06 Nisan 2016 04:56

Brezilya, kırk katırla kırk satır arasında

Brezilya, kırk katırla kırk satır arasında

Paylaş

Elif GÖRGÜ
İstanbul

Brezilya, dünyanın büyük ülkelerinden ve büyük ekonomilerinden biri. 2003 yılında Eski Maden İşçisi ve Sendika Lideri ve İşçi Partisi (PT) Genel Başkanı Lula da Silva’yı hükümete getirerek neoliberal hükümetlerin ardından halkçı bir iktidarı seçtiğini düşündü Brezilya emekçileri. Ancak hükümet politikaları beklentilerin çok altında kaldı. Ardından yine aynı partiden seçilen bu kez  “Eski Kadın Gerilla” Dilma Roussef hükümeti de benzer politikaların devamcısı oldu. Büyük sendikalar içindeki gücü, işçi ve emekçilerin “Artık sağcılar hükümet olmasın” eğilimi nedeniyle hoşnutsuzluklara rağmen de yeniden seçilmeyi başardı. Ancak kıl payı.

Ciddi rüşvet ve yolsuzlukları açığa çıkartılan Brezilya sosyal demokrasisi, bugün “Ben gidersem darbeciler, askeri diktatörler geri gelir” diyerek halkı yolsuzluğuna razı etmeye çalışıyor. Son olarak Devlet Başkanı Rousseff'in büyüyen bütçe açığını saklamak için hesaplarda manipülasyon yaptığı iddia edilince, görevden alınması için gösteriler başladı. İlkeler üzerine değil çıkarlar üzerine kurulu ittifak dağıldı, ortakları koalisyondan çekildi. Neoliberalizmin Brezilyalı akbabaları da hükümetin giderek çürüyen dalından düşmesini bekliyor.

İşçi Partisi (PT) Hükümetinin hangi yolsuzluklara nasıl bulaştığını ve bunun sonucunda ülkede yaşanan siyasi gelişmeleri, bu süreçte “yolsuzluğa da darbeye de krizin yüküne de hayır” pozisyonundan mücadeleyi sürdüren Devrimci Komünist Parti (PCR) merkez yöneticilerinden Luiz Falcão gazetemize aktardı. Falcão aynı zamanda Verdade (Gerçek) gazetesinin de yazı işleri müdürü. Falcão sorularımızı yanıtladı.

Son birkaç yıldır özellikle Brezilya’da hükümetin karıştığı yolsuzluk iddiaları gündemde, bu iddiaları ve İşçi Partisi (PT) Hükümetinin yolsuzluklardaki rolünü özetleyebilir misiniz?
Bunlardan biri seçim kampanyalarında harcanan milyonlar. Son başkanlık seçimlerinde örneğin, Dilma Roussef, İşçi Partisinin (PT), PCdoB ve PMDB partilerinin ortak başkan adayı, 318 milyon real yani 80 milyon ABD doları harcadı. Muhalefet partileri PSDB/DEM’in Adayı Aecio Neves de 300 milyon real yani yaklaşık 75 milyon dolar harcadı.
Tabii ki bu kampanyaları finanse edenler büyük şirket sahipleri, bankacılar, sermaye sahipleriydi. Ve bu paraları alan siyasetçiler büyük müteahhitler ve uluslararası kapitalist gruplarla anlaşmalar yaptılar. Seçimlerin ardından, bu bağışları değerinin üzerinde ödeme yapılmış milyon dolarlık bu anlaşmalarla geri verdiler. Şunu söylemek önemli, PSDM-DEM Brezilya’yı 1994-2002 yılları arasında yönetti ve PT de 2003’ten itibaren yönetiyor ve 2018’e Dilma Roussef’in görev süresi doluncaya kadar da yönetecek.
Ancak federal polis ve Kamu Bakanlığı mart 2014’te başlattığı operasyonlarla devlete ait petrol şirketi olan Petrobas şirketinde, değerinin üzerinde ihaleler alan bir dizi şirketi ve PT liderlerine, hükümet ortağı siyasi partilere verilen rüşvetleri ortaya çıkardı. Şu ana kadar polisin açıkladığına göre, toplam 21 milyar real yani 6 milyar dolar yolsuzluk tespit edildi. Bu operasyonun sonucu olarak PT’nin Eski Saymanı João Vaccari Neto, PT Eski Başkanı Lula döneminin bakanlarından Jose Dirceu ve PT’nin eski milletvekillerinden biri,  yanı sıra Petrobas’ın çok sayıda yöneticisi ve ülkenin çeşitli ileri gelen müteahhitleri tutuklandı. Birkaç hafta önce de Odebrecht şirketi, PSDB, PCdoB, DEM ve PMDB partilerinden rüşvet aldıkları tespit edilen 200’den fazla ismi kamuoyuna açıkladı.

