02 Nisan 2016 04:59

Seydikemerli domates üreticileri: Türkiye’nin en güzel yerinde aç yatıyoruz

Seydikemerli domates üreticileri: Türkiye’nin en güzel yerinde aç yatıyoruz

Paylaş

Emine UYAR
Eda AKTAŞ
Muğla

Bir dönüm seranın maliyeti 7 bin lira ama kazandığımız para 4 bin lira. 10 bin liralık kredi borcu 100 bin lira oldu. Domates 8 lirayken gübrenin torbası 20 liraydı. Şimdi 100 lira, bugün domates 80 kuruş. BAĞ-KUR borçlarını ödeyemedik emeklilik hayal oldu. Köyde ipoteksiz tarla yok… Muğla’ya bağlı Seydikemerli domates üreticilerinden bahsediyoruz. Rusya savaş uçağının düşürülmesinin ardından iyice düşen domates fiyatları nedeniyle eylem yapıp Türkiye’nin gündemine oturan Seydikemerli üreticiler…

Mart ayının başında yaptıkları eylemin ardından ‘Rus uçağı seralarımıza düştü’ başlıklarıyla gündeme gelen Seydikemerli domates üreticileriyle görüştük, bir dokunduk bin ah işittik… 

Bir dönüm seranın maliyeti 7 bin lira. Domates fidesinin tanesini 2.5 liraya satın alıyor üretici. Seranın üzerine gerilen naylonun kilosu 10 lira. Buna zirai ilaç, gübre, arı domates üretmek için satın alınan arının fiyatını, dondan korumak için yakılan kömür ile mazot ve su masrafını eklemek gerekli. Rusya krizine kadar bir şekilde idare ettiklerini belirten üreticiler, bugünkü fiyatlarla masraflarını karşılamalarının mümkün olmadığını, banka borçlarının artacağını, icralık olacaklarını belirtiyorlar. Buna benzer sıkıntıyı en son 2008 krizinde yaşamışlar.    

Üreticilerin hemen hepsi zaten bankalara borçlu. Köyde ipoteksiz tarla yok, ‘Tapu varsa mutlaka ipoteklidir’ deniliyor.

KOMİSYONCULAR DENETİMSİZ

Üreticilerin en çok yakındıkları konulardan biri komisyoncuların belirlediği fiyatlara mahkum olmak ve bu konudaki denetimsizlik. Borca girerek yoktan var ettikleri ürünler, hiç emek sarf etmemiş kişiler tarafından, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerin hallerinde ve ihracat piyasasında belirlenen fiyatlar doğrultusunda satın alınıyor. Fiyat konusunda komisyoncuların insafına bırakılmış olan üreticiler, ürünlerini satar satmaz da parasını alamıyor. Komisyoncu ürünleri alıp fiyatını uygun bulduğu bir şehirdeki hale götürüp satıyor. Nakliye masrafını, kendi borçlarını ödedikten sonra kalan parayı üreticiye ödüyor. Ödeme süresi önceden 21 günken şimdi 45 gün. Üreticilerin paralarını alamamaları, dolandırılmaları da sık yaşanan bir durum.                    

‘TARLADAN OT KAZIP YİYECEĞİM’

Çukurincir köyü kahvesinde bir araya geldiğimiz üreticilerden Ali Dağ, “Bu aracılar ne masraf ediyorlar, bizim çocuklarımız aç susuz bekleyecek, aracılar mideyi dolduracak” diyerek gösteriyor tepkisini. Yıllar önce pamuk, tütün, darı ve susam ektiklerini şimdi hiçbirisinin kalmadığını belirten Dağ, “Ben seneye ekemeyeceğim. Tarladan ot kazıp yiyeceğim. Zaten borcu ödeyemezken elde avuçta kalmadı. BAĞ-KUR’umu yatıramadım. BAĞ-KUR’dan sildiler. Memleketin en iyi yerinde yaşadığım halde aç yattığım oluyor. Benim halkım, üretici aç yatıyor. Biz domatesi 8 liraya verdiğimizde gübrenin çuvalı 20 lira idi. Bugün 100 lira, domates 80 kuruş. Çoğunluğu da 45-50 kuruştan gitti” diyor. 

Mehmet Karavat da, yeni yıla nasıl fidan alıp da üretim yapacaklarını bilmediklerini belirtiyor. “Bugün ilaç aldığımız firmalar ağlıyor. 5 trilyonluk mal dağıtmış daha 500 liralık ödeme gelmemiş. Buna çözüm bulunması lazım. Burada 60 kuruşa domates satıyoruz, İstanbul’dakiler 3-5 liraya yiyor. Aradaki aracı mı kalkacak yoksa bize devlet mi sahip çıkacak? Bir şeyler olması lazım” diyor. Banka borçlarının ertelenmesini talep eden Karavat, “Borçlar giderek artıyor. Beş yıl önce 10 bin lira olan borcum şimdi 100 bin lira. Beş yıl sonra beni kimse kurtaramaz, ne devlet ne de millet. Bu durumda olan sadece ben değilim” diyor. 

‘KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİ DEĞİL KÖLESİ’

Çukurincir’li üreticiler bankalara olan kredi borçlarının faizsiz olarak dondurulmasını talep ediyor.  

Mehmet Çetin: Kumluova, Yeşilköy birleştik ortalık düzelsin diye toplandık miting yaptık. Güzel oldu. Bankaların borçları dondurmasını istedik. Önce hal sorununun çözülmesi lazım. Çiftçilerin kredi borçlarının dondurulmasını istiyoruz, faizsiz. 

Kamil Aran: Yaptığımız eylemle sesimizi devlete duyurmaya çalıştık. Emek vermeden aracılar fark yaratıyor. 1 kilo gübrenin fiyatı 10-15 lira. Bizim yanımızda bir yetkili yok. 21 yaşındayım, askerden geldim geleli bu işle uğraşıyorum. Aylık bin liraya iş bulup çalışsam diye düşünüyorum. Şu an bir dönüm seradan 4 bin lira alamadık. Köylü milletin efendisi değil kölesi.   

Melek Ünsal: Sabah 5-6 gibi kalkıyoruz. Her gün çalışıyoruz ama sebze para etmiyor. Akşam 7-8’de soba yakıyoruz sabaha kadar. İki çocuğum var, ben serada çalışırken çocuklarım evde kilit altında. Daha fasulye satmadık ama fasulye fiyatları düşüyor. Çektiğimiz emeğin karşılığını hiç alamıyoruz. BAG-KUR’u yatıramadık, iptal etmişler. Emeklilik hakkımız kalktı. Geliri sürekli, güvenceli, sigortalı iş sağlanmasını istiyoruz. Seracılıktan para kazansak yaparız. 

‘BANA SAHİP ÇIKMAYAN BAKANLIĞI NE YAPAYIM?’

Sabah 7.00’de Fethiye haline gidiyoruz, sistemin nasıl işlediğini görmek için. Halin girişinde, üreticilerin ‘kara tahta’ dediği ışıklı bir tabela var. İstanbul, Ankara, İzmir, Antep gibi büyük şehirlerin hallerinde ve ihracat piyasasında yine komisyoncular aracılığı ile belirlenen sebze fiyatları tabelaya yansıyor. Üreticiler kasalara doldurdukları domatesleri, traktör kasalarında getirip sıra sıra diziyor ve alıcı beklemeye başlıyor. Üreticilerin elindeki ürün kara tahtada görünen fiyatın da altında alınıyor. Komisyoncular aldıkları malları fiyatını uygun buldukları hallere götürüp oradaki komisyonculara satıyor. Onlar da hale alıcı olarak gelen market sahipleri, pazarcılar ve manavların talepleri doğrultusunda oluşan fiyat üzerinden satıyor. Fethiye halinde görüştüğümüz üreticiler ise şunları söylüyor: 

Kınık’lı bir üretici: Rus uçağının düşürülmesi, çiftçiyi vurdu. Bu sene yer satan çok olur ama para olmadığı için alıcı çıkmaz. Çiftçi hep yalnız, yalnızlığına da devam ediyor. 

Karaçulha’dan Hasan Bahçeci: 800 kilo domates getirdim. Şu anda 60 kuruş veriyorlar. Bu işin maliyeti çok yüksek, artık zengin mesleği oldu. Çiftçiyi yöneten ve yönlendiren yok. Tarım Bakanlığının adı var sadece. Bana sahip çıkmayan bakanlığı ne yapayım ben? 

Fethiye’den Muhammed Ali Türkoğlu: Bir yıl oldu hâlâ sattığım ürünün parasını alamadım. Belediyeye şikayette bulunuyoruz arkasını aramıyorlar. Çiftçinin yanında olmuyorlar. Adam malı alıp gidiyor kim kime dumduma. Böyle mağdur olan çok. Sera işini bırakmak istiyorum ama mecburen yapmak zorundayım.

‘BELEDİYELER GÖREVLERİNİ YAPMIYOR’

Çukurincir Köyü Muhtarı Servet Yılmaz da, belediyelerin görevlerini yerine getirmediğini belirterek, “Çiftçilerin düzelebilmesi için önce belediyelerin harekete geçmesi lazım” diyor. Yılmaz şunları söylüyor: “Burada komisyoncuyum diyen arkadaşlarımız her yıl birer kat alıyor, arabalarını son model yapıyorlar ama benim köylüm ilaç borcunu, banka borcunu ödeyemiyor. Kendi kafalarına göre fiyat belirliyorlar. Köy tüzel kişiliğinin kalkması nedeniyle muhtar olarak müdahale etme hakkımız elimizden alındı. Muğla Büyükşehir Belediyesi yapması gereken kontrolü yapmıyor. Seydikemer Belediyesi yapmaya çalışıyor ama o da yapamıyor, büyükşehire bağlı. Muğla Büyükşehir Belediyesinin İstanbul Büyükşehirle irtibat halinde olması gerekli. Benim halimde resmi komisyoncu yok. Belediyenin hal çıkışında kontrol etmesini istiyoruz, ‘Tahta 1.5 okunuyor sen niye 70 kuruş yazıyorsun’ desin. Bir gün Çukurincir haline belediye zabıtası gelip kontrol yapmadı. Ödedikleri vergilere baksınlar. Örtü altı üreticiler birliği kurulmalı. Çiftçi örgütlenmezse bu işler düzelmez.” 

 

ÖNCEKİ HABER

Polisten gazeteciye gülerek: İdil’i nasıl buldunuz?

SONRAKİ HABER

Aşırı sağcı İtalya İçişleri Bakanı Salvini polisleri savundu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa