Tiyatro sahnesinde sembolist bir şiir: Dönence

Tiyatro sahnesinde sembolist bir şiir: Dönence

Her temsilde 12 seyirciye kapılarını açan 'Dönence'yi bir tiyatro oyunundan çok bir şiire benzetiyorum. Sembolist bir şiire. Deneyimlemek dedim ama 'Dönence'yi belki de okumak gerek...

Hakan GÜNGÖR
İstanbul

Kadıköy’deki Küçük Salon’un sahnelediği “Dönence” izlemek fiili ile ifade etmenin mümkün olmadığı bir performans. Bu yüzden “deneyimlemek” ifadesi belki de daha doğru olacak. Duymak, koklamak, görmek, tatmak, dokunmak… Beş duyu organına da hitap eden oyun, deneyimlendikten sonra heyecanla gidip paylaşılmayı, dil döndüğünce anlatılmayı bekliyor.
“Dönence”nin konsepti Yönetmen Emre Tandoğan’a ait. Elif Arman’ın kostüm, Enrico Zeber’in ışık tasarımını üstlendiği oyunda; Oyuncular Tansel Öngel, Elif Arman, Deniz Boldaz, Side Balaban, Tuana Kotra, Cenk Dost Verdi ile Heykeltıraş Ata Camuz yer alıyor.

45 dakika süren “Dönence”de ışık, ses, koku, beden aracılığı ile varoluşsal bir sorgulama ve yüzleşme başlıyor. Tanrısallığın, “yüce” olanın, “ilk emir”in peşi sıra devam ediyor seyirci yolculuğuna. Oyun boyunca seyirci “küçük” salonda, aslında o salonun nasıl büyük olduğuna, büyüdüğüne demeliyim belki de, şaşarak şahit oluyor. Oyunda mekan da rol alıyor, hem de başrol.

GÖĞÜS KAFESİNE ZİNCİRLENEN ‘BEN’

Oyun bir bir çarpıyor suratlara kanıksanmış ne varsa. İnanışa göre “Başlangıçta söz vardı.” Kutsal metinler kutsiyetlerini kendi kendilerine kazanmıyorlardı elbet. Göğe ait olan, önce insanın içinde var oluyordu. İnsanın kendine hakimiyeti, “nefsiyle” savaşı, göğüs kafesine zincirlenmiş, tutsak bir “ben”den başka bir şey değildi. Kimileri kendi putunu kendi yapıp tapıyor, kimileri inanış, yaşayış ve ölüşte sadece kendine verilen rolü oynuyordu. “Dönence” varoluşu sorgularken dini, değeri, deruni ne varsa işte onu çevreliyordu. Burada çıkan çerçeve de bir pencereye dönüşüyor ve tapınan, put yapan, ilham bulan, oyun oynayan, oyuna gelen, oyundan başka bir şey elinden gelmeyenlerin dünyasına açılıyor.

Mekan ve ışık, zifiri karanlığıyla, baş döndüren ışığıyla, yansıtmalarıyla görsel hafızaya kazınacak bir deneyime kapı aralıyor. Oyuncular da kimi zaman danslarıyla, kimi zaman devinimleriyle, kimi zaman ise duruşlarıyla sahnede yerlerini alıyor.

SARF EDİLMEMİŞ SÖZCÜKLER İŞİTİLİYOR

Oyun seyirciyi salt neler olup bittiğini anlamlandırmaya değil, anlamlandırdığı her ne varsa, aslında yekününe nasıl da seyirci kaldığını göstermeye davet ediyor. An geliyor, bir sis bulutu içerisinde kayboluyor, an geliyor ışıklar içinde, içindeki karanlığı fark ediyor. Bu sözsüz oyunda sarf edilmemiş nice sözcük işitiyor.

Her temsilde 12 seyirciye kapılarını açan “Dönence” (Aslında her eser ve sanatsal çalışma öyledir ama bu daha kapsayıcı bir örnek) kişinin kendi deneyimlerinden yola çıkarak ayrı şekilde anlamlandırabileceği bir sanatsal yapıt. Oyundan sonra farkına vardım. Sanatsal açıdan Dönence’yi bir tiyatro oyunundan çok bir şiire benzetebiliyorum. Sembolist bir şiire. Kim bilir, deneyimlemek dedim ama “Dönence”yi belki de okumak gerek. İçimizden okumak…

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Nisan 2016 11:43
www.evrensel.net