Peki Eski Devlet Başkanı Lula’nın kısa sureli tutuklanmasına yol açan nedenler tam olarak neydi?
Eski Devlet Başkanı Lula hakkında, federal polis ve savcılığın suçlaması iki mülküne dair; Guaruja sahilindeki üç katlı villası ve Sao Paulo eyaletine bağlı küçük bir kentteki çiftliği. Bu varlıklarını gizlemesinin yanı sıra -polis ve savcılara göre- bu iki binadaki yenilemeler de Petrobas’taki yolsuzluklarla ödenmiş. Savcının bir diğer suçlaması da Lula’ya bağış yapan şirketlerin bu parayı da Petrobas’tan elde ettikleri usulsüz kazançla ödedikleri. Eski başkan iddiaları reddediyor, fakat savcılıkların yaptığı ön anlaşmalar nedeniyle durum biraz karışık. Şirketlere Petrobas ihaleleri için rüşvet verdikleri kişileri açıklamaları karşılığında cezalarının azaltılması ve kamu inşaatlarını yapmaya devam etmeleri izni verilmesi, ayrıca Lula’nın ailesi ve hükümet yetkilileriyle bu konularda yaptığı konuşmaların kayıtlarının ifşası, durumu karıştırdı.
Dilma Roussef’in PT Hükümeti de Temsilciler Meclisinde gündeme gelen suçlamalarla karşı karşıya kaldı; Lula dokunulmazlık kazanması için kabineye bakan olarak atandı.
Davayı yöneten hakim ise -kendisi sağcı gruplarla bağlantılıdır- hükümeti yargılamayı önlemek ve Lula’nın tutuklanmasına engel olmak için eylemde bulunmakla suçladı. Brezilya’da eyalet valileri, milletvekilleri ve bakanlar ancak yüksek mahkeme tarafından yargılanabiliyor. Son olarak yüksek mahkeme Lula’nın hakimini değiştirme kararı aldı.

Basına yansıyan, hükümetin artık ifşa olmuş bu yolsuzluklarının sağcı politikacılar tarafından iktidarı ele geçirmek için istismar edildiği... Gerçekten böyle mi yoksa hükümet bu argümanı yolsuzluğun üstünü örtmek için mi kullanıyor?
Bu doğru, gerçekten de seçimleri kaybeden, ana akım burjuva medya tarafından desteklenen ve FIESP gibi büyük şirketlerce finanse edilen partiler bu durumu kullanıyor; gazete, radyo ve televizyonlarda ülkedeki kapitalist krizin Dilma Roussef’in görevden alınmasıyla ve PT’nin yolsuzlukları sona erince biteceği propagandası yapılıyor.
Diğer taraftan İşçi Partisi Hükümeti kendisine yönelik bir darbeyi de engellemeye çalışıyor, seçim sonuçlarına ve sözde hukuk devletine saygı duyulmasını istiyor, sağcı partilerin hükümeti devirmeye çalıştığını söylüyor.
Bu anlaşmazlıklar dev sokak gösterilerine de neden oldu. Sağcıların eylemlerinde gözlemlediğimiz, tasarımcı elinden çıkma kıyafetleriyle orta sınıflar ile küçük ve orta ölçekte işletme sahiplerinin yanında. ülkeye diktatörlüğün yeniden gelmesini isteyen faşist çetelerin birlikte yürüdüğüdür.
Devlet başkanının görevden alınmasına karşı çıkan gösterilerde ise çoğunluk, ülkenin faşist güçlerce eski günlere döndürülmesinden korkan insanlardan oluşuyor.
Aslında Rousseff’in görevden alınması Mevcut Başkan Yardımcısı (PMDB) Michel Temer’in görevi devralması anlamına geliyor. Temer oportünist bir politikacı, PT’nin desteği ile seçildi, bugün ise başkan olabilmek için Dilma’yı alaşağı etmek istiyor. Görünüşte liberal olan Temer diktatoryal eğilimler de gösteriyor. Eğer kurabilse, onun hükümeti, mali oligarşiyi korumak için ne gerekiyorsa yapacaktır ve bugün ülkedeki kapitalist krizin sonuçlarını işçi sınıfının sırtına yıkacaktır. Emekçilere ve bağımsızlığa saldırmakta duraksamayacak, grev hakkının sınırlandırılması, iş yasalarında esnemesi, Petrobas’ın özelleştirilmesi, Brezilya Bankasının özelleştirilmesi ve toplumsal hareketlerin bastırılması gündeme gelecektir.
Dilma Roussef hükümetinin devam etmesi durumunda da, her ne kadar vergi düzenlemeleri ve emekli maaşlarından tasarruf öngören yasal girişimler, özelleştirmeler, Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik gibi girişimleri sürecekse de, halk hareketlerinin bastırılması ya da sendikalara saldırılması gündeme alınamayacaktır. Çünkü böyle yaparsa Brezilya halkından aldığı son desteği de yitirir.
Yine de biliyoruz ki hükümetteki tüm siyasi partiler burjuvazi tarafından yolsuzluğa batırılmıştır, burjuva fikirlere bedeni ve ruhuyla bağlıdır ve işçi sınıfının çıkarlarına çoktan ihanet etmiştir.
Kendi milyon dolarlık seçim kampanyalarını finanse etmek için yolsuzluğa bulaşmakta ve burjuvaziyle karışık ilişkiler kurmakta tereddüt etmediler, toplum için gerçek siyasi mücadele verebilmeleri için gerekli ahlaki yetkinliği yitirdiler.
İşçi Partisi Hükümeti ekonomi politikasında da ihracata ağırlık verdi, bankalara ayrıcalıklar ve ulusal ve çokuluslu şirketlere ödenekler sağladı.
Bu tarihsel açıdan yeni bir durum değildir, ya da yıllar sonra görülmüş ilk örnek de değildir, küçük burjuvazinin egemen olduğu bir partinin doğal sürecidir. Yakın süreçte Yunanistan’da SYRIZA’nın ihaneti de benzer bir örnektir. Yunanistan halkı tarafından Avrupa Birliği’nin kemer sıkma politikalarına karşı seçilmiş olmasına rağmen utanmadan aynı politikaları hayata geçirmektedir.

