Bomba ve tanklarla gelen "huzur"

Bomba ve tanklarla gelen "huzur"

Umut YEĞİN

Türkiye, tarihinde en fazla kayıplara yol açan bombalı saldırıların yaşandığı bir süreçten geçiyor. Son bir yıl içerisinde Suruç'ta, Diyarbakır'da, Adana ve Mersin HDP binalarında, İstanbul Sultanahmet'te, 10 Ekim'de Ankara Gar'ında, 17 Şubat'ta yine Ankara'da bombalı saldırılar gerçekleşti. Son olarak 13 Mart günü akşam saatlerinde yüzü aşkın yurttaşın yaralanıp, onlarcasının yaşamını yitirdiği Kızılay meydanında saldırı gerçekleşti. Saldırıların toplamında çoğunluğu gençler olmak üzere yüzlerce yurttaşın yaşamını yitirdiğini göz önünde bulundurduğumuzda ülkenin hiç bir yerinde güvenliğimizin olmadığını, her an bir saldırıya maruz kalabileceğimizi görüyoruz. Peki ülke bu duruma nasıl geldi?

'KARDEŞ' ÜZERİNDEN PAZARLIK

Hatırlayalım, Suriye'de muhalifler üzerinden başlayan kaos ortamında AKP, açıktan tarafını belirlemiş ve daha göçler başlamadan Suriye sınırında bir çok şehirde konteynır kentler oluşturmuştu. Barbar çetelere verdiği destek defalarca belgelenmiş, tırlarla silahlar bu terörist çetelere gönderilmişti. Bu cihatçı terörist çeteler, ülke sınırından ellerini kollarını sallayarak gelip gitmeye başlamıştı. (Bu durum halen devam ediyor.) Dış politikasında savaşı körükleyerek sınır ötesi operasyonlar yapan, daha birkaç hafta önce ülkedeki mülteci sayısıyla övünerek, "kardeşlerimize kapımız açık" diyen; bugün ise mülteciler üzerinden Avrupa ülkelerinden para alabilmek için tüm dünyaya kafa tutan bu ülkenin güvenli olduğu söylenemez.

KİM İNANIR?

Ülkenin nasıl bu duruma geldiğinin nedenleri sadece bunlarla da sınırlı değil elbette. Özellikle 7 Haziran genel seçimlerinin ardından tek başına iktidar olamayan AKP'nin ve ülkede fiili olarak başkanlık sisteminin uygulayan Erdoğan'ın, eşit haklara sahip olarak yaşamak isteyen Kürt halkına yönelik başlatmış olduğu operasyonlar bir diğer boyutu oluşturuyor. Tarih kitaplarında yıllardır "gemiler karadan yürüdü" diyen ve buna inanmamızı isteyen devlet, bugün de "hendek kazdılar" diyerek operasyon yaptıklarına ve hendekleri kapatınca tüm bu sorunların yok olacağına inanmamızı istiyor. Sur ve Cizre başta olmak üzere bir çok şehirde gerçekleştirilen katliamlar ve yıkım yetmezmiş gibi şimdi de Nusaybin'de, Yüksekova'da sokağa çıkma yasakları ilan ediliyor; savaş hazırlıkları yapılıyor. Yıllardır gasp edilen hakları için mücadele eden bir halkı görmezden gelerek, sorunun "hendek" üzerinden tarif edilmesine kim inanır? Ülkenin "huzuru" için yapıldığı iddia edilen operasyonların huzur getirdiğini kim söyleyebilir? Cizre'de insanlar yakılarak katledilirken kim huzurlu olabilir? Ülkenin doğusundan batısına yangın yerine dönmüş olması nasıl bir "huzur"dur? Tüm bu sorular aslında yürütülen politikalar sonucu nasıl bu duruma geldiğimizi biraz daha gösteriyor.

KATLİAMLARIN SORUMLUSU İKTİDARDIR

13 Mart'ta Kızılay'daki patlamanın bize bir kez daha gösterdiği, ülkeyi yönetenlerin izlediği iç ve dış politikanın belki de Cumhuriyet tarihi boyunca en kitlesel katliamlara neden olduğudur. Dolayısıyla saldırının üzerinden saatler geçmesine rağmen açıklama dahi yapmayan, ilk olarak yayın yasağı getiren, sosyal medyaya girişi engelleyen iktidar, tüm bu yaşananların sorumlusudur. Bu sorumluluk "güvenlik" gerekçesi ile daha fazla baskı politikası, operasyon ile geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Çünkü ülkeyi yönetenlerin uzun süredir izlediği siyasetin kendisi bu saldırılara davetiye çıkarır niteliktedir. 

KARDEŞ OLABİLMEK İÇİN...

Tüm bu yaşananlar bize bir kez daha gösteriyor ki, özellikle batıda yaşayan Türk gençlerinin yangın yerine dönmüş bu tablo karşısında, Kürt halkının eşitlik talebi ve ulus olmaktan kaynaklı tüm haklarının iade edilmesi için, barış için ülkeyi yönetenlere karşı ortak bir tutum sergilemesidir. Tıpkı 10 Ekim katliamında kaybettiğimiz her milliyetten kardeşlerimizin savaşa karşı gösterdiği tutum gibi. Kardeşliğin gereği işte tamda budur. 

SAVAŞA KARŞI DAHA FAZLA MÜCADELE

Elbette sivilleri hedef alan bu saldırı bir insanlık suçudur. Lanetlenmelidir. Ama iktidarın yalnızca "kınama", "lanetleme" ile bu sorumluluğu üzerinden atamayacağını bilerek, tüm ülke gençliğinin İçerde ve dışarda savaş politikalarına karşı çıkmak ve izlediği siyasetle bizlere katliamları reva gören bu iktidarı istifaya çağırmak, hesap sormak için atölyelerimizde, mahallelerimizde, fakültelerimizde, sınıflarımızda bu durumu daha fazla anlatmamız, mücadeleye çağırmamız ve mücadele etmemiz gerekiyor. Çünkü savaş Kürt, Türk demeden her milliyetten emekçileri ve onun gençlerini doğrudan etkiliyor.

www.evrensel.net