157 er ve rütbeli askerin yargılandığı ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ davasında yine tutuklama yok

157 er ve rütbeli askerin yargılandığı ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ davasında yine tutuklama yok

Cansu PİŞKİN
İstanbul

19 Aralık 2000'de Bayrampaşa Cezaevi'nde 12 tutuklunun ölmesiyle sonuçlanan 'Hayata Dönüş Operasyonu' adı verilen olaya dair er ve rütbeli askerlerin yargılandığı 157 sanıklı davanın 18. duruşması görüldü. 

Bakırköy Adliyesi 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, hayatını kaybeden mahpusların avukatları ve olayın tanıkları ile Cemil Korkmaz, Vedat Ceylan ve Hayrettin Çiftçi isimli sanıklar hazır bulundu. 'Kasten adam öldürmek' suçuyla yargılanan 157 er ve rütbeli askerin tutuksuz yargılandığı dava, 22 Eylül’e ertelendi. Mahkeme, müşteki avukatlarının sanıklar hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkartılması ve SEGBİS olmaksızın savunmalarının alınması yönündeki taleplerini de reddetti. 

‘OPERASYONDAN SONRA 1 GÜNDE 5 KİLO VERENLER OLDU’

Suç tarihinde infaz kurumunda C2 koğuşunda hükümlü bulunan Fatma Yıldırım olay günü yaşananları mahkeme huzurunda bir kez daha anlattı. Yıldırım, kaldıkları koğuşun tavanının delindiğini ve çatılara yerleştirilen askerlerin üzerlerine ateş açtıklarını söyledi. Daha önce görmedikleri silahlar ile koğuşa gaz sıkıldığını ifade eden Yıldırım, “Bizim bulunduğumuz koğuş revirden bozma olduğu için etrafı duvarlarla çevriliydi ve bu yangının yayılmasına engel oldu. C1 koğuşunda duvarlar bulunmadığı için yangın hızla yayılmıştı. C1 koğuşundaki arkadaşlarımızın hepsi yangından etkilenmişti, tamamen yananlar vardı. derilerinin vücutlarından döküldüğünü görebiliyorduk. Olay sonrasında buradan Bakırköy Kadın Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildik. Ceza infaz kurumu kuralları gereğince ceza infaz kurumuna girerken boy ve kilo ölçülür. Çoğumuz olaydan önce boy ve kilomuzdan haberdardır, bir günde 5 kilo verenlerimiz vardı” diyerek olayın vahametine dikkat çekti.

‘ASKERLER ÜZERİMİZE ATEŞ EDERKEN KAHKAHA ATIYORDU’

Olay tarihinde ceza infaz kurumu C1 koğuşunda 27 kişi olduklarını söyleyen Münevver Aşçı operasyonun sabah saat 5 sıralarında başladığını ve saatlerce devam ettiğini anlattı. Aşçı, askerlerin çatı katlarından açtıkları ateşten korunmak için yere yattıklarını ancak daha sonra da balyozla delinen koğuşun damından üzerlerine bomba atıldığını söyledi. Kimya mühendisi olduğunu belirten Aşçı, bombaların etkisi nedeniyle kimyasal silah kullanıldığını anladığını ifade etti. Aşçı üzerlerine atılan sinir gazından sonra kısa süreli felç geçirdiklerini söyleyerek şöyle devam etti, “Felç geçirdiğimiz sırada üzerimize alev topları ve bombalar atıldı. Bu bombaların etkisiyle yangın çıktı. Bir şekilde kendimizi dışarı atıp yemekhaneye ulaşmaya çalıştık. Bu sırada koğuş arkadaşım Birsem Kars’ı gördüm. Yüz derileri ve kol derileri dökülüyordu. Sonra 6 arkadaşımızın yanımızda olmadığını fark ettik. Onları kurtarmak için tekrar koğuşa çıktığımızda askerler arkadaşlarımıza ulaşmamızı engellemek amacıyla üzerimize tekrar ateş açtı. Ateş ederlerken kahkaha seslerini duyuyorduk. ‘Hepinizi kebap yapacağız, buradan çıkamayacaksınız’ şeklinde tehdit ediyorlardı. Daha sonra itfaiye ekipleri geldi, 1 buçuk saat boyunca yanan koğuşa su sıkmak yerine bizim üzerimize su sıktılar. Tüm sanıklardan şikayetçiyim, sanıkların tutuklu olarak yargılanmasını talep ediyorum.”

‘OPERASYONA DIŞARIDAN GELEN GÜVENLİK GÜÇLERİ DE KATILDI’

Olay sırasında C5 koğuşunda olan Mehmet Çiftçi ise şöyle anlatıyor o gün yaşananları, “F tipi ceza infaz kurumlarının kurulması ile ilgili bazı kararlar alınmıştı bu nedenle açlık grevlerine giren arkadaşlar vardı. Tüm ceza infaz kurumlarına operasyon yapılacağı duyuruları aldık ve bunların öldürmeye yönelik operasyonlar olacağını düşünerek bazı önlemler aldık. Sabaha karşı bizim koğuşumuz ve diğer koğuşlar kurşunlanmaya başladı. Koridora çıktık, arkadan ve önden ateş ediyorlardı. Daha sonra bombalar atılmaya başladı. Atılan bombalar önce sarı ışık yayıyor daha sonra da düştüğü yeri yakıyordu. Bu şekilde yangınlar başladı. Operasyonların dışarıdan gelen güvenlik güçleri kuvvetleri ile yapıldığını görüyorduk. Ölüm tehlikesi geçirdim, arkadaşlarım öldü, şikayetçiyim.”

‘SEGBİS İPE UN SERMEK GİBİ’

Müşteki avukatlarından Güçlü Sevimli de yaptığı savunmada sanıkların mahkeme salonunda ifadelerinin alınmasının daha sağlıklı olacağını söyleyerek SEGBİS’in böyle bir davada kullanılamayacağına değindi. Sevimli, “Herhangi bir öldürme olayıyla ilgili bir davada sanıksız yargılama yapılamaz. Bu yüzden SEGBİS istemiyoruz.SEGBİS olursa yargılama ipe un sermiş olacak, yargılama fazlasıyla uzayacak” dedi ancak mahkeme bu talebi reddetti.

F tipi hücre sistemine ve tecrit uygulamasına karşı başlatılan ölüm oruçlarını bastırmak için 20 cezaevinde başlatılan ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ 30 tutuklunun ölümüyle sonuçlanmıştı. ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ yalnızca Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 tutuklunun ölümüne onlarca kişinin de yaralanmasına sebep olmuştu.

www.evrensel.net