Derviş selamı fotoğrafa değince

Derviş selamı fotoğrafa değince

Arzu Omurtağ, İsmail Ateş ve Malik Kaya’nın fotoğrafları, kalplerinin içinde taşıdıkları derviş selamıdır. O kadar dağ, taş, dere, tepe gezen insanın ruhu dervişandır. Ne söylense, ne yazılsa eksiktir artık.

Özgün E. BULUT

Dersim’de Dersim nasıl yaşanır? Benim gibi neredeyse ömrünün tamamını Dersim dışında geçiren biri  bunu sadece hayal edebilir. Dışarıdan biri olarak yazdığım her yazıda oraya olan hasretimi dile getirir ve bu anlamda vefa borcumu ödemeye çalışırım. Zaman zaman da gider, o topraklarda bu hasreti dindirir  ve dönerim. Dersim, benim için uzaklarda bırakılan ve özlenen sevgilinin her halidir. Ne zaman oraya ait bir şiir, bir roman, bir yazı, bir fotoğraf görsem kalbim çarpar ve ben aşkın demine girerim.

Son zamanlarda Dersim’in büyüsünü, kerametini kalbime taşıyan ve bana Dersim’i getiren fotoğraflarla iç içeyim. Dersim yazan, oranın kültür ve sanat içindeki yeri için kalem oynatan biri olarak, aşkın bu tarafına uzak kalmamı bağışlamıyorum doğrusu. Kendimi şöyle de eleştirebilirim. Evet, fotoğrafa uzak değildim. Sevgili dostum Hüseyin Elçi’nin bu anlamdaki çalışmalarını gayet yakından bilen biri olarak oturup fotoğraflar için yazmalıydım. Ama nedense bu tarafı atlamışım.
Buraya şuradan geldim. Dersim’de yaşayan üç fotoğraf sanatçısının çalışmalarını görünce, kalbim hızla atmaya başladı, büyülendim ve sarhoş olup alemden aleme gezdim. Fotoğrafı çeken sanatçılar öyle güzel çalışmışlar ki, yaşadıkları zorlukları da hissetmedim değil. Onları bende özel kılan tarafları, orada yaşamaları. Dersim’de bir ‘Fotoğraf Kulübü’ olduğunu da yeni öğrendim. Bütün arkadaşların emeklerine sağlık. Dersim Fotoğraf Kulübü için geniş bir yazı notlarıma dahildir. Ancak şu an üç fotoğrafçının çalışmalarına bir fotoğraf altı yazısı ile selam göndermek istiyorum. Arzu Omurtağ, İsmail Ateş ve Malik Kaya’nın fotoğrafları, kalplerinin içinde taşıdıkları derviş selamıdır. O kadar dağ, taş, dere, tepe gezen insanın ruhu dervişandır. Ne söylense, ne yazılsa eksiktir artık.

Su sestir. Ses ise şiirdir. Nazlı olan, sevgili olan, sesini içine gömen sudur. Öfkeli olan şiirdir. Hayır! Şiirde öfke yoktur. Aşk suyunun köprüsüdür o.  Öfkeli olan sudur. Bakılmasın onun dingin haline. Çığlık suyun en çok çıkardığı sestir. Şiir, o çığlığın tanığıdır. Ancak alıp başını giden sudur,  kalansa şiirdir.  Fotoğraf: Cansu Omurtağ

Devrimin en güzel rengidir kırmızı. Bir gelincik tarlasındaki inceliktir ve orada iki şeye tanıklık edilir. Rüzgarın savurduğu saçlara ve ona emanet edilen dizelere. Dudaktan dökülen dizeler rüzgarındır artık ve rüzgar onu yeşil otların arasından geçirip sarı papatyalarla buluşturur. Şiirin renkle dansı o andır ve buna devrim denir. Fotoğraf: İsmail Ateş

Köprüler, iki mesafe arasındaki çıplaklığın giydirilmesidir. Başı ağrıyan suların, dağların, yolların dermanıdır. Köprü karşının hakikatidir. Hakikat hep karşıdan görülendir. Oysa köprünün bir de ortasında durmak vardır. Orası vicdandır ve iki karşının helalleştiği yerdir.  Fotoğraf: Malik Kaya

www.evrensel.net