Meryem'le tanışmak

Meryem'le tanışmak

Berfin AYDIN
Antep

Staj yaptığım hastanede, bu ay çocuk yoğun bakım ünitesinde olduğumu öğrendiğimde pek mutlu olmayarak servisime doğru yol aldım. Beş çocuk hasta vardı serviste. Dört kafadan ayrı tonlarda ağlama sesleri çıkıyor, her biri başka bir şey isteyerek ağlıyor. Anne, baba, mama, meme... 

Yalnız biri elinde yeni olduğunu düşündüğüm bir kıyafete sarılıp katlayıp paketine koyuyor, çıkarıp tekrar sarılıyor tekrar katlıyor ve tekrar pakete koyuyor. Defalarca aynı şeyi tekrarlıyor. İzlediğimi fark edince bana gülümsüyor. Gidip dosyasına bakıyorum. Suriye'den geldiğini, bir patlamada sağ bacağını kaybettiğini öğreniyorum, adının da Meryem olduğunu. Bir kaç saat sonra taburcu olacak Suriyeli bir hastanın annesi geliyor. Kızını giydirip öpüp kokluyor, Meryem onları izliyor. Kadın kızının balonunu alıp Meryem'e getiriyor; dünyaları kazanmış gibi bir mutluluk Meryem'in gözlerinde. 

Kadından Meryem'e ne olduğunu sormasını istiyorum. Meryem anlatıyor… 2. sınıfa gidiyormuş. Bir gün okuldan çıkıp eve giderken havada bir uçak görmüş, uçağı izleyerek gitmiş eve. Tam eve girecekken o izlediği uçaktan evine bomba düşmüş. Annesini, babasını, kardeşlerini ve sağ bacağını kaybetmiş o izlediği uçaktan düşen bombada. Meryem anlatırken tekrar yaşıyor gibi oluyor. Uzun uzun gözleri dalıyor boşluğa. Yemyeşil gözleri bana bakıyor tüm masumluğuyla. Bak bunları yaşadım ben der gibi. 
8 yaşında küçücük bir beden nasıl olur da savaşın en ağır bedelini öder diyorum kendime. Meryem hiç ağlamıyor, sanki bir filmde izlemiş gibi anlattıklarını. Yaşadıkları bir filmden daha ağır halbuki. 

Meryem ile konuşamıyoruz ama çok iyi anlaşıyoruz. Boyama kitabından resimleri boyuyoruz, her boyama sonunda bir öpücük alıyor benden. Her fırsatta da sarılıyor. Sevgiyi, ilgiyi çok özlediği belli. Ara sıra üstüne örttüğüm çarşafı kaldırıp olmayan bacağına bakıyor uzun uzun. Sonra bana bakıyor tekrar masum bir gülümseme kaplıyor yüzünü. Umut dolu bir gülümseme. İyileşince ne olacak diye soruyorum birine. İyileşmesi iki ayı alır diyorlar, iyileşince de bir yetimhaneye verilecekmiş. Savaşın en ağır senaryosu neden 8 yaşında bir çocuğa verilir ki diyorum, aklıma onlarca çocuk geliyor. Savaş meydanlarında cansız bedenleriyle yatan çocuklar, ülkesindeki savaştan kaçarken cansız bedenleri kıyıya vuran o küçük çocuklar geliyor aklıma. Büyüyemeyen çocuklar… 
Meryem şanslı diyemiyorum, hayatta kalmak onun için şans sayılmaz çünkü. Babasını, hamile annesini ve üç kardeşini gözleri önünde kaybetmiş bir çocuk o. Yetmez gibi bir de bacağını kaybetmiş, sevdiği her şeyi kaybetmiş belki hayatı da son anda kurtulmuş bir çocuğun yaşadıklarının neresindedir sizce şans? 

Peki ya ailesi ile birlikte sınırdan geçen kendilerince savaştan kurtulan ya da kurtulduğunu zanneden çocukların hayatlarının neresinde? Sokakta sattıkları mendiller güç bela tükenince şanslı mı oluyorlar? Ya da İzmir'de bir esnafın tezgahından gizlice aldığı meyveyi yerken tezgah sahibi esnaf tarafından yere fırlatılan çocuğun yaşadıklarının neresinde şans? Kafasına aldığı darbe ile beyin kanaması geçirmemiş olmasında mı? Elbette değil, şans bu çocuklara uğramamış belli ki. 
Her güne yeni bir mülteci çocuk ölümü ile uyanmaya devam mı edeceğiz yoksa bu çocuklar ve henüz ölmemeyi başarabilmiş olanlar için barış mücadelesi mi vereceğiz? Seçim bizim, hepimizin...

www.evrensel.net