02 Nisan 2016 04:53

Mülteci pazarlığı Washington’a uzandı

Türkiye burjuvazisi, Suriye’nin yeniden paylaşımı sürecinde emperyalistlere yeni bir siyasi rüşvet sunuyor. Pazarlık önerdiği tüm partnerlerine “insani” etiket takarak aklanma şansı teklif ediyor. “Gelişmiş ülkeler sanayi bölgelerinden olumlu etkilenecek” sözleri ise ucuz, güvencesiz olan mülteci emeğine emperyalist şirketleri de çekmeyi hedefliyor.

Mülteci pazarlığı Washington’a uzandı

Paylaş

Ercüment AKDENİZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart-1 Nisan tarihlerinde yapılan Nükleer Güvenlik Zirvesi için Washington’da. Bugün sona erecek olan zirve, aynı zamanda ABD öncülüğünde oluşturulan “İŞİD Karşıtı Koalisyonun’ yeni stratejiler geliştireceği  bir platform olarak deklare edildi. Bu bakımdan Türkiye hükümetinin IŞİD ile arasına nasıl bir mesafe koyacağı ve Türkiye’nin sorunlu Suriye politikasını Koalisyona nasıl entegre edeceği merakla beklenen sorular. Bu denklemde, ilişkileri soğumaya yüz tutan Türkiye-ABD ilişkilerinin bundan sonra nasıl seyredeceği de çokça tartışılacak kuşkusuz. Fakat bütün bu siyasi anafor içinde gözlerden kaçmaması gereken bir husus var; mülteciler! Nitekim gelen haberler daha önce AB-Türkiye arasında imzalanan mülteci pazarlığının şimdi Washington’a uzandığını gösteriyor. 

TEKSTİL PATRONLARI NE ÖNERDİ?

Türkiye adına Washington’a giden heyet içerisinde Cumhurbaşkanı ve Bakanlarla birlikte zengin bir iş adamı kafilesi bulunuyor. Enerji ve Ekonomi Bakanlarının bu ziyarete katılmalarının da bu açıdan özel bir anlamı var. Türkiye gazetesinden Önder Çelik’in yaptığı habere göre Türkiye ABD’ye “parlak” bir proje önerisi harmanlayarak gitti. Projenin ayrıntılarına bakalım;

ABD ihracatta Türkiye’den yüzde 30’luk gümrük vergisi alıyor. Türkiye tekstil alanından başlayarak bu vergi dilimini sıfırlamak için ABD’ye bir teklifte bulunuyor. Verginin sıfırlanması durumunda Antep, Kilis, Maraş ve Adana gibi sınıra yakın kentlerde 300 bin Suriyeli işçi çalıştırılacak. Proje sahipleri, böylece 1 milyon Suriyelinin bu “kalkınmadan” yararlanacağını iddia ediyor. Sözü edilen proje her fabrikada 100 Türkiyeli işçiye karşılık 30 Suriyeli işçi çalıştırmayı öngörüyor. 

Peki bu parlak projenin sahibi kim? İTHİB yani İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği... İTHİB’in ortaya koyduğu ekonomik veriler onun niyetini de açık ediyor. Zira bu verilere göre AB, Rusya ve Ortadoğu pazarında Türk tekstilciliği dibe vurmuş durumda. İTHİB Başkanı İsmail Gülle Türkiye gazetesine verdiği demeçte; sadece Rusya’ya ihracatın yüzde 80 düşüşle 15.5 milyon dolara gerilediğini belirtiyor. Türkiye’nin ihracat pazarında birinci olan Rusya’nın 33. sıraya kadar gerilediğini de böylece öğrenmiş bulunuyoruz. Başka bir ifadeyle İTHİB tekstildeki pazar kaybını ABD’ye açılarak rahatlatmak istiyor. ABD’nin 140 milyar dolar hazır giyim ithalatı olduğunun altını çizen Gülle, projenin tutması durumunda ABD pazarında 2 milyar dolarlık ihracat yakalanacağını iddia ediyor.  

‘İNSANİ TERCİH’ Mİ DEDİNİZ?

İTHİB proje kapsamında “İnsani Nitelikli Tercihli Bölgeler” kurulacağını, bu bölgelerde açılacak tekstil ve konfeksiyon fabrikalarında bölge insanının yanı sıra 300 bin Suriyelinin çalışacağını müjdeliyor! Oysa tekstilde dibe vuran göstergeler ve patronların beklentisi; projenin “insani nitelik” gözetmek bir yana yeni pazar ve sömürü kaynağı arayışında olduğunu gösteriyor.

İTHİB bu saikten hareketle; Türkiye’ye gelen 3 milyon Suriyelinin ekonomik ve siyasi sorumluluğunun bir kısmının ABD ve gelişmiş ülkeler tarafından paylaşılması gerektiğini söylüyor. Böylece Türkiye burjuvazisi, Suriye’nin bu hale gelmesi ve yeniden paylaşımı sürecinde emperyalistlere yeni bir siyasi rüşvet sunuyor. Pazarlık önerdiği tüm partnerlerine “insani” etiket takarak aklanma şansı teklif ediyor. “Başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkeler sanayi bölgelerinden olumlu etkilenecek” sözleri ise ucuz, örgütsüz ve güvencesiz olan mülteci emeğine emperyalist şirketleri de çekmeyi hedefliyor. 

Peki vadedilen bu “İnsani Nitelikli Tercihli Bölgeler”de çalışma koşulları nasıl olacak?

Daha önce de “bölgenin kalkınması” ve “bölge insanının refahı için” kurulduğu öne sürülen organize sanayi bölgelerine bakmak bu konuda zihnimizi açabilir. Zira Evrensel gazetesinde yayınlanan işçi-sendika haberleri, Urfa başta olmak üzere adı geçen sanayi bölgelerinde sayısız ücret gasbının, kölece çalıştırmanın ve işçi direnişlerinin haberleriyle dolu. Hal böyle iken “300 bin Suriyelinin yanında 500 bin Türkiyeli işçi çalıştıracağız” demek bölge halkını avutmaktan ve vahşi bir sömürüden öte bir anlam ifade etmiyor. 

BİZ BU FİLMİ DAHA ÖNCE GÖRMÜŞTÜK

Savaş, göç ya da mültecilik hiç fark etmiyor; kapitalizm insanlığın felaketine neden olduğu bütün trajik sonuçlardan yine bir biçimde kendine pazar yaratıyor. AB-Türkiye protokolü tam da böyle bir şeydi. Emperyalist merkezlerin ağzını sulandıracak projeler üretmekte pek mahir girişimcilerimiz şimdi benzer bir projeyi Washington’a taşıyor. 

Peki bu proje tutar mı? Elbette bilmiyoruz ama bildiğimiz bu projenin yeni olmadığı. Peki bu filmi biz daha önce ne zaman görmüştük?

Tarih 17 Ekim 2014. O zaman İTHİB değil İHKİB konuşuyordu. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği yani... Birlik Başkanı Hikmet Tanrıverdi o vakit bakın neler diyordu; 

“..Biz de hizmet sektörü de düz işçiye asgari ücret veriyoruz. Bu yüzden fabrikada çalışmak yerine hizmet sektöründe çalışmayı tercih ediyorlar. Fabrikada üstlerinin başlarının kirlenmesi ve makine başında durmak yerine hizmet sektöründe üniformalarıyla rahat koşulları tercih ediyorlar”

Türkiyeli işçi bulamadıkları için yabancı işçi arayışına girdiklerini belirten İHKİB Başkanı çareyi Bangladeşlilerde aradıklarını da sözlerine eklemişti. Hükümete 500 bin Bangladeşli işçi getirilmesi için talepte bulunduklarını da dipnot olarak eklemişti. 

İHKİB, Suriye’den gelen göçe bakıp Bangladeşlilere ilişkin talebi geçici olarak dondurmuştu. Ve böylece tekstil patronları batıda muazzam bir atılım yapmıştı. Tanrıverdi’nin şu sözleri özellikle çarpıcıydı;

“Suriyeli göçmenlerin Doğu’da istihdam bakımından sorun yarattığını kabul ediyorum. Ancak Marmara Bölgesi’nde bizim sektör bakımından önemli bir kaynak oluşturuyorlar, bölgeyi onlar kurtarıyor... Göç dalgası başlamadan önce sektörde düz işçi bulunamadığı için Bangladeş’ten çalışan getirmek için planlama yapanlar vardı. Suriyeliler belli bir dönem sorunun aşılmasını sağlayacak. Sonrasında ise sıra er geç Bangladeşlilere gelecek” 

Batıda mülteci emeğini -üstelik korsanvari yöntemlerle- yiyenler, bu kez “doğu açılımı” başlatıyor. Daha önce izlediğimiz filmin bugüne bıraktığı senaryonun özü de işte bu. 


MODERN KÖLE PAZARLARI

ABD-Türkiye arasındaki siyasi ilişkilerin geldiği düzey elbette iki ülke arasındaki ekonomik-ticari ilişkiler üzerinde de belirleyici olacak. Bu bakımdan AB-Türkiye arasında yaşanan mülteci pazarlığı ile Washington’da gündeme gelen pazarlık elbette aynı şey değil. Ama her defasında “küresel kalkınma” kırbacı sallayan kapitalist tekellerin bütün fırsat ve tekliflere açık olduğu da göz ardı edilemez. AB-Türkiye pazarlıkları sürecinde Almanya’da kurulan “mülteci fuarı” kapitalizmin genel ve ortak karakterini sergilemesi bakımından oldukça çarpıcıydı.

Berlin’de “iş arayan sığınmacılar” için açıldığı söylenen bir günlük fuara 4 binden fazla kişi katıldı. Fuara ayrıca 211 “alıcı” kurum katıldı. 

İşverenler arasında sığınmacıların istihdamı için büyük bir ilgi olduğunu açıklayan Almanya Federal İş Ajansı Sözcüsü Christian Henkes sığınmacıların iş bulmak için büyük bir istek duyduğunu söyledi. Estrel Hotel’in Sahibi Ekkehard Streletzki ise “Artık hiç kimse bir avroya çalışmayacak, bir sığınmacı bile. Böyle bir şeyi hayal bile edemem” ifadelerini kullandı.  

Alman burjuvazisi, oryantalist tablolarda görmeye alıştığımız “dişi bakılan köle” tablolarını Berlin’in orta yerine taşımış görünüyor. Evet onların ülkesinde köleler belki otel sahibi Streletzki’nin dediği gibi artık bir avroya çalışmayacak. Ama “iki avro”dan fazla almayacaklarının da herhangi bir garantisi yok! Streletzki’nin de içinde olduğu burjuvalar işte bu gerçeği perdeliyor.  

Diyebiliriz ki; 21. yüzyılın modern köle tabloları bundan böyle Berlinvari “mülteci fuarlar” olacak. ABD burjuvazisi ise Suriyeliler konusunda, uzak diyarlardan gelen işbirlikçi burjuvazinin o parlak projelerini dinleyerek bir karar verecek. İşin ortak yanı şu ki; G20 zirvesinde saptanan yüzde 2’lik küresel kalkınma hedefini tutturmak isteyen emperyalist tekeller bir gözlerini, hep mülteci emeğine dikmiş olacak.

EGE’NİN KARŞI TARAFI

Her yerde mültecinin sırtından para kazanılırken komşu ülkenin burjuvazisi durur mu? Yunanistan’ın önünde şimdi bir kanun tasarısı var. Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Mardas bu konuda konuştu ve bir anda tartışmalar alevlendi. 

Mardas ‘zengin’ sığınmacılara ‘kolaylık’ sağlanması için harekete geçtiklerini söyledi. Ve ülkeye 250 bin avro yatırım yapabilecek sığınmacılara, ‘imtiyazlı muamele’ uygulanması için bir yasa tasarısı hazırladıklarını açıkladı. Mardas gelen tepkilere rağmen geri adım atmadı. Hazırladığı tasarının Türkiye’dekine benzer olduğunun atını çizen Mardas, yatırımcı sığınmacılara sağlanacak teşvikler arasında oturma izni ve eğitim imkanı olabileceğini de kaydetti. 

Mardas’ı, sığınmacıların Yunanistan’da kalıp kalamayacağına ‘yatırım’ şartı üzerinden karar vermekle eleştirenler çoğunlukta. Troyka politikaları ile ekonomisi alabora olan Yunanistan’da ülke dışına çalışmaya giden genç sayısının 200 bine yaklaştığı belirtiliyor. Bu durumda Mardas politikalarına destek veren milliyetçi eğilimi de yabana atmamak gerekiyor.

EN ŞIK PAS

Geçtiğimiz günlerde Atina’nın Sintagma Meydanı’ndan sendikalar, emekçiler ve mülteciler ortak bir yürüyüş yaparak AB-Türkiye anlaşmasını protesto etti. Pire’den Atina’ya taşınan mültecilerin yanında hatırı sayılır bir emekçi kitlesi de vardı. 

Atina’daki bu dayanışma, eylem ve örgütlenme örneği; hem karşı yaka Türkiye’ye hem de uluslararası işçi hareketine atılmış son zamanların en şık pası oldu. Kapitalizmin oyunlarını bozmak için şimdi bu pası değerlendirme zamanı... 

ÖNCEKİ HABER

Almanya basını: Erdoğan’ı ciddiye almayın!

SONRAKİ HABER

İngiltere Başbakanı Theresa May, B Planını açıkladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa