Atilla Dorsay: Bugünlerin filmi çekilmeli

Atilla Dorsay: Bugünlerin filmi çekilmeli

Aliye CEYLAN
Hüseyin DEMİR
İzmir

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesinde, 8. Rofife Uluslararası Kısa Film Festivali kapsamında düzenlenen sinema söyleşilerinin son gününde “7. Sanatın Sırları” söyleşisine Sinema Yazarı ve Eleştirmeni Atilla Dorsay da katıldı. Biz de kendisine günümüz ülke sineması ve ülke gündemine dair birkaç soru yönelttik. Türkiye’de son zamanlarda olup bitenleri, Bosna Savaşını anlatan Fernando Leon de Aranoa’nın “Mükemmel Bir Gün” adlı filmine benzeten Dorsay, halkların karşı karşıya getirildiği karanlık zamanlara yolculuk olarak yaşananların benzer olaylar olduğunu söylüyor.

HOBİYİ MESLEK HALİNE GETİRDİM

Çocukluk döneminin bir bölümünü Karşıyaka’da geçiren Dosay’ın ailesi ile gittiği Sümer ve Melek Sinemaları ve Alsancak’taki Tayyare Sinemasında ilk sinema tutkusunun başladığını belirtiyor. Hobisini zamanla bir meslek haline getirdiğini belirten Dorsay, gençlere de bunu tavsiye ediyor.

Dorsay, günümüz sinemasına eleştirel bir yaklaşımda bulunarak artık sinemanın eskisi gibi büyüleyici bir gizeminin kalmadığını ifade ediyor. Günümüz ülke sinemasında artan komedi filmlerinin ticari amaçlı çekilmesi sonucu nitelik sorunu taşıdığını ifade ediyor.  

“Sinemacılar çağın tanıklığını yapmalıdır” diyen Dorsay, Tom McCarthy’nin “Spotlight” ve Emin Alper’in “Abluka” filmlerini örnek veriyor.    

KARANLIK ZAMANLARA YOLCULUK EDİYORUZ

Türkiye’de son zamanlarda olup bitenleri, Bosna Savaşını anlatan Fernando Leon de Aranoa’nın “Mükemmel Bir Gün” adlı filmine benzeten Dorsay, halkların karşı karşıya getirildiği karanlık zamanlara yolculuk olarak yaşananların benzer olaylar olduğunu söylüyor.

"Sinema yaşanan toplumsal olaylar karşısında nerede duruyor?" sorumuza Dorsay şu yanıtı veriyor; Sinemanın toplumsal olayların göbeğinde olması gerekiyor aslında. En azından belgesel sinema bunu kolayca yapabilir. Öyle bir hale geldi ki zamanımız, hızlı bir değişim var ve ne yazık ki bu iyi yönde bir gidiş değil. Terör her yerde, baskı her yerde… Tamamen parçalanmış, düzeni allak bullak olmuş ülkeler ve onların düzen arayışı ve de İslam’la özdeşleştirilen son derece vahşi kıyıcı acımasız bir takım anlamsız davranışlar kitlesel kıyımlar, baş kesmeler, kadınlara tecavüzler… İnsanlık tarihinin daha mutlu daha rahat olduğu çağlar olmuştur. Bugün artık böyle bir şey yok. Her yer kana boğulmuş durumda, her yerde kıyım ve baskı var. Sinema, asıl fonksiyonlarından biri belki de en önemlisi çağının dünyasına tercüman olmak ve insanları uyarmak. Görevini yeniden hatırlasın ve ciddi bir biçimde bunu yeniden yapsın.

İstanbul Film festivali nisanda başlayacak, geçtiğimiz yıla festival filmlerine uygulanan sansür damgasını vurmuştu. Dorsay sansürün devam edeceğini öngörürken, festivallerdeki Kürt filmlerinin geleceği açısından da kaygılı olduğunu söylüyor; “Türkiye gibi gitgide muhafazakarlaştığı söylenen ülkeden bile ahlaki açıdan eskisi kadar bağnaz ve tutucu değiliz farklı bakıyoruz bazı şeylere. Ama öte yandan Türkiye de şu an kurulmak istenen sert ve otokrat bir rejim de kendisini savunmaya almak için yeniden bir çeşit sansür gündeme getiriyor. Antalya festivallerinde olanlar son birkaç yılda bunun örneğidir. İstanbul’da, Ankara’daki festivallerde son yıllarda ciddi bir sansür olayı yaşanmadı. Ama her an yaşanabilir. Geçen yıllarda Kürt sorununu işleyen birçok film festivallere katıldı. Ama önümüzdeki yıl ne olacağını bilmiyorum. Malum Kürtlere karşı bir saldırı var, onları siyasetin sahnesinden silmek için çabaları var. Eskiden olduğu gibi bir çocuğu daha doğmadan öldürecek kadar ağır bir sansür uygulanamaz gibi geliyor bana. Ama pek parlak ve özgürlükçü olacağını da sanmıyorum.”

SOMA’YA, MADENCİLİĞE DAİR BİR FİLM GÖRMEDİK

Söyleşide ’60’lı yıllarda işçi, grev ve emek temalı filmler çekildiğinden bahseden Dorsay,  günümüzde emek temalı filmlerin niteliğini değerlendirdi; Emin Alper’in “Tepenin Ardı” politik bir filmdir. İkinci filmi olan “Abluka” da gayet politik bir film olmuştur. Ama bunlar yeterli değil. Ülke sineması birçok toplumsal olaya eğilmekte geç ve yetersiz kalıyor. Soma olayları, Türkiye’de yaşanan maden faciaları ne kadar güzel bir film konusu olur. Soma faciasında o kadar ölü verdik, bu konuya değinen hatta maden faciası sonrasında herhangi bir işçi ailesine değinen ne belgesel ne de dramatik hiçbir film hâlâ görmedik. Böyle bir takım şeyler var tabi. Dünya kadar Washington’daki siyasetin içine balıklama dalan Amerikan filmleri izledik. Bizde sinema bu anlamda siyaseti izleyemedi. Veya bugünkü kentlerin talan edilmesinin ki bu da dramatik bir şeydir ve müteahhitlerin böylesine ülkenin en güzel yörelerinin en tarihi kentlerini betona boğmalarının filmi de yapılamıyor. Bütün bunlar yapılabilir. Bugün sinemacıların zaman zaman iyi örneklerini verseler de genel anlamda topluma acı veren toplumu allak bullak eden konulara yeterince eğilmediğini düşünüyorum.

www.evrensel.net