Cenk Gündoğdu ve Ragıp Yavuz : Yaşamlarımız da ‘Radyonun’ içinde değil mi?

Cenk Gündoğdu ve Ragıp Yavuz : Yaşamlarımız da ‘Radyonun’ içinde değil mi?

Cenk Gündoğdu’nun yazdığı ‘Radyonun İçindekiler’ oyunu sahneye taşınıyor. Ragıp Yavuz’un yönettiği oyun, insan kaçakçısı bir geminin ambarında yaşananları seyirciyle paylaşıyor.

Sevda AYDIN
İstanbul

21. yy insanlığının gerçekliğinden kalkılarak yazılan Türkiye tiyatrosunda mültecileri ele alan ilk oyun “Radyonun İçindekiler” 6 Nisan’da İstanbul Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde izleyiciyle buluşacak. Oyunda; Irak, İran, Filistin ve İsrailli insanların birbirlerinden habersiz yerleştirildikleri sandıklardan çıkışları ve zamanla faşizme varacak hale gelen ilişkilerinin ardında açık yara gibi duran Ortadoğu’nun kanlı topraklarına tanık oluyoruz. 

Günümüz insanlığının görmezden geldiği trajedilerden biri olarak kabul edilen ve kapitalist ülkelerin, ucuz insan, ucuz emek olarak yaklaştığı mültecilerin bir büyük dramının yer aldığı oyun sorularla bizi karşılıyor: Her gün yüzlerce kişi; açlık ve susuzluğu göze alarak botlarla, teknelerle, trenlerin yüklüklerinde, araçların depolarında, kamyon lastiklerinin içinde havasızlıktan ölmeyi göze alacak kadar kötü şartlarda kurtulmak istedikleri hayatı gittikleri yerde bulabilecekler mi? Daha iyi bir hayat var mı? Bu insanları her gün onlarca insanın öldüğünü bile bile her şeylerini satarak bu yolculuğa çıkaran ne? İnsan neyle, nerede, nasıl yaşar? Savaşın ve bu kara umudun yolcuları kimler?

“Mültecilik” olgusunu işleyen Radyonun İçindekiler’i Yazarı Cenk Gündoğdu ve Yönetmeni Ragıp Yavuz ile konuştuk.

ÇOCUKLARIN SAHİLE VURDUĞU KIYILARDA YAZ TATİLİ PLANLAYABİLİYORSAK…

Her gün onlarca, yüzlerce mültecinin “Kara umudunun” peşinden yollara düşmelerinin hikayelerini okuyoruz gazetelerde. Pek çoğunun sulara gömülerek sonlanan o hüzünlü  bakışlarını izliyoruz. Avrupa’nın mülteci politikası ortada, Türkiye’nin ki ise onların zaten “kara” olan umutlarını daha da karartacak, onları geleceksiz bırakacak yönde. “Radyonun İçindekiler” böyle bir dönemde sahnelenecek. Nedir düşünceleriniz?
Ragıp Yavuz:
Ortadoğu’nun yalnız, örgütsüz ve  sosyal cesaretten uzak insanları… Türlü antidemokratik uygulamalardan, baskıdan, insan hakları ihlallerinden ve en önemlisi de artık neredeyse bir yaşam biçimi haline gelmiş savaşın yıkımlarından kaçıyorlar... Batı için ederleri 3 milyar avro… Türkiye içinse, halimiz ortada… 

Nedir, çaresizlik bazen yağmurdan kaçarken doluya da yakalatabiliyor insanı kaçınılmazca… Çocuk bedenlerin sahile vurduğu kıyılarda kaygısızca yaz tatili planlayabiliyorsak daha ne denir ki?.. Oysa ülkece yaşadığımız koşulları düşünürsek, bizlerin yaşamı da bir anlamda “Radyonun” içinde değil mi?.. Oyun henüz perde açmadı, bu yüzden ne denli başarabildim bilmiyorum ama, insan kaçakçısı bir geminin ambarında yaşananları seyirciyle paylaşırken, aslında kendi gerçeğimizle de yüzleşmeye çalıştım bu oyunda…

‘O GEMİLERDE İNSANLIĞIMIZDAN EN İÇERİYE DOĞRU BATIYORUZ’

Cenk Gündoğdu: TV’de, radyoda acılı bir haberi, patlayan kamyonları, bombaları, ölümleri… yani bir vahşeti duyunca, izleyince kuşkusuz üzülürüz. Ama yaşadığımız üzüntü bu çağda Baudrillard’ın deyimiyle simülasyondan yani görüntülerden ibarettir. Bu üzüntü aygıtla ilişkimiz kesildiği an biter. Herhangi bir şey ifade etmeyen reklam ya da bir film ile çok şey anlatan gerçek bir ölüm arasında bu sanal dünya üzerinden kurduğumuz ilişkide hiçbir fark yoktur. Çünkü bizim için bir illüzyondur ve sadece izlediğimiz kadar vakit alır bu sanal gerçeklik. Sonra dünyanın hızına, kendi gerçeğimize döneriz ve devam ederiz hiçbir şey yokmuşçasına eylemimize.

İşte günlük hayatın hay huyu içinde duyduğumuz, okuduğumuz, izlediğimiz onlarca vahşete bir illüzyondan sıyırmayı başarsak bile alışıyoruz. Dahası bu kara haberler, bombalar, patlamalar, ölümler... çoğaldıkça kayıtsızlaşıyoruz. Radyonun İçindekiler bu kayıtsızlığa karşı insani bir çabadır. 21. yy’ın en büyük acılarından biri olan mültecilerin avazına bir ses verme niyetidir. Egemenlerce bir haşerat gibi görünen ve kendilerine dayatılan kanlı kara hayatı karşı çıkıp Akdeniz’e dökenleri duymayı denemektir. 

O gemilerde, botlarda, teknelerde farklı coğrafyalarda, dillerde, dinlerde, kimliklerde, gövdelerden gelen mülteciler yok. Görmeyen, duymayan, bilmeyen, unutan insanlığımız var. Ve hepimiz o gemilerde insanlığımızdan en içeriye doğru batıyoruz. Ve çok hızla batıyoruz o balçığa. İşte bu yüzyıldan bu korkunç batışımıza kayıtsız kalmama isteğidir Radyonun İçindekiler.

www.evrensel.net