02 Nisan 2016 04:50

Popüler ile iyi müziğin arasında fark var

Naim Dilmener ile İletişim Yayınları tarafından uzun bir aradan sonra yeni baskısı yapılan Hafif Türk Pop Tarihi Bak Bir Varmış Bir Yokmuş üzerine söyleştik.

Paylaş

Kadir İNCESU

Hafif Türk Pop Tarihi Bak Bir Varmış Bir Yokmuş adlı kitabı için uzun yıllar çalışmış, binlerce dergi ve gazeteyi incelemiş Naim Dilmener... Çalışmaya başlamadan önce “olmaz” dediği 427 sayfalık kitabı için de “taslak” diyecek kadar da mütevazı. Kitabının, başka çalışmalara kaynaklık edeceği düşüncesinde... Dilmener, sürekli biriktiriyor, yazıyor, biriktiriyor, yazıyor... Dilmener ile İletişim Yayınları tarafından uzun bir aradan sonra yeni baskısı yapılan Hafif Türk Pop Tarihi Bak Bir Varmış Bir Yokmuş üzerine söyleştik. 

Hafif Türk Pop Tarihi Bak Bir Varmış Bir Yokmuş, uzun bir aranın ardından yeniden basıldı. Bu yüzden okurlarımıza hatırlatıcı olması bakımından da sormak istiyorum, müzik tarihimiz için önemli bir çalışmaya imza attınız. Bu çalışmayı yaparken kriterleriniz neydi, neyi amaçlamıştınız?
Popun tarihini yazmak istiyordum. Ama hep istediğim ve aradığım gibi bir kitap olsun istiyordum. En eski ya da ilk günlerden başlayacaktı ve zaman atlamadan, kronolojik olarak ilerlesin istiyordum. Zorlanmadım değil; ama sanıyorum başardım. İstediğim gibi bir kitap oldu.

Çalışmaya ve yazmaya başladıktan sonra süreç nasıl işledi?
Çok sürdü yazma işim, bir düzene girene ve hızlanana kadar çok zorlandım. Kısa hikaye yazardım ve bunu da kolaylıkla halledebilirim sanmıştım ama öyle olmadı. Tarih yazmak başka bir şeymiş. İçinde anlatıcı dolanıp durmalı mı, durmamalı mıdan tutun da, anlatmanın (ya da aktarmanın) diline, üslubuna, biçimine kadar çok şeye kafa yormak zorunda kaldım. Yazıp, yazıp sildim. Bir türlü olmuyordu. Sonunda tarih kitabı okumaya karar verdim. Çeşit, çeşit tarih kitabı. Oralardan kendime dil ve üslup beğendim. Biraz daha çalışınca da, kitaptaki ana metne oturmayan ve oradan taşan ayrıntıları yerleştirmek için “kutu” işini akıl ettim. Düşündüğüm şuydu. Metinde normal ya da sıradan gibi görünen bir hal ya da gelişme üzerine tıklamış (Ki tıklanması gereken sözcük dizilerek ayrıştırılmıştı) gibi olacaktı okur ve açılan pencereden ayrıntıları görecekti. Bu da fena olmadı. Artık olağan bir şeymiş gibi görünüyor ama ben yazmaya başladığımda yoktu böyle bir şey. 2000’lerin ilk yıllarından bahsediyorum; henüz internet ile dolup taşmamıştık.

Pop müzik tarihimiz içerisinde popüler olanı genel olarak hangi faktörler belirlemiştir?
Onlarca şey var. Dönemin siyasi yapısından tutun da, o şarkı ya da şarkıcının halka sıcak gelip gelmemesi, basının desteği, filmlerde kullanılıp kullanılmadığı, filan. Aslında bugün gibi. Pek film kalmadı ama dizilerde kullanılan bir şarkı, diğerlerinin arasından daha rahat sıyrılabiliyor mesela. Sakın şaşırmayın ama, popüler olmak ile iyi ve güzel olmak arasında doğrudan hiçbir bağ yok. Hatta genellikle tersi doğrudur. Popüler olan, genellikle vasat olandır.

ÇOK ÇABALIYORLAR AMA MÜZİK ÖLMEYECEK

“Temeli çok sağlam atılmış, harcı çok sıkı karılmış” dediğiniz Türk popunun geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pop çok geniş bir tanım. Rock, caz ve diğer türleri de içinde düşünürüm her zaman. Birilerine bakarsak eğer, ferah ferah pop öldü ya da popu geberttiler, diyebiliriz. Ama öyle değil. Her yıl sonu en iyi albümler listesi yayımlarım. Her seferinde de zorlanırım; çünkü listeye alınması gereken çok sayıda albüm vardır. Evet çoğu rock, caz ve alternatif müzik kanadından ama var işte. Yani müzik ölmedi. Çok çabalıyorlar ama başaramayacaklar, ölmeyecek. 

‘HAFİFLİĞİ KAÇIRMADIM’

Kitabınızın adından bahsetmek isterim. “Hafif Türk Pop” derken neyi kastediyorsunuz? 
’60 ve 70’li yıllara bir göndermedir bu. Pop müzik yabancı kaynaklı bir müzik ya, memlekete ilk geldiği yıllar bir türlü tanımlanamamış. Hafif batı müziği, Türkçe sözlü hafif müzik, hafif Türk müziği, filan. Hep “hafif” ama. Bu müziğin tarihini aktaran bir kitap yazınca, hafifliği kaçırmadım ben de. 

İster istemez her “anlatıcı” öznel beğenilerini de dikkate alır. Sizde durum nasıldı?
Hayır hiç. En fazla dikkat ettiğim şeydi bu. Benim kişisel olarak sevdiklerim (Ya da nefret ettiklerim) başka bir şeydi, bir tarih nakletmek başka bir şey. Sonraki kitabımda da böyle oldu, Ajda Pekkan kitabımda. Taptığım bir star olmasına rağmen, gayet tarafsızca yazdım. Gerçi o memnun kalmadı ve beni mahkemelerde süründürdü ama bu ayrı bir konu.

‘MÜZİK DÜNYAMIZIN NEDEN İPE UN SERDİĞİNİ BULMAK BENİM VAZİFEM’

Sizi tanıyanlar kitabın yeni baskısında 2000 sonrası için de bir bölüm olmasını bekledi. Bu bölümle ilgili çalışmalar var mı?
Kitap 2000’lerin başlarına kadar geliyor zaten. Kitabı İletişim’e 2003’te teslim ettim. İlk baskısını da o yıl yaptı. Kitap o tarihe kadar geliyordu. Sonrası dediğimiz şey ise özetlenecek, kısa bir çalışma ile geçiştirilecek bir zaman değil. Ayrı bir kitap olmalıydı. Ki çalışmalarım epeydir sürüyor. Bu sefer de yazıp yazıp siliyorum ama dil ya da üslup arayışından değil, son 15 yıldaki niteliksizleşmeden dolayı böyle. Çok az şey olmuş, bitmiş. Son beş yıldır ise hemen hemen hiçbir şey. Bir tarih anlatacaksanız eğer, bir sayım döküm yapmaktan çok, neyin neyi tetiklediğini, hangi dalganın hangi toplumsal gelişme nedeniyle çarptığını da bulmak ve aktarmak zorundasınız. Bir tek Gezi var neredeyse. Müzikteki (Tıpkı diğer popüler kültür alanlarında olduğu gibi) niteliksizleşme elbette bundan dolayıdır ama, müzik dünyamızın büyük bir kısmının neden ipe un serdiğini bulmak da benim vazifem. Beni ikna edecek bir şey henüz bulamadım. Para, ün, popülerlik gibi genel sebepler var ama bu yeterli değil, bunlar hep vardı. Sosyoloji kitapları okumaya karar verdim nihayetinde. Hâlâ da okuyorum. Bulacağım bir şeyler.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Erdoğan, Nükleer Güvenlik Zirvesi'nin açılış oturumuna katıldı

SONRAKİ HABER

Allianoi için hukuk mücadelesi AYM’ye taşındı: İzi kalmasa da anısı var!

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...