26 Mart 2016 04:58

Saldırılar hakları kısıtlamak için kullanılacak

Paylaş

31 kişinin ölümü ve yüzlercesinin yaralanmasına neden olan Brüksel’deki terör saldırılarından sonra alınan onca güvenlik önlemleri, terörle mücadele yasaları tartışması tekrar gündeme geldi. Avrupa’nın en güvenlikli bölgelerinde, binlerce asker ve polisin 24 saat bulunduğu bölgelerde yeni saldırıların gerçekleşmesi toplumda artık “Siyasi çözümün gündeme gelmesi” tartışmasını yarattı. 

Kuşkusuz bun tartışmalar hâlâ azınlığı temsil ediyor ama artık hükümetlerin her saldırıdan sonra özgürlükleri sınırlayan önlemleri gündeme getirmesi, Suriyeli mültecilerin hedef gösterilmesi, toplumun zapturapt altına alınmasına karşı tepkiler de gelmeye başladı. 

Alman gazetelerinden Nürnberger Nachrichten gazetesi, Brüksel’deki saldırıların ardından tüm Müslümanların zan altında bırakılması tehlikesine dikkat çekerek: “Teröristler eylemleriyle Avrupa’daki Müslümanlara karşı düşmanlık ve güvensizlik yaratıyor. Bazıları tarafından İslam dininin ve Müslümanların genel zan altında bırakılması da yine teröristlerin ekmeğine yağ sürüyor.” dedi. 

Fransa’dan Humanite gazetesi ise Başbakan Manuel Valls’ın daha da ilerden güvenlikçi önlemleri savunduğunu, bunun daha da ileri giderek Avrupa çapına yayılması gerektiğini hatırlatıyor. 

Britanya basını, Brüksel’de yaşanan terör saldırısından sonra AB üyeliğinin terör sorunu yarattığını ve AB referandumu öncesi tartışmalara yeni bir boyut kattığını belirtti. AB’den çıkmayı isteyen bazı kurumlar (örneğin sağcı ve AB karşıtı olan UKIP - siyasi parti) Brüksel’deki yaşanan saldırıyı fırsata çevirmeye çalıştı. Bunun yanı sıra terör sorunu mülteci sorunu ile bağdaştırıldı ve yabancı düşmanlığı yine körüklendi. The Guardian gazetesi bu haftaki başyazısında bu tartışmaların çok tehlikeli ve yanlış olduğunu vurguluyor, AB üyeliğinin ve diğer ülkelerle birlikte çalışmanın teröre karşı en iyi savunma yöntemi olduğunu söylüyor.


KORKULARIMIZ BİZİ ESİR ALMAMALI
Markus FELDENKİRCHEN
Der Spiegel

Üzüntülerimiz geçecek, öfkemiz azalacak ama korkularımız kalacak. Brüksel saldırısı sonrası kendimizi duygularımızın esiri yapmamalıyız. Bunu yaparsak açık toplum (*) düşmanları kazanır. 

Avrupa yine korkulu bir güne uyandı. 30’un üzerinde insan, aklını yitirmiş birilerinin korkunç bombaları altında can verdi. Ardımızda sadece Brüksel’deki politik kurumlarımıza yönelik bir saldırı yok, saldırı yaşam tarzımıza, açık toplumumuza yönelik. Havaalanları, metro istasyonları yalnızca bir çırpıda çok sayıda insanın öldürülebileceği yerler değil bizim hızlı ve özgür yaşamımızın da simgeleri. 

Avrupa üzgün uyandı. Öfkeliyiz ve korku içindeyiz. Hislerimiz anlaşılabilir ama öfke ve korkumuzun esiri olmamak zorundayız. Yaşamımızı başkaları belirlememeli, korkularımız içinde boğulmamalıyız. 

Tamam, şimdi yas zamanı. Yasımız belli bir süre ve biçimde sürecek. Cihatçıların bizi sürüklemek istediği terörü önlemek için gerekeni yapmış olsaydık yasa ihtiyacımız kalmayacaktı.  Ama yastayız ve bu yas insani. Yasımız, bizi öldürenler hiç acı duymadıkları, insani hiçbir duyguları kalmadığı için önemli ve gerekli. Kendilerine ‘Allah’ın Savaşçıları’ diyenlerin kutsadıkları hiçbir şey yok, insan yaşamı bile...

Haklı olarak öfke duyuyoruz ama öfke duyduğumuz zaman da hızla geçecek. Öfke, aklımızı başımızdan alan, bizi yanlış tepkiler vermeye yönelten bir duygu. Bu duygu, aydınlanmasını tamamlamış toplumları olanaklarını görmekten alıkoyuyor ve bizi teröristlerin seviyesine indiren, onların yöntemleriyle mücadele etmemize yönlendiren bir karakter taşıyor. Düşmanlarımızla bilgiyle, teknikle, kazanımlarımızla, güçlü yanlarımızla mücadele etmeliyiz. Anlık duygularımızla değil sağduyumuzla cevap vermeliyiz. 

Ama ne yazık ki böylesi zamanlar her şeyin en iyisini bilenler ve insanların korkuları üzerinden politika yapanlar için de bulunmamış nimet: AfD’li politikacılar Marcus Pretzell ve Beatrice von Storch’un Brüksel trajedisini suistimal ederek mültecilere yönelik insanlık dışı politikalarına taraftar kazanmak istemeleri iğrenç. Ancak açık bir toplum bu aptallık ve iğrençliklere de maalesef tahammül etmek zorunda. 

Yas azalıp, alaycılar utanç duyduğunda ve öfke de kontrol altına alındığında korku varlığını sürdürecek. Korkunun tek yararlı yanı bizi uyanık tutması.

Açık bir toplum naiflik ve ne yapacağını bilmezliğe mahkum değildir. Polis ve haber alma teşkilatları yeni tehditkar duruma uygun olarak düzenlenecek ve güçlendirilecektir. Avrupa’daki kurumlar, kendi ulusal sınırları içinde çözüm aramak yerine teröristlerle ilgili bilgileri birbiriyle paylaşmak ve canavarlara karşı ortak mücadele etmek zorundadırlar. 

Kesin olan şudur ki açık bir toplum kendini esir hale getiremez. Korku bize zarar verir ve bizi olmak istemediğimiz insanlara çevirir.  Bize benzemeyenlere kendimizi kapatır, onları toplum dışına atma yollarını ararız. Teröristlerden duyduğumuz korkuyla toplumumuzu sürekli kontrol altında tutulan bir polis devletine dönüşmek tam da teröristlerin istediğidir. Güvenlik içinde yaşamak en insani bir özlem ve reflekstir ama buradan yola çıkarak polis devletine varmak en yanlış tepki olur. 

İnsanlık düşmanlarının bizi insani prensiplerden uzaklaştırmasına örneğin Cenevre Mülteciler Sözleşmesi’ni iptal etmemize yol açmasına izin vermemeliyiz. Korunmaya muhtaç olanlara kapılarımızı açmak açık bir toplumun temel prensibi olarak kalmak zorundadır. 

Önemli olan korkularımızın yaşamımızı eline almasına engel olmaktır. Tabii ki yeni saldırılar olacaktır ve daha fazla güvenlik talebi daha az özgürlük anlamı taşımaktadır. Bilmeliyiz ki korkularımızın esiri olarak talep ettiğimiz yüzde yüz güvenlik de bizi koruyamayacaktır.  

Brüksel’deki saldırılar yaşamımızı ne kadar etkilerse etkilesin konserlere, futbol maçlarına gitmeye devam etmeliyiz. Tren ve uçak yolculuklarımızı sürdürmeliyiz. Korunmaya muhtaç olanlara, ister Ateist, ister Müslüman, ister Yehova Şahitleri olsunlar, yine yardım etmeliyiz. 

Korkularımız içinde boğulur kalırsak insanlığımızdan, özgürlüğe ve insanlığa duyduğumuz inançtan vazgeçmiş, böylelikle de açık bir topluma karşı olan düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Bu, kendimizin inkarıdır ve bize zararı terörist saldırılardan çok daha fazla olacaktır.

Çeviren: Semra Çelik
(*)  Açık toplum fikri ilk defa Henri Bergson tarafından oluşturulmuş bir fikirdir. Açık toplumlarda devlet toleranslı ve bürokrasiden uzaktır, politik sistemler şeffaf ve esnektir. Devlet hiçbir sırrı halkından gizleyemez, bu toplum modeli tamamen otoriterlik karşıtıdır ve herkes gene kendi bilgisine “emanet edilmiştir”. Siyasi hürriyet ve insan hakları açık toplum yapısının temel taşlarıdır.


VALLS AVRUPA’DA OHAL’İ YASALLAŞTIRMAK İSTİYOR

Thomas LEMAHİEU 
L’Humanite

Brüksel’i kan gölüne çeviren saldırılardan birkaç saat sonra Manuel Valls en sağlam kılıcını bir defa daha çekti. Ocak ve kasım Paris terör saldırılarından bu yana “Avrupa güvenlik paktını” zaten savunuyordu. Saldırılardan önce planlanmış ama terör saldırısıyla iptal edilmeyen Belçika başkenti gezisinde Belçika Başbakanı Charles Michel’le görüştükten sonra Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker ile görüştü. 13 Kasım’dan bu yana kullandığı savaşçı üslupla “savaşta” olunduğu hatırlatıldı ve ona göre “Avrupa’da aylardır saldırılara maruz kalıyoruz ve bu savaşa karşı devamlı bir seferberliğe ihtiyacımız var”. Manuel Valls bir anlamıyla Avrupa çapında OHAL’i Anayasallaştırmak ve antiterör cephenin liderliğine soyunmak istiyor. (…) Fransız Başbakan için “acilen PNR (Passanger Name Record, Yolcu İsim Kaydı) onaylanmalı” ve derhal “Avrupa Birliğinin dış sınırlarının kontrolü güçlendirilmeli”. Valls Europe 1 radyosuna verdiği demeçte “Bu önerileri aylardır Fransa’ nın gündeme getirdiğini” ifade ediyor. “Sınırlarımızdan sahte kimliklerle kimsenin girmemesi acil bir sorun zira IŞİD Suriye’de büyük oranda pasaport çaldı. Bu durum da bu belgelerin iyi denetlenmesi, başka bilgilerle karşılaştırılmasını gerektiriyor. Bu konuda da Fransa kendi üzerine düşen sorumlulukları üstlendi.” sözleriyle Manuel Valls Avrupa parlamentosunda “sosyalist ve yeşiller grubu milletvekillerinden” acilen nisan ayında tekrar gündeme gelecek ve sağın çoktan onayladığı PNR projesini -Avrupa temel haklar şartına karşı olmasına karşın- onaylamasını istiyor. […] Görüşmelerinden sonra Jean Claude Juncker ve Manuel Valls Avrupa sınırlarına derhal gümrük polislerinin sevk edileceğini, Schengen sınırlarında düzenli olarak gümrük kontrollerinin olacağını ve av silahlarını yasasının güncelleşeceğini ilan ettiler. […] “Tüm bunlar dış savaş alanlarına ortak müdahale edebilecek bir Avrupa güvenlik paktının nüvelerini oluşturmalıdır” diye belirtiyor Fransız Başbakan. Valls için “Önümüzdeki yıllarda AB üye ülkeleri güvenlik sistemlerine, insanlara, teknik ve teknolojilere büyük oranda yatırım yapmaları gerekiyor”. Komisyon başkanına göre ise Avrupa devletleri istihbarat servislerinin daha ileriden iş birliği içinde olmaları gerekiyor, “Bunun gerekleri bu kadar açık olmasına karşın anlamadığım nedenlerden dolayı olmuyor” diye de sözlerine ekliyor. 

Avrupa düzeyi politikasında OHAL’ci bir çizgiyi aktif olan savunan Fransız hükümeti, iç politikada da çok daha güvenlikçi bir çizgide. Manuel Valls terör eylemlerine yönelik cezaların ağırlaştırılmasını savunuyor ve sağcı Nathalie Kosciusko-Morizet’nin önerdiği hafifletilemeyecek gerçek müebbet hapis cezalarına açık olduğunu ilan ediyor […]. Avrupa insan hakları konvansiyonunun “dosyayı incelemeden” müebbet verilmesini yasaklaması ise hiç umurunda değil, onun için “Terörden alınan cezaların daha da ağırlaştırılması gerekiyor” Bir defa daha Başbakan sağa göz kırpıyor, üstelik François Hollande’un senatodan vatandaşlıktan çıkartma yasasını onaylaması için çaba sarf ettiği koşullarda bu herhalde çok saf olmasa gerek. 

