10 Nisan 2016 08:15

Pembe Salon’un anatomisi

Pembe Salon’un anatomisi

Paylaş

Ercüment AKDENİZ

Birkaç gün önce Bolu’da, İzzet Baysal Üniversitesi’ndeydim. Oldukça aktif, sempatik ve yetenekli gençlerin içinde çalıştığı bir topluluk var orada; adı KESİT. Yardımcı Doçent Fatih Yaşlı ile birlikte konuşmacı olarak davet edildiğimiz panelin adı “Savaş, Göç ve Mülteciler”di; panelin yapılacağı salonun adı ise “Pembe Salon”.
Fatih hoca ne yazık ki ve elbette elinde olmayan sebeplerle panele katılamadı. Konuşmamı yapmak üzere platforma çıktığımda, karşımda dolu bir salon ve pırıl pırıl gençler gördüm. KESİT muhakkak iyi çalışmıştı ve fakat katılımın yüksek olmasında sanırım seçilen başlığın da önemli bir etkisi vardı. Karşımda uzun saatler beni dinleme sabrı gösteren gençler belli ki Suriye iç savaşına, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılara ve çeşitli tartışmalara neden olan “mülteci krizi”ne duyarlı gençlerdi.
Salondaki bileşimin politik açıdan yekpare olmadığını söylemeliyim. Zira yaptığım sunum sonrası gelen sorulardan ve öğrencilerin dile getirdiği görüşlerden bunu anlamak hiç de zor değil. Yani salonda sol, sosyalist, sosyal-demokrat görüşten gençler kadar sağ, milliyetçi ve muhafazakâr görüşten öğrenciler de vardı. Elbette politik çizgisi belirgin olmayan bir dolu “tarafsız” genç de oradaydı ve belki de sayıca en kalabalık onlardı.
Mültecilere ve mülteci işçilere ilişkin yazdığım yazıları az çok takip edenler ve Evrensel’in bu konuya bakışını bilen okurlar için burada panel sunumundan kesitler vermeyi gerekli bulmuyorum. İzninizle, sayfanın bundan sonraki alanını gençlerin sorularına ve görüşlerine bırakmak istiyorum:
* Muhafazakâr bir aileden geliyorum. İktidar partisi “Ensarlık” dedi ama mültecileri AB’ye pazarladı. Ana muhalefet partisi ise Ortadoğu bataklığı diyor ama mültecileri Ortadoğu bataklığına geri göndermekten bahsediyor. Bu konudaki görüşleriniz nedir?
* Geri kabul anlaşmasından sonra mültecilerin Türkiye’ye iadesi başladı. Kendine sol, sosyalist, demokrat diyen insanlar İstanbul gibi metropol bir kentte bile bu konuda neden bir eylem yapamıyor, farkındalık yaratamıyor?
* Kendi sorununu çözemeyen bir devletin başka bir ülkenin sorununu çözmek istemesi ironi ve acizlik değil mi? Diyarbakırlıyım; Sur’dan göçen Kürtler bugün mülteci durumuna düşmüş. Doğuda insanlar ölüyorsa batıda da insanlık ölmüyor mu?
* Hükümet son süreçte dış politikada biraz daha yalnızlaştı. Brüksel’deki patlamayı kınayıp Pakistan’a baş sağlığı dilemek olmaz. Bunlar doğru şeyler mi? AB’nin Türkiye’ye yönelik sert mesajları daha akılcı değil mi?
* Eskişehirliyim, annem Türkmen babam başka kökenden… Çok karışığız yani. Türkiye’de zaten bir kutuplaşma var. Buna bir de Suriyeliler eklenmiş olmuyor mu? Türkiye yeni bir kutbu daha kaldırabilir mi? Türkiye’de 3 milyon Suriyeli var; bunlar için vatandaşlık ya da eşit yurttaşlık kabul etmek ütopik değil mi?
* Suriye’den gelenlerin hepsi Türkmen olsa acaba hükümet yine böyle kayıtsız mı davranırdı? Ya da gelenlerin içinde Türkmen olanlara ayrı muamele yapılıyor mu?
* Hep etnik gruplara saygıdan söz ediyorsunuz, peki etnik grupların da devlete saygı göstermesi gerekmiyor mu?
* Ben başka bir ülkeden burada misafir öğrenci olarak okuyorum. Yurtlarda diğer ülkelerden öğrencilerle konuştum; hükümet mültecilere 1 yıl içinde vatandaşlık verecekmiş. Bu bilgi doğru mu, doğru ise iyi bir adım değil mi?
Benim not edebildiğim sorular bunlar... Gençlerin mülteci mevzundan yola çıkarak; sormak isteyip de soramadığı ve yahut konuşmak isteyip de o an dile getirmediği bir dizi alt başlık olduğunu tahmin etmek zor değil. Nitekim birkaç gün sonra, panele katılan insanların yorumlarını almak üzere KESİT’ten arkadaşları aradım ve bilgi hazineme şu diyalogları ekledim:
“Panelist arkadaş fazlasıyla hümanist, Suriyelilere hiç güvenmiyorum. Bunların hepsi kamplarda cihatçı ve birer militan olarak yetişecek…”
“Panelist Ak Parti’ye haksızlık yapıyor. Bu kadar acımasızca eleştirmemeliydi. Sonuçta mültecilere kapıları hükümet açtı…”
“Vatandaşlık hakkı talep etmek AKP’ye yeni oy deposu hediye etmektir. Buna gerek yok çünkü zaten hükümet bunu yapacak. Esas mülteciler için vatandaşlığa karşı çıkmak gerek…”
“Hükümet nüfusla siyaset yapmayı sadece Suriye’de değil Maraş’taki Aleviler üzerinde de yapıyor. Mültecilerle oranın yapısını bozmak istiyor…”  
Ters açılardan gelen o sorulardan sonra birbirine zıt kutuplardan böylesi yorumların gelmesi pek şaşırtıcı olmasa gerek.
Bir dipnot; bütün zıt görüşlere karşın, panelin bitiminde herkesin alkışlarla salondan ayrılması, hem bir nezaket hem de karşılıklı bir saygı örneğiydi.  
Yazıyı burada bitirirken şimdi sana seslenmek istiyorum ey sevgili okur!
Bir vakit bulduğunda; lütfen Pembe Salon’da hayat bulan o soruları önüne koy ve yukarıdan aşağıya sıralayarak onlara yanıt vermeye çalış. Altta verilen diyaloglar da belki yeni sorular sormana ve yanıtlar bulmana yardımcı olur.
Ya ben, ben mi ne yapacağım?
Ben de senin yaptığını yapmaya çalışacağım. Çünkü Pembe Salon’un anatomisi, üzerinde yaşamaya çalıştığımız ülkenin küçük bir prototipi gibi. 

ÖNCEKİ HABER

Mültecilik ve yedek iş gücü ordusu

SONRAKİ HABER

İzmir’de TARİŞ işçilerine destek için miting yapılacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa