1 Mayısa giderken

1 Mayısa giderken

1 Mayıs İşçi Bayramı, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü. Dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî tatil olarak kabul edilmektedir. Türkiye'de ilk kez 1923'te resmî olarak kutlanmıştır. 2008 Nisan'ında, "Emek ve

Emre Caka

1 Mayıs İşçi Bayramı, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü. Dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî tatil olarak kabul edilmektedir. Türkiye'de ilk kez 1923'te resmî olarak kutlanmıştır. 2008 Nisan'ında, "Emek ve Dayanışma Günü" olarak kutlanması kabul edilmiştir.

İlk kez 1856'da Avustralya'nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.1 Mayıs 1886'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago(Şikago)'da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil'de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil'deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park'a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, 'Böylece önyargı duvarı yıkılmış oldu' şeklinde yorumlanmıştı. 1 Mayıs birçok zorlu süreçten geçerek bu döneme kadar gelmiştir. Türkiye' de baskıların arttığı, savaş çanlarının çaldığı, eğitim sisteminin alt üst edildiği dönemde gençliğin 1 Mayıs' ta talepleriyle alanları doldurması büyük önem taşımakta.
Savaş çanları çalıyor; Türkiye'de AKP'nin son bir seneden beri izlediği politika adeta sınır ülkelerle, ülkemizde yaşayan halklarla ABD ve İsrail' in Orta Doğu'daki yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip olması uğruna elinden geleni yapan bir durumdadır. Sistemin ve onun ülkemizde var olan temsilcisi AKP'nin bölgede tekrardan din-meshep üzerinden halkları savaşa götüren bir noktada olması gençliğin geleceğini bataklığa götürdüğünü, işçiyi emekçiyi tamamen yoksulluğa sürüklediğini ve onların çocuklarının savaşlarda ölüp öldürürken bir avuç insanın han hamamlar da sefa sürdüğünü gözler önüne sermektedir. Eminim ki hiçbir genç emperyalist çıkarlar doğrultusunda savaşı savunacak noktada insanlıktan çıkmamış ve bu savaşa onaylamamaktadır. Suriye halkıyla, Türkiye halklarının bir alıp veremediği yoktur ancak dişleri kanlı gözleri dolar işaretli olan kapitalistlerin adeta kanla gelen petrole ihtiyacı vardır. Gençlik olarak sistemin halkları birbirine düşürerek savaşa sürüklediği noktada barış ve kardeşlik diyerek 1 Mayıs'a gidiyoruz. "Ölmek ve öldürmek istemiyoruz" diyoruz.

Sistem çöktü; 4+4+4 meclisi savaş alanına çeviren, burjuva medyasının sonunda 12 yıl zorunlu eğitim oldu diye övündüğü ancak hiçbir zaman bizlere sorulmayan düzeni bir kez daha buradan inceleyelim.

4+4+4 ile eğitimi 12 yıl yaptık sözleriyle meclisten geçirilen düzeninin temelinde; ucuz iş gücü, çocuk yaşta işçi, genç kızların erken yaşta evlendirilmesi, zorunlu din dersinin adeta zorunlu Arapça dersine kadar çıkartılması, Kürt gençlerinin ufak yaştan itibaren tüm günlerini iş yerlerinde geçirmelerinden dolayı sermayedarların tanımlanmamış dil olarak adlandırdığı yüz yıllık Kürtçeyi yasaklamaları sonucu kapsamlı bir asimilasyon politikasıdır. 1 Mayıs alanında pankartlarımız da dövizlerimizde vurguluyoruz "4+4+4=0"

Eğitimde sadece sınav sistemlerinin dahi yılda 3 arkadaşımızın bu sınavlar yüzünden hayatını sonlandırdığını göstermektedir. Bu yılda Adana'da sınav stresine dayanamayıp sınava bir hafta kala televizyon kablosuyla intihar eder Tuğa Kuyucu ve sınav günü yine strese dayanamayarak kalp krizi geçiren Damla Orhan'ın tek bir katili vardır sınav sistemlerini kaldırmayan bunları savunan AKP hükümetidir. Bir kez daha 1 Mayıs alanlarında haykırıyoruz "Sınavlar kalksın hayat bize kalsın"

