03 Nisan 2016 08:26

Sur neden acele kamulaştırıldı?

Sur neden acele kamulaştırıldı?

Paylaş

Fevzi ÖZLÜER

Bundan tam dokuz gün önce (25.3.2015’de) resmi gazete,  Diyarbakır Sur ilçesinde, “riskli alan sınırları içerisinde bulunan alanın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından acele kamulaştırıldığını” duyurdu. Acele kamulaştırma uygulamaları Türkiye’de madencilik, enerji gibi yatırımlar için uzun yıllardır kullanılan bir yöntemdi. Lakin, kentsel alanlarda bu kapsamda büyük kamulaştırmanın “acele” yapılması pek rastlanır bir durum değildi.

Acele Kamulaştırma uygulamasının dayanağı olan 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun 1. Maddesine göre, “Seferberlik ve savaş hali ile bu hallerin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumun meydana geldiği gerginlik ve kriz dönemlerinde yapılacak seferberlik hazırlıkları ile kıtaların toplanması esnasında, alelade vasıtalarla temin edilemeyen bütün askeri ihtiyaçları veya hizmetleri bu Kanun hükümleri dairesinde vermeye veya yapmaya her şahıs borçludur.” Kanun’un açık ifadesi uyarınca, acele kamulaştırma yapılabilmesi için, hukuki açıdan bir savaş ve seferberlik halinin bir arada bulunması gerekir. Türkiye’de ise ilan edilmiş bir savaş ve seferberlik hali hukuken yoktur.  Acele kamulaştırmayla ilgili Danıştay kararları da bu yöndedir.

Sur ilçesinin acele kamulaştırılmasına karar verilen 187 hektar alan, 2012 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, “6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” uyarınca, “riskli alan” ilan edilen bölge içindir. Bu durumda, acele kamulaştırmanın dayanağı olarak, anılan bu 6306 sayılı yasa gösterilmiştir. Fakat bu yasayı da incelediğimizde acele kamulaştırma uygulamasının sadece tek yapı ölçeğindeki uygulamalar için geçerli olabileceği düzenlenmiştir. Bu Kanun hükmüne göre de acele kamulaştırmanın dayanağı bulunmamaktadır.

Teknik hukuki boyutuyla acele kamulaştırmanın pozitif hukuk metinlerinde dayanağı yoktur. Fakat hızlı bir biçimde hatırlayacak olursak, Sur ilçesinde 2012 yılında Koruma Amaçlı İmar Planı Diyarbakır Belediyesi tarafından kabul edilmiş ve kentsel korumaya yönelik politikalar da yine kamulaştırma ve bölgenin kültür turizmi temelinde iktisadi dönüşümüne bağlı soylulaştırma ekseninde biçimlenmiştir. Alan yönetiminde bölgede yaşayan halkın etkin olacağı bir model, koruma amaçlı imar planı sonrasında hayata geçirilmemiştir. Sur içinde 1990’lı yıllardan sonra bölge illerden ve köylerden alınan göç ile kiracılık temelinde bir konut deseni hakim olmuş ve Şehrin merkezinde “yeterince şehirli olmayan” kitlelerden duyulan hoşnutsuzluğun giderilmesinde, rezerv yapı alanı olarak kararlaştırılan hevsel gibi bölgelere veya sur dışına bu nüfusun kaydırılarak, şehir merkezinin hijyenleştirileceği – sağlıklılaştırılacağı umulmuştur.

Bu arka plan içinde, Diyarbakır tarihi kent merkezinin demografik yapısı ve ilişkilerinin dönüşümü, bu bağlamda da kent merkezinin “hijyenleştirilmesi” için “hendek” günleri yerel ve merkezi egemenlere muazzam olanaklar da açmıştır.

BAŞBAKAN NE DİYOR?

Başbakan’ın cuma günü Sur’da yaptığı konuşmada acele kamulaştırmanın gerekçesi olarak, Koruma Amaçlı İmar Planı’nın gereklerini yerine getirmek olarak ortaya koydu. Konuşmasında, bölge içinde rant odaklı bir kentsel dönüşüm yaşanmayacağının, yeni yapıların çift minareden yüksek olmayacağının, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kentsel dönüşüme bölge halkının ikna edileceğinin altını çizdi. Başbakan, koruma amaçlı imar planı doğrultusunda, UNESCO dünya mirası listesine giren şehrin bir dinler merkezi olarak, İçkale’nin Hz. Süleyman’ın ruhuna uygun olarak korunacağını belirtti. Bu acele kamulaştırma uygulamasının da 2011 yılında geliştirilen yenileme projelerinin, 2012 yılında Belediyenin de taraf olduğu riskli alan ve rezerv alan uygulama ve planlamasının ve koruma amaçlı imar planlama çalışmasının bir sonucu olduğu belirtti.  Bu bağlamda acele kamulaştırma veya kamulaştırma süreci verili çatışma ortamı yaşanmasaydı da hayat bulacaktı ve Belediye eliyle bu süreç zaten bu şekilde işliyordu, dedi. Çatışma ortamının yıktığı kültür varlıklarına ise özellikle Bıyıklı Mehmet Paşa Cami (Fatih Cami) temelinde eğildi.

BÖLGEDEKİ SİVİL TOPLUM  VE VEKİLLER NE DİYOR?

Diyarbakır Barosu, acele kamulaştırma kararının “mülkiyet hakkı ihlali” anlamına geldiğini ve “güvenlikçi bir anlayışla imar” yapıldığını belirterek, bu kararda kamu yararı olmadığı gerekçesiyle birkaç gün sonra bir dava açtı. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası da 310 yerel STK adına yaptığı açıklamada, bu kararın yerel kent bileşenlerine bilgi verilmeden alındığı ve kararın uygulanmasında sorunlar yaratacağı ve kararın yasal gerekçesi bulunmadığını belirtti. Altan Tan ise kamulaştırma bedellerinde devletin, değer tespitinde bonkör olması gerektiğini belirterek, konut edinecek olanlara da devletin mutlaka destek olması ve alternatif, ucuz projeler sunmalıdır, diyordu.

Fakat acele kamulaştırmaya yol açan sürecin dayanağı yapılan 2012 yılındaki riskli alan kararı hakkında, acele kamulaştırma işlemiyle birlikte bir dava açma eğilimi çıkmadığı gibi bu konuda bir beyana rastlamak da mümkün olmadı. Sivil toplumun tutumunda, Sur için geliştirilen planlara ve bölgedeki mülkiyet haklarına uygun davranılmaya davet eden, kentsel kültürel mirasın korunamayacak olmasından duyulan kaygıyı esas alan ve süreçlere katılamamayı vurgulayan bir eleştirel tutumun egemen olduğu söylenebilir.

İSMET BERKAN İLAN ETMİŞTİ

Acele kamulaştırma kararının, yıkılan kent merkezinin yeniden ihyasında bir araç olarak sunulması ve temel olarak da bölgenin tarihi ve kültürel dokusunun canlandırılmasına yönelik işlevi olacağı belirtilse de kamulaştırma uygulamasının aceleciliğini, Hürriyet gazetesinden İsmet Berkan istihbarat kaynaklarına dayanarak 3 ay önce duyurmuştu. Sur’da 103 gün devam eden çatışmaların ilk günlerinde Sur’a giren Berkan güvenlik yetkilisinin dediklerini aktarıyordu: “Sur için zaten kentsel dönüşüm kararı alındı. Geçmişte TOKİ buradaki kamulaştırma yetkisini Diyarbakır’da belediyeye devretti, karşılıklı uzun pazarlıklardan sonra protokol hazırlandı ama yıllardır bu protokol Büyükşehir Belediyesi’nden geçmiyor... Biz zaten binası yıkılana, hasarlı olana, oturulamaz olana terör tazminatı veriyoruz. E sonra bu bölge bir de kentsel dönüşüm yüzünden kamulaştırılacak zaten. Neden iki defa verelim, vatandaşa kira yardımı yaparız, o arada kamulaştırma olur, yeni binalar yapılır.” Acele kamulaştırma kararı Resmi Gazete’de yayınlanınca röportajın bu kısmı gözümde canlandı. Bu karar, basit bir maliyet hesabından hareketle daha en baştan belliydi: Zaten kamulaştırıIacak bari hızlıca kamulaştıralım da bir de terör tazminatı ödemeyelim.

SUR’U EL BİRLİĞİYLE PARİSLEŞTİRME

Aynı güvenlikçinin sorduğu bir soruyu daha satırlarına taşıyordu Berkan, “Kürt siyasi hareketi, evet Diyarbakır’da güçlü, Cizre’de güçlü, Nusaybin’de güçlü, Şırnak’ta güçlü, Silvan’da güçlü... Buralarda hendekler var. Ama aynı hareket Lice’de de güçlü, orada neden yok?” Bilmiyordum, hiç düşünmemiştim bu soruyu. Zaten güvenlik yetkilisi cevap vermemi beklemiyordu, kendisi söyledi: “Orada yok, çünkü caddeler bulvarlar çok geniş, hendek kazmaya, mevzi kurmaya uygun değil.” Bu diyalog üzerine de Sur sokakları “temizlendikten sonra” büyük bulvarlar haline mi getirilecek diye soruyordu Berkan? Kim bilir! Başbakan Koruma Amaçlı İmar Planları’na uygun davransa da Mülkiyet Haklarına saygı duyulsa da Sur Parisleşmekten kurtulabilir mi?

OLAN NE?

Merkezi ve yerel iktidar bloklarının, kentsel tarihi ve kültürel dokuyu sınıfsal eksenlerden bağımsız bir koruma politikası mümkünmüş gibi konumlanışları Haussmannlaşma’nın kapısını sonuna kadar açıyor. Sur için modernleşme, mülkiyetin el değiştirmesi yoluyla zenginlerin denetimi altında Osmanlılaşmanın pratikleşmesi olarak sunuluyor. Üç aşağısı beş yukarısı egemenler bir yerde uzlaşır. Sur içinden, büyük yollar geçirilmeden, yoksulların kovulmasıyla da Napolyon Paris’inde olduğu gibi hızlı bir tekil modernleşme sürecinden geçmek mümkün. İşte bu acele kamulaştırma oraya gidiyor... Politik bağlamında ise yaşanılan bu dönüşüm, özel mülkiyet haklarının ihlali sonucunu değil; tarihin ve kültürün yeniden üretilmesinde işçi sınıfının merkezden kovulması ve kolektif mülkiyetten kopartılması sonucunu doğuruyor...

ÖNCEKİ HABER

‘Bir sekreter için genel müdüre dokunulsun’ diye...

SONRAKİ HABER

Trafoya girdiler, akıma kapıldılar: 1 ölü, 1 yaralı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa