Rüzgâr Yanığı’nda Mustafa Köz

Rüzgâr Yanığı’nda Mustafa Köz

C. Hakkı ZARİÇ

Söz nerede sınarsa kendini, orada bir şair ömrünü ortaya koymak zorundadır. Zamanın yetmediği ya da kendini ertelediği yerde sınanmış sözcüklerle karşı gelmenin simyasını ortaya koyan kişidir şair. Mucizevi meziyetleri olduğundan değil, fiyakalı olduğundan hiç değil; onuru ve sezgisiyle kendini namluya sürmenin erdemini yaşamak için sözcüklerini törpüler. Onu bazen bir sokağın derinliğinde kaybolurken, bazen bir çocuğun rüzgara savrulan saçlarını tararken görebilirsiniz. Bir bahar sabahı kadar yakındır, ikindiler gibi sakin, taşmış bir pınar gibi hırçındır bazen.

Aşkla serçeleri benzetmek ona dairdir biraz, gittikçe büyüyen yaraya çare aramak, yetmediği yerde onu baç etmek için çıkmıştır yola. Hırçınlaşan ve gittikçe daha çok hırçınlaşan bir ülkede kaleminin mürekkebini yüreğinden çekmenin bedeliyle yazar. Kan rengi değil kağıda yayılan sözcükler, sınır boylarında geceden sabaha gezmenin rengidir. Uzlaşmayı aklından geçirmeyen dizeler boy verir orada. Yükselip zalime karşı ses vermenin sesiyle dile gelir.

Mustafa Köz’den bahsediyoruz. Geçtiğimiz yılın son günlerinde “yasakmeyve” aracılığıyla bize armağan ettiği “Rüzgâr Yanığı” kitabından.

Hikayeleri ağırladı şiirlerinde Mustafa Köz, mitolojiye konuk oldu bir zaman, destanların sesiyle coşturdu bizi, uzun kış gecelerinde masallar anlattı şiirlerinde evvel zaman. Yaş kemale erdiğinden mi dersiniz, çalkalanan sokakların şairi mecbur kılmasından mı, erken ölenlerin bitimsiz acısından mı yalınlaştı git gide; “Rüzgâr Yanığı” öle öle de olsa çekilen aşk acısının bütün soy ağacını döküyor önümüze. Kitabın 63. sayfasındaki “ayin” şiiri aynen şöyle:
Şu pazar günlerinde bir şeyler var
su dipleri gibi dalgın, seni ya da ölümü düşündüren

HEP İLE HİÇ ARASINDA

Olmamışı oldurandan değil, farkında olarak ve isteyerek çekilen bir aşk acısının milim milim gergefe işlendiği dizeler gittikçe artan bir ritimle sarmalıyor okuru. Kör bir baltayı bileylemenin sesi geliyor şiirden. Kitabı bitirip kapattığınızda, o baltanın tırpan keskinliğinde olduğunu ve elinizi kestiğini fark ediyorsunuz. Geriye kalan sızılı boşluktan herkes kendine kalanı alıp kucaklıyor. Eskimiş yaralarının kabuğunu kaşıyor tatlı tatlı. Bazen uzun siyah saçlarıyla, bazen kucaklaşmaların seyrinde kendinize rastlıyorsunuz.

Belki de kendinde olanla baş edemeyip bizi de tanık kılmak adına içini dökmüş bu kitabında şair. Geçerken bakıp iletişim kuracağınız bir şair değil Mustafa Köz. Önceki kitaplarında da olduğu gibi hep ile hiç arasında bir tercihe mecbur kılıyor sizi “Rüzgâr Yanığı”. Ya yola koyulmayacaksınız ya da şelaleden düşen papatyanın kokusunu duyumsayacaksınız kitapla birlikte. İç acısı gittikçe artan dizelerde bazen özür dileyecek, bazen gitmenin bütün yollarını deneyecek, kapıları zorlayarak geri dönmenin sancısıyla yüzleşeceksiniz.

Başka anahtar istemez mühürlenmiş dudaklarının açılması için Mustafa Köz. “Adem’le Havva’yla cennetten kovulmuştur Anadolu şiiri/ Karacaoğlan da olmasa bir daha cennet yüzü göremezdi.” Aşkla çıktığı yolda tenin ve dokunmanın diliyle bize yasak olanın kapılarını açar. Kendimize sakladığımız duyguları, bizim adımıza, kendi sözcükleriyle dışa vurarak ayıplandığımız yerde olmanın gururunu yaşar. Tahrik eder, üstüne gider; bununla da kalmayıp insandaki saflığı irdeler içten içe. Daha görünür olmak için değil, doğayla barışık ve iç içe olmak için yapar bunu şiirlerinde.

YALNIZ BIRAKMAZ SİZİ KÖZ’ÜN ŞİİRİ

Yorduğu sözcükler emanet değil. Dağ başlarına yaslanır; kekik kokması bundandır. Buram buram açarken Kadıköy’ün bir yerinde erguvanlar, kar beyazı bir gecede yolunuz Kars’a düşer. Ama yalnız değilsiniz, yalnız bırakmaz sizi Köz’ün şiiri. Bir yol ağzında, bir köprü üstünde, bir çiçeğin sabahında unuttuğunuzu anımsatır ve kendinizle yüzleşmeniz için nedenler sunar. Acıyı sahiplenmenin dizeleri, aşkın ve ayrılığın kendince nedenleri çalar kapınızı. Gidecek neresi vardır insanın, üstelik şiir sizi amansız bir hesaplaşmanın içine çekmişken?

Aman efendim öyle şık şıkıdım imge bombardımanı değil Köz’ün “Rüzgâr Yanığı”, boyalarını akıtmıyor ilk yağmurda, ilk kalkışmada elinizi bırakıp kaçmıyor. Naif, içten, hesapsız, kendini sakınmayan, Karacaoğlan’dan ses alan bir şiir var kitapta. Bu kadar değil elbette. Vicdanlı bütün şairler gibi rahat uykulara, rahat sevişmelere, rahat günlere açılmıyor sayfalar kitapta. Dünyanın kana kestiği zamanda şairin kendini bundan uzak tutması mümkün değil. Bundan dolayı Êzidîler de var kitapta Şengal de. İçimizdeki yangından ve bizi yağmalayanlardan bahsediyor “Rüzgâr Yanığı” kitabında Mustafa Köz.
Geçmişle, şimdiki zamanla, acıyla ve aşkla yüzleşmek için… Üstümüze simsiyah bir çığ gibi gelen ve meydanlarında sevdiklerimizi yitirdiğimiz kentlerin acılarını biraz olsun dindirmek için, zaman çalıp düş kurmak, geriye bakıp sevinmek ya da hayıflanmak için “Rüzgâr Yanığı” ne güzel bir gerekçe.
“sevgili, sen benim şefkatli, haylaz korsanımsın
bense senin yağmalanmış en kutsal hazinen.”

Rüzgâr Yanığı,
Mustafa Köz,
yasakmeyve yayınları,
1. Basım Aralık 2015

www.evrensel.net