları onlarla bugün için paylaşıp onların kaygılarını arttırmak istemiyorum. Hele bir yasa önümüze tam gelsin zaman içinde hepsini konuşuruz diyorum. Yemeğimi bitirip müsaade isteyip yanlarında kalkıyorum. 

Aklımda bu sohbetten kalan en ciddi tespit ise; kepçe kaşık meselesi. Umarım Sevda Hanım yanılıyordur.

www.evrensel.net