Çeviren: Deniz Uztopal


BRÜKSEL’DEKİ PATLAMALAR SONRASI SİYASİ TUTUM TEHLİKELİ VE YANLIŞ
The Guardian
Başyazı 

Brüksel’de salı günü yaşanan dehşet verici terör saldırılarından sonra, daha önce 7 Temmuz’da Londra’da, Charlie Hebdo ve Bataclan’da Paris’te bu saldırılara benzer bir süreç yaşandı. Önce ölenlerin isimleri açıklandı. Gülümseyen fotoğraflar ve duygusal hayat hikayeleri dünyanın insani kaybı az da olsa anlamasını sağladı. İlk yardım yapan doktorlar mağdurların korkunç yaralarını anlattı. Kurtulan insanlar, dehşet anında yaşadıklarını paylaştı. 

[..] Yine de, olayların gelişme biçimi alışıldık bir hal alıyor. Bir kişi bombasını patlatamadan kaçtı ve aranıyor. Diğer ikisi polis tarafından biliniyordu, daha önce suç işlemişlerdi ve Paris saldırılarındaki zanlılarla ilişkileri vardı. Avrupa’da geniş bir uluslararası güvenlik çalışması da var.

Belçika’da olanları daha ilginç kılan etken, bazı insanların Brüksel’deki terör saldırısını kullanarak daha geniş siyasi çıkarlar ve gündemler yaratmak istemesi. İki farklı siyasi yarışta olanlar Brüksel’den sonraki korkuları kullanarak kendi kampanyalarını güçlendirmek istiyor. İngiltere’de AB referandumu ve ABD’de başkanlık kampanyaları bunu fırsata çeviriyor. Bunlar çok ucuz ve tehlikeli.

Cumhuriyetçi partisinin önde giden Başkan Adayı, Donald Trump, televizyonda Piers Morgan ile yaptığı röportajda inanılması güç iddialarda bulundu. Geçen sene Amerikalılara Britanya’da bir çok şehirde güvenlik sorunlarından dolayı girilemeyen bölgeler olduğunu söyleyen adam, bu sefer Morgan’a Britanyalı Müslümanların güvenlik güçlerine bilgi vermek istemediklerini iddia etti. Scotland Yard tarafından bu iddialar reddedildi ve İçişler Bakanı Theresa May de çarşamba günü parlamentoda bu iddiaları çürüttü. Tabii ki Birleşik Krallığın teröre karşı stratejisi kusursuz değil. Fakat teröre karşı stratejiden sorumlu polis memuru Müslüman toplumun yardımcı olma isteğinin ona umut verdiğini söylüyor.

İngiltere’de daha da zararlı olan kendi siyasetçilerimizin yaptığı yorumlar. AB’den çıkma yanlısı kampanya yürütenler Birleşik Krallığın sınırlarını daha sıkı hale getirmenin terör riskini azaltacağını iddia ediyor. [..] UKİP - Avrupa Birliği Karşıtı Sağcı Partisinin güvenlik Sözcüsü Mike Hookem patlamaları mültecilere bağlamaya çalıştı ve Partinin Lideri, Nigel Farage aynı iddiayı tekrarladı. Mİ6 - İngiltere İstihbarat Kurumu Eski Yöneticisi, Sır Richard Dearlove aslında AB’den ayrılmanın Sır Kier ve Anderson’ın inandığı kadar güvenlik için önemli olmadığını söyledi. [..]

Ne yazık ki bu bilirkişiler arasında akademik bir tartışma değil. Siyasi tehlike şu terör saldırısının ardından belirsizliğin hat safhada olduğu bir süreçte, Nigel Farage gibi insanların yorumlarına ikna olacak hazır bir taban var. Bu yalanların hükümetin en üst düzeyi ve sivil toplum örgütleri tarafından hızlı ve etkili bir şekilde sorgulanması lazım. Bu yeterince olmuyor. [..]

AB üyeliği Britanya’yı terör saldırısına karşı koruyamaz, üstelik kendi topraklarımızda yetişen teröristlere karşı hiç koruyamaz. Fakat dayanışma ve ortak çalışma, Britanya ve Avrupa’nın değerlerine saldıran bir terör hareketine karşı yine de en etkili güvenlik olacaktır.

Çeviren: Çınar Altun

 

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Patronları hakim yapın kurtulun

SONRAKİ HABER

Yüksekova'da 1 özel harekat polisi hayatını kaybetti, 1'i yaralandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...