Demokrasi talepleri tırmanıyor, sistem saldırganlaşıyor; Lise öğrencilerinin, üniversite öğrencilerinin, işçinin emekçinin, aydının kısacası demokrasi güçlerinin, taleplerini görmezden-duymazdan gelen AKP hükümetine karşı demokrasi hasretinin salgın bir hastalık gibi her alana yayılmasına tahammülü kalmayan başbakan bir kez daha pençelerini çıkartmıştır. 3 Yıldan beri TMK ( terörle mücadele kanunu) adı altında yüzlerce gazeteciyi, aydını, yazarı, siyasetçiyi, öğrenciyi tutuklayan ancak yine de halkı taleplerinden vaz geçiremeyen AKP, bu sefer halkın günlerini, bayramlarını yasaklamayı seçti bu yasaklarla insanların bir araya gelmelerini engellemeye çalışıyordu ancakyine başarısız olmuştur. Tüm bu mağlubiyetlerin hırsını, okuyan araştıran ve geleceğine sahip çıkan üniversite öğrencilerine karşı atma girişimindedir. Eren Yurt' un ve 7 üniversite öğrencisinin Newroz'a katıldı diye tutuklanmasının sebebi tam da budur. 600' ü aşkın üniversite öğrencisinin tutuklu olmasının nedeni, AKP'nin kirli politikalarını deşifre etme özellikleri ve bunu herkese anlatıyor olmalarıdır. Görüyoruz ki AKP, öğrencilerden araştırmayan, sorgulamayan, düşünmeyen bir profil yaratmaya çalışmaktadır ve kendisi gibi düşünmeyen herkesin yolunu demir parmaklar olarak göstermiştir. Yaptığı tüm saldırganlıklara karşı durduğumuz, geri adım atmadığımız gibi tutuklama furyasından da korkmuyoruz, geri adım atmıyoruz 1 Mayıs'a " düşünceye kelepçe vurulamaz, Eren Yurt' a özgürlük" sloganıyla alanları dolduruyoruz.

BİLİMSEL, DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE Mİ?

Son dönemde üniversite gençliği en çok bilimsel, demokratik üniversitelere hasret kalmıştır desek pek de abartı olmaz. Bilimin üretildiği yer olarak adlandırılan üniversiteler adeta karakol haline çevrilmiş durumdadır. YÖK' ün okullarda sivil polis düzeneği getirmesinden sonra çok daha rahat bilimin, demokrasinin önüne geçebilen sistem, üniversite öğrencilerini bir baskı altında tutarak adeta düşünmelerini engellemeye çalışmaktadır. Bilimsel tüm deneylerin önüne geçen, kader-rıza gibi kavramlara gençliğimahkum bırakan AKP hükümeti aynı zaman da "her şehre üniversite bilimsel olan her şeyi destekleriz" demekten de geri durmuyor. Ancak üzerinde ısrarla durmamız gereken bir şey vardır ki oda; AKP'nin açtığı tüm üniversitelerin tabela okulları olduğu, rant sağlamak için yapıldığı, laboratuvar malzemelerinin dahi olmadığını yinelemek gerekmektedir. Sene başında har(a)çlara yapılan zamlarla bir çok öğrenci eğitimden bir süre uzaklaşmış bir çoğu da farklı sektörlerde çalışarak eğitimini tamamlamaya çalışmıştır. Bologna süreci ile eğitimin tamamen paralı hale geldiği, parası olanın üniversitelerde okuduğu bir düzeni tamamen empoze etmeye çalışmaktadırlar. Bilimin ışığından korkanlara inat bilimsel demokratik gelişmelere önem veren üniversite gençliği olarak; Parasız, Bilimsel, Demokratik Üniversite sloganıyla 1 Mayıs'ta alanlara.
Yine iş yine kaza;  Ülkede her gün iş kazaları ile gelen ölüm haberleri AKP hükümeti ile adeta meşru hale getirilmiş halkın önüne basit bir olaymış gibi gösterilmeye başlanmıştır. Saldırılarını her alanda genişleten kapitalist sistem işçi ve emekçinin mücadele ederek kazandığı ve bugün patrona karşı en büyük gücü olarak gördüğü kıdem tazminatının kaldırılmasına kadar gelmiştir. Çalışma koşullarının daha da ağırlaştırılması torba yasa ile adeta çalışma saatinin tamamen patronun eline bırakıldığı bir düzene geçilmiştir.  İşçilere maaşları ödenmezken, işsizlik her geçen gün artarken, ölümler çoğalırken başbakanın ekonomi yükseliyor söylemi bir avuç zenginin sermayesine sermaye kattığı işçi ve emekçinin ise her geçen gün daha da yoksullaştığını gösteriyor. Herkesin bildiği gibi hey tekstil fabrikasının patronu Aynur Bektaş villalarda oturup keyif çatarken hey tekstil işçileri aylardan beri maaşlarını alamamaktadır. Sermaye ise Aynur Bektaş'a en iyi kadın girişimci belgesi veriyor. Ülkenin her yerinde irili ufaklı direnişler kendisini göstermeye başlamıştır; Hey Tekstil, billur tuz, inşaat işçileri, saya işçileri ve onlarcasını yazabileceğimiz fabrikalar atölyeler ölümlere, yoksulluğa, zor şartlar altında çalışmaya, sigortasız iş yaşamına, kıdem tazminatının kaldırılmasına, emekliliğin mezarda gelmesine karşı 1 Mayıs'ta alanlarda olacaklardır. Gençliğe düşen görev ve sorumluluklar bellidir; kurtuluşunun tek yolu işçi sınıfının yanında onların bugün ki kendisinin ise gelecekte ki haklarının elinden alınmasına karşı ve asgari ücretin insanca yaşam standartlarına çıkarılması, 8 saatlik çalışma saatlerinin getirilmesi, hafta sonlarının ücretli resmi izin olması için, kısacası insanın insanca yaşayabilmesi için sınıfın safında olmaktır. "Deniz' lerden Erdal'a gençlik emeğin saflarında" sloganıyla 1 Mayıs'ta alanlara.

Erkek vuruyor devlet koruyor; Türkiye kadın cinayetlerinin başında gelen ülkelerden biridir. Erkek egemen bir sistemde yaşadığımızdan dolayı kadına daima farklı misyonlar biçilmiştir. Ülkemizde, eşinden boşanmak isteyen, ailesinin uygun görmediği birini seven "gözü kayan" günde 5 kadın eşi, abisi, babası tarafından öldürülüyor. Türkiye' de kadın olmak bununla da sınırlı değil. İş yerlerinde patronu, ustabaşı tarafından sözlü tacize uğrayan, ucuz iş gücü olarak görülen yaptığı iş dışında toplumun kadına empoze ettiği çay koyma, bulaşık yıkama gibi işleride üstlenen durumdadır. Eğitiminden, sosyal faaliyetine kadar kadının yapmak istediği her işleve "sen kadınsın" cümlesini tekrarlayan ve bununla da kalmayan erkek egemen toplumda yaşayan kadınlarımız; eşitlik, özgürlük istemektedir. Tüm bunlar göz önünde yaşanır durumdayken devlet bu düzeni hala korumaya devam etmekte. Kadına 2. Sınıf insan muamelesi uygulamaya çalışmaktadır. Ancak unuttukları bir şey vardır ki kadının olmadı yerde ne barış ne demokrasi ne eşitlik ne özgürlük hiçbir şey olmayacaktır. Kadın bedenine uzanan ellerin son bulması, kadın emeğinin sömürülmesine karşı, cinayetleri destekleyen devlete karşı "bedenime, emeğime, kimliğime dokunma" talebiyle 1 Mayıs'ta alanlara.
"DEMOKRATİK, TAM BAĞIMSIZ, BARIŞ" için Emek Gençliği saflarında 1 Mayıs'ta alanlara.

www.evrensel.net