03 Nisan 2016 04:36

Çocuk istismarı Almanya’da yaşansaydı ne olurdu?

Kimse çıkıp, 'Bir kereden bir şey olmaz' ya da 'Odenwald çok özel bir okuldur. Burada ne cumhurbaşkanları, ne yöneticiler yetişti' diyerek yapılanları savunmaya kalkmadı. Eyalet hükümeti okula yaptığı yardımları kesti, aileler çocuklarını prestiji sıfıra düşmüş bu okula göndermemeye karar verdi. Son olarak eyalet hükümeti geçen ay okulun kapatılmasına karar verdi.

Çocuk istismarı  Almanya’da  yaşansaydı  ne olurdu?

Paylaş

Zahide YENTUR
Kadın Evi Çalışanı ve Çocuk Avukatı

Ensar Vakfında yaşanan olaylar Almanya’da yaşansaydı, olayların örgüsü nasıl gelişirdi? Ya da soruyu tersinden sorarsak Avrupa ülkelerinde bu tür olaylar yaşanmıyor mu?
Almanya’da en son skandal Odenwald özel yatılı okulunda ’70’lerin sonundan itibaren yaklaşık 30 sene boyunca en az 132 öğrencinin maruz kaldığı cinsel taciz olayıydı. Elit bir okul olan Odenwald’da öğrenciler öğretmenleriyle gruplar halinde evlerde kalıyordu. Öğrencilerin cinsel istismarı, yetişkin insan oluncaya ve kendilerine yapılanları sorgulamaya başlayarak kamuoyunda açıklamalar yapıncaya kadar gizli kaldı. Öğrencilerin bazıları intihar etmişti, cinsel tacizde bulunan bazı öğretmenler de ya ölmüştü ya da emekliye ayrılmıştı. Zaman aşımından dolayı yargı önüne çıkamadılar.
Almanya uzun süre bu skandalı tartıştı. Ama kimse çıkıp, “Bir kereden bir şey olmaz” ya da “Odenwald çok özel bir okuldur. Burada ne cumhurbaşkanları, ne yöneticiler yetişti” diyerek yapılanları savunmaya kalkmadı. Eyalet hükümeti okula yaptığı yardımları kesti, aileler çocuklarını prestiji sıfıra düşmüş bu okula göndermemeye karar verdi. Son olarak eyalet hükümeti geçen ay okulun kapatılmasına karar verdi.

KADIN HAKLARI ÇOCUĞUN KORUNMASINDA GARANTİ OLUYOR

Odewald skandalının Alman kamuoyunun gündemine senelerce oturması ve tartışılması, çocuk hakları, çocukların korunması ve alınacak önlemleri gündeme getirdi. Alman Anayasası’nda sosyal yasalarla yetkileri çok geniş olan Gençlik Daireleri mercek altına alındı. Bu nedenledir ki, erkek arkadaşının tehditleri nedeniyle bebeğiyle birlikte Frankfurt Gençlik Dairesine korunma ve sığınma talebiyle gelen bir genç anneye kulaklarını kapatan iki memur, söz konusu erkek arkadaşın genç kadını öldürmesi üzerine açığa alındı ve haklarında “Ölüme sebebiyet vermekle” dava açıldı. Sadece 2014 yılında 0-3 yaş grubundan 48 bin çocuk, velilerinin ihmalkar davranışları gerekçe gösterilerek Gençlik Dairesinin koruması altına alındı. Çünkü devletin çocukları koruma gibi bir görevi var. Zira her toplumda çocuklar, o toplumun geleceğini oluşturur ve geleceğini koruyamayan bir toplum çürümekte olan bir toplumdur.

Anneleriyle birlikte kadınevine gelen çocukların arasında cinsel istismara maruz kalmış olanlar olabiliyor. Üzerinde yapılmış herhangi bir sosyal araştırma olmamasına rağmen, ataerkil aile düzeninde sinirli ve kendisi de şiddete uğrayan annenin çocuklarını korumakta zorlandığını gözlemliyoruz.

Eğer çocuğun cinsel istismara uğradığını anlarsak, anne ve çocukla konuşarak, çocuk istismarları konusunda danışmanlık hizmeti veren, terapi olanakları olan danışma merkezlerine yönlendiriyoruz. Her süreçte anne ve çocuğa psikolojik destek sunuyoruz.

Söz konusu danışma merkezleri, kadın sığınma evleri gibi Alman kadın hareketinin kazanımlarıdır. İlk başta bir grup mücadeleci kadın tarafından kurulmuş ve zaman içerisinde tüzel bir yapıya kavuşmuştur.

Çocuğun terapisinden suçlunun cezalandırılmasına kadar geçen uzun süreçte, sadece bir şeyi gözetiyoruz: Çocuğun ruhsal ve bedensel bütünlüğüne tekrar kavuşması! Bu nedenle, çocuğun polis ve mahkeme önünde sorgulanmaması için mahkemeye çocuk psikologu bir bilirkişinin atanması, çocuğun haklarını yargı önünde savunacak bir çocuk avukatının tayin edilmesi, Gençlik Dairesinin mutlaka mahkemede olması gibi bir dizi önlem gerekli oluyor.

‘BİR KERE’DEN NE OLUR?

Çocuğun sadece bir kere bile olsa cinsel içerikli tacize, istismara maruz kalması o çocuğun seneler sürecek bir kabusa terk edilmesi demektir. Bunu söylerken, çalıştığım kadınevine gelen Bahar’ı hatırlıyorum. Bahar, aile içinde yaşanan şiddetten dolayı gelmişti. Aldığı psiko sosyal desteğe rağmen durumu iyileşmediği gibi kötüye gidiyordu. Gözyaşlarından boğulduğu bir buhran anında “Komşunun onu seven yılanı”ndan bahsetti. Bahar kendisini beş yaşlarındayken hatırlıyor. Esmer, çelimsiz; ayaklarına giydiği lastik terliklerle komşu amcanın “yılanını” sevdirdiği ve eline birkaç şeker tutuşturduğu evinden kendi evlerine koşturmuştu. Eve gelir gelmez, yorganların döşeklerin yığıldığı yüklüğe gizlenmiş, tam bir gün boyunca yüklükten dışarı çıkamamıştı korkusundan. Sonra birkaç şekerle teselli olmuş ve olayı da unutmuştu. Bahar ergen olduğunda kadın olmayı erteledi. Ailesinin baskısıyla evlendi. Hayatı boyunca sebepsiz öfke nöbetlerine tutuldu. Nedenini bilmeden ağladı. Kirlilik duygusu yakasını hiç bırakmadı. Beş yaşındayken teselli bulduğu birkaç şeker pişmanlık duygusunun temelini oluşturdu. Demek ki “bir kereden” bile bir ömür boyu sürebilecek dramlar çıkabiliyor.
Yetişkinlerin cinsel istismarına uğrayan çocuk, ağır bir travma yaşıyor. Korku, içine kapanma, öfke nöbetleri, yetişkinlere güvensizlik gibi sosyal davranışlarında bozukluklar ortaya çıkabiliyor. Hiçbir şey olmamış gibi davranan çocuk, yaşadığını bilinç altına iten çocuk yaşamının herhangi bir anında PTBS “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” yaşayabiliyor. Bir koku, bir ses, tanıdık bir yüz ya da benzer olaylar, geçmişe yönelik yolculuk yapmasına neden oluyor ve aynı travmayı bir kez daha yaşıyor.

BELÇİKA’YA DAMGASINI VURAN OLAY

Belçika tarihine yüzyılın davası olarak geçen Marc Dutroux olayında zanlı 1996 yılında tesadüfen bir trafik suçundan dolayı tutuklandı. Evinde yapılan aramada kaçırılmış ve bodrumun özel bölmesinde ölüme terk edilmiş iki kız çocuğu bulundu. Dutroux senelerden beri kız çocuklarını kaçırıyor, onlarla çektiği porno içerikli filmleri satıyor, çocuklara işkence ediyor ve öldürüyordu.

Kuşkusuz her zaman ve her yerde Dutroux gibi biri ortaya çıkabilirdi. Ama o, çok özel biri olmalıydı ki, tutuklanıp yargı önüne çıkmasına kadar geçen süre 8 yıldı. Olayı soruşturan savcı intihar etti. Bu olaya ilişkin tanıklık yapmak isteyen 27 kişi garip biçimde ya trafik kazasında öldü ya da evlerinde ölü bulundu. Dutroux mahkemede suçsuz olduğunu söylüyor ve “Benimle uğraşmayın, ben küçük bir suçluyum. Asıl suçlular, hiçbirinizin elinin kolunun erişemeyeceği yerdeler” diyordu.

Dutroux’un jet sosyetenin sado-pedofil partilerine çocuk temin eden birisi olduğu, asıl suçluların ekonominin, politikanın üst düzey yöneticileri olabileceği hep bir tahmin olarak kaldı ve olayın üzerindeki sır perdesi bir türlü kalkmadı. İste tam da bu, Dutroux olayını Belçika’da asrın skandalı yaptı. 2004 yılında 300 bin Belçikalı Brüksel’e yürüyüş yaptı.  Politik bir amaç güdülmediğini vurgulamak için “Beyaz Yürüyüş” adı verilen eylemde taşınan dövizlerde “2. Dünya Savaşı’nda bombalarla sarsıldık. Şimdi ise hukukun tarafsızlığına, devletin adaletine duyduğumuz güvensizlikle sarsılıyoruz” yazıyordu. Bu skandaldan Belçika halkı için arda kalan “Devlet, hukuk tarafsız ve adil değildir, onlar her zaman zenginleri korur” oldu.

ÖNCEKİ HABER

Aileler çocuklarını dinlemeli, onları suçlamamalı

SONRAKİ HABER

Fenerbahçe - CSKA Moskova: 79 - 75

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa