Erdoğan: Hak ve özgürlükler bakımından Türkiye'den daha ileri bir ülke yoktur

Erdoğan: Hak ve özgürlükler bakımından Türkiye'den daha ileri bir ülke yoktur

ABD'nin başkenti Washington D.C.'de Brookings Enstitüsü'nde konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Hak ve özgürlükler bakımından Türkiye’den daha ileri bir ülke yoktur" dedi. Erdoğan, bu açıklamayı yaptığı dakikalarda 'Barış için Akademisyenler'den Meral Camcı'nın tutuklandığı haberi geldi.

"Pek çok reform paketini hayata geçirdik. Temel mevzuatta köklü değişiklikler yaptık" diyen Erdoğan, "Bu çerçevede ifade ve basın özgürlüklerinin genişletilmesi için düzenlemeler yaptık" ifadesini kullandı.

T24'ün haberine göre Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle:

"Diyarbakır’daki terör saldırısını en şiddetli şekilde lanetleyerek kınıyorum. Bu saldırılar terörle mücadele azmimizi kesintiye uğratmayacak. Terör örgütü bu tip eylemlerle alçak ve kirli yüzünü göstermektedir. İnşallah terör belasını bu ülkenin önünde bir engel olmaktan çıkaracağız. Çeşitli kılıflar altında himaye gören terör bu cesaretle ülkemizi, vatandaşlarımızı hedef almayı sürdürüyoruz. Tahammülümüz kalmamıştır. Bu saldırıların Avrupalı ülkeler başta tüm dünyanın PKK ve uzantılarının gerçek yüzünü görmesine vesile olmasını diliyorum.

ERDOĞAN'IN KORUMALARI GAZETECİLERE VE PROTESTOCULARA SALDIRDI

Günümüzde insanlık, bilimde, teknolojide, tıpta ve daha birçok alanda tarihteki en ileri noktasındadır. Uzayın derinliklerinden insan vücudundaki en ince ayrıntılarına kadar fevkalade geniş bir ilgi alanına sahibiz. Dijital devrim ve internet hayatı giderek daha çok kolaylaştırıyor. Bu aynı zamanda karşımıza yeni güçlükler, başta güvenlik olmak üzere yeni sınamalar çıkardı. İklim değişikliği, yoksulluk, açlık, düzensiz göç, terörizm gibi ortak sorunlar tüm dünyayı derinden etkiliyor. Biri diğerinden daha az önemli olmayan meseleler. Uluslararası toplum olarak yapmamız gereken küresel sorunlara nasıl kapsamlı çözümler bulabileceğimizi tartışmaktır. Bugün uluslararası toplumun eli kanlı diktatörleri durdurmak bir yana, teröristlere terörist demekte bile zorlandığı günlerden geçiyoruz.

Bugün dünya gündemini meşgul eden en önemli krizler Türkiye’nin etrafında yaşanıyor. Adeta kuşatılmış bir ülke konumunda. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, etrafımızdaki krizler bizim insan odaklı yaklaşımımızda sapmaya yol açmadı, açmayacaktır.

Türkiye’ye yönelik asılsız iddiaları takip ediyorum. Son 13 yılda toplumun her kesiminden vatandaşımızın hak ve özgürlüklerinin daha ileriye taşınması için kapsamlı reformları hayata geçirdik. 2010’da kabul edilen anayasa değişikliği paketiyle ki 26 maddedir bu; bir yandan vatandaşlarımız yeni haklara kavuşurken, diğer yandan anayasal hakları koruyacak ilave mekanizmalar getirdik. Böylece hukuk devleti mekanizmasını güçlendirmiş olduk. Pek çok reform paketini hayata geçirdik. Temel mevzuatta köklü değişiklikler yaptık. Bu çerçevede ifade ve basın özgürlüklerinin genişletilmesi için düzenlemeler yaptık. Farklı inanç grubuna mensup vatandaşlarımızın yanı sıra, farklı kökene sahip vatandaşlarımız için çok sayıda adım attık. 2013’te bizzat açıkladığım demokratikleşme paketiyle önemli mesafe kaydettik. Bu süreç demokratikleşmeden uzaklaşma olarak görülüyorsa ortada çok ciddi ve bizden kaynaklanmayan bir durum vardır. Kendi ülkelerine yönelik terör tehditlerine karşı sert önlemlere başvuranların, ülkemizdeki demokratik standartlarla ilgili söyleyecekleri bir şey olamaz. Türkiye, şu anda en eli kanlı örgütlerin ortak hedefidir. Buna rağmen, demokrasiden, özgürlüklerden, hukuk devletinden taviz vermeden mücadelemizi yürütüyoruz. Terörle mücadele ederken, hak ve özgürlükler bakımından Türkiye’den daha ileri bir ülke yoktur.

Kore’den itibaren aynı saflarda mücadele verdiğimiz ABD’yle bugün de önemli meselelerde kapsamlı işbirliği içindeyiz. Şüphesiz bazı meselelerde görüş ayrılıkları olabilir. Bu makuldür. Ancak Türk Amerikan ilişkileri bu sıkıntıları diyalogla çözebilecek güce sahip olduğunu geçmişte defalarca göstermiştir.

İlişkilerimizin seyrini belirlemede, güncel meseleler büyük önem taşıyor. Türkiye olarak öncelikli sorunların başında ülkemizi tehdit eden terör eylemleriyle güney sınırımızdaki insani kriz ve güvenlik sorunları geliyor. Samimi ve fedakar bir duruş sergiledik, devam ediyoruz. Ülkesini terk eden 6 milyon Suriyelinin neredeyse yarısı Türkiye’ye sığındı. 2 milyon 700 bin ülkemize sığındı. 300 bin Iraklı ülkemize sığındı. Ve biz bunların hiçbirine niçin ülkemize geliyorsun, kapıları kapamadık. Ölümle baş başa bırakmadık. Kendilerini, ki bunların 280 bini çadırkentlerde ve konteynırlarda misafir edilmekte, diğerleri değişik kentlerimizde misafir edilmelidir. Başta Batı, mülteci krizini şu anda en önemli krizi olarak görmekte, kapılarını kapatmaktadır. Hatta denizde botlar delinmek suretiyle ölüme terk edilenler vardır. Bizimse sahil güvenlik botlarımız 100 bine yakın denizde ölümle baş başa olanları kurtararak insani ve vicdani görevini yerine getirdi. BM verilerine göre bizim şu ana kadar oradan aldığımız destek 455 milyon dolardır. Faturalı olarak yaptığımız harcama 10 milyar doları bulmuştur. STK’ların, belediyelerin yaptığı yardımları söylemiyorum. Bunlarla en az yüzde 50, bu destekler devam etmektedir. Ülkemizde doğan Suriyeli bebek sayısı 100 bini geçti. Bu rakam bile birçok Avrupalı ülkelerin kabul ettiği Suriyeliden daha fazladır. Din, etnik köken ayrımı yapmadık. Bu insanların, “nasılsa onları alan bir ülke var” diyerek görmezden gelinmesini istemiyoruz."

İnsani krizlere karşı geliştirilen politikaların sadece güvenlik önlemleri üzerine bina edilmesini doğru bulmuyoruz. Suriye’deki diktatörle ilgili ne deniyor biliyor munuz? Esed giderse yerine kim gelecek... Bu soruyu soracak kadar ülkelerin yönetiminden bihaber olanlar var. DAEŞ adeta rejimin kendi elleriyle ortaya çıkarıp büyüttüğü bir örgüttür. DAEŞ’le reva görülen emsalsiz şiddet ortadadır. Akdeniz ve Ege’de yaşananlar, kıyıya vuran cansız bedenler yüreğimizi parçalıyor. DAEŞ ve PKK’nın parçaladığı masum bedenler de tüm dünyayı yaralamalıdır. PKK, YPG, PYD gibi terör örgütleri büyüyüp serpilecekler ve uluslararası toplumun başına bela olmaya devam edecektir. Milli güvenliğimizi sağlayabilmek için bu ülkeye bir an önce istikrarın, barışın, huzurun yeniden gelmesini temin etmek zorundayız. Irak’a bakınca da maalesef çok iç açıcı bir durum göremiyoruz. İstikrarın tesisi ve DAEŞ’le mücadelenin başarıya ulaşması Irak’tan bağımsız düşünülemez. Ortadoğu’nun küçük bir modeli olan Irak bir denge vazifesi görmektedir. Irak topraklarının üçte biri DAEŞ terör örgütünü işgali altındadır. PKK da yıllardır Irak topraklarının kuzeyinde serbestçe faaliyet göstermektedir.

'MOSKOVA TARAFINDAN KOYULAN SERT UYGULAMALAR İLİŞKİLERİMİZİ SARSMIŞ DURUMDA'

Bu hususta Iraklı dostlarımızı cesaretlendirmeye çalışıyoruz. Maalesef Doğu Avrupa bölgesi de çalkantılı bir bölgeden geçiyor. Uluslararası hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde çözüme kavuşturulması önemlidir. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü temelinde, Kırım halkının da güvenliğini alacak şekilde çözülmesini istiyoruz. Rusya ile yaşanan uçak hadisesinden sonra maalesef sıkıntılı bir dönem yaşıyoruz. Sovyetlerin dağılmasından sonra bu ülke ile ilişkilerimizi geliştirmiştik. Ancak ilişklerimiz Rus yönetiminin son dönemdeki politikaları yüzünden yıpranmaya başlamıştı. Moskova tarafından koyulan sert uygulamalar ilişkilerimizi sarsmış durumda. Rus tarafının anlamk vermekte zorlandığımız tepkilerine rağmen itidali elimizden bırakmakdık. Türkiye ve Rusya önemli etkileşimlerde bulunmuş ülkelerdir. Rus muhattaplarımızın bu gerçeği görmelerini istiyoruz.

Anavatan ve garantör ülke olarak Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüm için çabalarımız sürüyor. Ortaya çıkan olumlu havanın sürmesini ve yakalanan havanın devam etmesini arzu ediyoruz. Kıbrıs Rum tarafınca da samimi bir şekilde karşılık verilmesi halinde adada çözüme ulaşmak mümkün olabilecektir. Bölgesel ölçekte şimdiye kadar değerlendirilememiş pek çok imkan harekete geçirilecektir.

'İSRAİL'LE GÖRÜŞMELER DEVAM EDİYOR'

Bağımsız ve egemen bir Filistin devleti kurulması şarttır. İsrail’den beklentilerimizi ifade etmiştim. İsrail’in özür dilemesiyle süreç başladı. Ambargonun kaldırılması önemli bir başlık. Filistin’in günde yaklaşık 4 saatlik enerji imkanı var. Enerji gemisiyle Gazze’ye elektrik enerjisi verilebilmesi, halkın enerji imkanını sağlayabilmesi temennimizdir. Gerek denizden su temini yoluyla adım atmak, gerekse sondaj yoluyla su temini sağlamak talebimiz var. Arkadaşlarımız iletmiş durumda. Gerek okul, gerek hastane, bu konudaki ihtiyacın giderilmesi konusu. Bir diğer adımda Türkiye üzerinden ayni yardımların Filistin’e, Gazze’ye ulaştırılması konusudur ki, bu konuda görüşmeler devam ediyor. Temenni ediyorum ki Nisan ayı itibariyle bir olumlu bir sonuca varırız.

'DAEŞ'E KARŞI SAVAŞIYOR DİYE YPG'YE İYİ TERÖRİST DİYORSANIZ EL NUSRA DA SAVAŞIYOR'

Terör değişen şartlara kendini uyarlamayı gayet iyi biliyor. İnsanoğlunun temel korkularını, endişelerini, mağduriyet duygularını, inançlarını sömürerek kendine zemin oluşturan terörün hiçbir insani ve ahlaki değeri bulunmuyor. Bu hastalıklı zihniyetin kökünü kurutmak için daha çok çaba göstermeliyiz. Tüm terör örgütlerine karşı aynı kararlılıkla mücadeleye sadık kalınması gerekiyor. Örneğin şu an DAEŞ bir terör örgütü. DAEŞ’e karşı YPG’nin mücadele ettiği, dolayısıyla YPG iyi teröristtir. Böyle bir yaklaşımı kabul etmemiz mümkün değil. Bu örgütlerin hepsi PKK’nın yandaşlarıdır. PKK neyse YPG de odur. Bu anlayışla yaklaşırsak ben şu tespiti yaparım. El Nusra bir terör örgütü değil mi? Terör örgütü... DAEŞ’e karşı savaşıyor. O zaman Nusra da iyi bir örgüt... Böyle mi bakacağız olaylara? Biz el ele vereceğiz. Boko Haram’a da, Eş Şebab’a da aynı anlayışla karşı çıkmalıyız. Başta ABD olmak üzere müttefiklerimiz ve partnerlerimizle işbirliği içindeyiz. Yabancı terörist savaşçıların geçişinin engellenmesi noktasında hiçbir ülkenin göstermediği çabayı gösteriyoruz. Bazı terör örgütlerine karşı tedbir alırken diğerlerine sesiz kalmak uluslararası toplumun vicdanına uygun bir tabloyu yansıtmıyor.

'İŞ ADAMIMIZI ÖLDÜREN TERÖRİST BRÜKSEL'DE DOLAŞIYOR'

17 Şubat ve 13 Mart’ta Ankara’da vuku bulan saldırılar YPG kamplarında eğitim gören saldırganlar tarafından gerçekleştirilmiştir. İstanbul’daki saldırılar DAEŞ mensubu bir canlı bomba PKK ve YPG’lilerin desteğiyle yapılmıştır. Bu eylemlerle Paris, Brüksel ya da Lahor’da yapılanlar arasındaki fark yoktur. Gaziantep’te yakaladığımız teröristi Belçika’ya bildirdik. Buna rağmen serbest bıraktı. Daha sonra havalimanındaki o acı tabloyu, felaketi yaşadık. Aynı şekilde bizde, güçlü bir iş adamımızı öldüren terörist Brüksel’de elini kolunu sallayarak dolaşıyor. 10 yıl oldu. Kendisini istedik. Teslim edilmiyor. Söylediğimizde, aldığımız cevap şu. “Özgürlüklerden yanayız.” Bu nasıl özgürlük ya? Öldürülen insanın hakkını kim savunacak? Bunu düşünce özgürlüğü olarak tanımlıyorlar. İşveren konumundaki insanı öldürüyorsunuz. Bu anlayışın dünyada tüm ülkeler olarak hep birlikte karşısına dikilmemiz şart. Bu örgütler hiçbir insani, ahlaki değer taşımadıklarını ortaya koymuşlardır. Biz sadece samimiyet, ilkeli duruş istiyoruz. O kadar.

Terörün dini, milliyeti, ırkı, vatanı yoktur. Maalesef İslam dinini terörizmle ilişkilendirmek gibi bir eğilimle de karşı karşıyayız. Antisemitizme karşı olduğumuzu başbakanlığımın ilk yılında açıklamış bir liderim. Aynı şeyi Batı’dan bekliyorum. Aynı şekilde İslamofobya’ya açıklamaları gerekir. Bir Müslüman olarak bütün bu iddiaları reddediyoruz.

'TUTUKLU 52 KİŞİ GAZETECİ DEĞİLDİR'

SORU&CEVAP BÖLÜMÜ

"İyi ki hazırlıklı geldim. Şimdi bize tabii sürekli olarak yurtdışından zaman zaman böyle gerçekten bizlerin bu konudaki hassasiyetlerini bildiği halde gelip kendilerine bütün dosyaları  önüne koymamıza rağmen ülkemizdeki iktidarlara düşman görüntü içerisinde olanların vermiş olduğu bilgilerle hareket edenler var. Tutuklu gazetecilerle ilgili burada Adalet Bakanlığımızın bilgilerini içeren dosyayı vereyim. Ben özetini vereyim, tutuklu gazeteci olduğu iddia edilen 52 isim, başta terör suçları olmak üzere birçok suçtan temyiz aşamları da tamamlanmak suretiyle cezası kesinleşen isimlerdir.  Bunlar mahkumdur. 4 isim ise cezası yerel mahkemeler tarafından verilen, temyiz süreci devam edilen isimledir. Tutuklu gazeteci olduğu iddia edilen sadece 7 isim vardır. Sadece 2’sinin sarı basın kartı vardır. Bunlar da bizi aldatmasın. 7 isimden 4’ü PKK terör örgütüne üye olmak, 3’ü ise FETÖ terör örgütüne üye olmaktan yargılanmaya devam ediyor.

FETÖ  nedir açıklayayım. O da milli güvenlik strateji belgesiyle illegal faaliyetler gösteren bir örgüt. Bunun bir diğer yanıtı, cezaevlerinde anayasa ile teminat altına alınan basın hürriyeti altına hükümlü hiçbir gazeteci yoktur. Bunlar buralarda farklı şekilde ifade ediliyor. İçeri girerken bağıran çağıranları gördüm. Bu işi bildikleri için bağırıp çağırmıyorlar. Türkiye ilk defa yapılmış bir cumhurbaşkanlığı seçiminde, yüzde 52 ile Cumhurbaşkanı seçilmiş olan Erdoğan’a karşı burada illegal bir görüntü sergiliyorlar. Şu anda yüzde 52 desteğe sahip olan Erdoğan diğer adaylardan bir tanesi ki en yakın olan yüzde 35 almıştır, arada 17 puan var, 14 partinin desteği olmasına rağmen almıştır."

Sizi eleştiren gazetecilerle sorun yaşıyor musunuz?

Bu ifadeyi seçerek kullandığınıza inanıyorum. Eleştiri noktasında hiçbir sıkıntımız yok ama hakaret noktasında sıkıntımız var. Eleştirene teşekkür ederim ama hakaret edene de hemen avukatlarım mutlaka yargıya giderler. Hakaret başka bir şey, eleştiri başka. Hakareti insani bulmuyorum fakat eleştiriyi insani buluyorum. Keşke eleştirilerle yaklaşılsa ama öyle hakaretler yapılmıştır ki, aileme, çocuklarıma, tepeden tırnağa, ilgili ilgisiz, çok korkunç yaklaşımlar. Hırsızlıktan tutunuz, bütün ülkenin varlıklarını çalıp çırpmaya varıncaya kadar ileri gittiler. Bu ülkede yargı var. Varsa belge yargıya götür. Götür yargıya, gereğini yap. Hele hele FETÖ’cülerin egemen olduğu dönemde çok daha rahat yapabilirlerdi. Nitekim yaptılar. Milli İstihbarat Müsteşarım üzerinden bizi vurmaya kalktılar. Halkım kalktı beni yüzde 52’yle Cumhurbaşkanı yaptı.

Brookings’de konuşmanızda birkaç farklı konuya değindiniz ama İran’ın adı geçmedi.

Sayın Ruhani’nin ilk dönemlerinde yükseliş söz konusuydu. Şimdi bir düşüş söz konusu. İran, özellikle Irak ve Suriye konusunda sağlıklı hareket edemediğimiz bir strateji izledi. Temenni ederdik ki, bu olumlu yaklaşım Suriye’de olsun, Irak’ta olsun, barışa  birlikte katkı sağlayalım.

SURİYE'DE UÇUŞA YASAK BÖLGE İLAN EDİLMELİ

Biz de anlamakta zorlanıyoruz. İnsani, vicdani noktadan yaklaşacak. AB ülkelerin tamamına yakını ekonomik olarak güçlü ülkeler. Biz bunları sorun yapmadık. 2 milyon 700 bin Suriyeliyi, varil bombalarından kaçıyorlardı... Kapılarımızı açtık ve konuk ettik. İnsan Hakları Evrensel Beyannemesi nerede diye soruyorum, pek bakmadıklarını görüyorum. Çok daha farklı bir sorumluluk, mesuliyet alırlardı. Buradaki paylaşımı beraber yapar ve önemli adımlar atardık. Suriye’nin kuzeyinde, bunu değerli dostlarımız hep açıkladım. Suriye’de güvenli bir bölge yapalım. Biz müteahhitlikte iyiyiz. Biz burada şehir kuralım. Arındırılmış bir bölge olsun. Bir şey daha var, uçuşa yasak bölge ilan ederek güvenliği sağlamamız lazım. Batılı dostlara söyledik ama beklediğimiz cevabı alamadık, beklemedeyiz.

'NATO DA DEVREYE GİRER'

Dünyanın değişik yerlerinde bu koruma tedbirleri alınıyor. Kıbrıs’ta yeşil hat. Meksika Amerika arasında güvenlik güçleri vardı. Orada da bu şekilde bir güvenlik hattı devreye girmek suretiyle. BM bu işi yapabilir. Hatta daha ileri gitmek suretiyle NATO da devreye girer. Burada yaşayan insanların güvenliğini sağlamak görevdir.  Gereği o. NATO’nun bütün mensupları orada olmalı. (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 31 Mart 2016 21:31
www.evrensel.net