‘HALKÇI ÇÖZÜM İÇİN MÜCADELE VERİYORUZ’

Tüm bu siyasi süreç Brezilya halkının, özellikle de emekçilerinin talep, ihtiyaç ve hareketini nasıl etkiledi?
Brezilya bugün ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor. 10 milyondan fazla işsiz var, çalışanların geliri düşüyor, 18 yaş üstü nüfusun yüzde 40’ı; 58 milyon Brezilyalı borç içinde. Halk hem yolsuzluğa hem de işsizliğe ve ücretlerin erimesine tepkili. Bu nedenle krize halkçı çözüm için mücadele veriyoruz. Kamu borçlarını askıya alacak, özelleştirilen kamu işletmelerini yeniden kamulaştıracak, halkçı bir tarım reformu hayata geçirecek, servet vergisi ile kârı kontrol altına alacak, eğitim ve sağlıktan kâr sağlanmasına son verecek, geniş örgütlenme ve ifade özgürlüğü sağlayacak, şirketlerin kamu kaynaklarından çaldıklarını geri alacak, yolsuzları tutuklayacak, askeri diktatörlük döneminin tüm suçlarının hesabını soracak, çalışma ve evsiz ailelerin barınma hakkını koruyacak bir halk iktidarı dışında seçenek yok.
Bu kolay bir mücadele değil, biz de henüz büyümekte olan bir gücüz, fakat halkın mevcut partilere yönelik memnuniyetsizliği  de ortadadır.

‘ABD’NİN ELİNİ GÜÇLENDİRİR’

Brezila’daki bu siyasi durumun bölgeye hatta dünyaya etkisi nedir?
Ulusal ve uluslararası büyük burjuvaziyle uzlaşmasına rağmen PT hükümeti çeşitli ülkelerdeki seçilmiş hükümetleri desteklemektedir ve utangaçça da olsa Ortadoğu ve Venezuela’da emperyalist müdahaleye karşı çıkıyor. Nesnel olarak değerlendirirsem bu hükümetin düşüşü ABD emperyalizminin ülkemizdeki ve kıtadaki pozisyonunu güçlendirecektir. Bu açıdan bir geri dönüş yaşanması kaçınılmazdır.

ÖNCEKİ HABER

Çorlulu işçiler saldırı yasalarını ve 1 Mayıs'ı konuştu

SONRAKİ HABER

Liselere giriş sınavına yönelik 4. örnek soru kitapçığı yayımlandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa