Sağlıkta ölümcül dönüşüm

Sağlıkta ölümcül dönüşüm

Gaziantep’de Dr. Ersin Arslan’ın bir hasta yakını tarafından öldürülmesi sağlık ortamında şiddetin nedenlerinin yeniden tartışmaya açtı. Sokaklara dökülen sağlık emekçilerinin günlerdir istifa etmeye çağırdığı Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bu tepkiye yanıt vermek bir yana, sağlık emekçilerine hakarete de

Elif Görgü

Bakanın bu tavrının “sağlıkçının emeğini değersizleştirme” sürecinin bir parçası olduğunu vurgulayan İstanbul Tabip Odabı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Lale Tırtıl, “Sağlık sisteminde finansman değişti. Sağlık ticaretin konusu oldu. Sağlıkta hekimle, sağlık çalışanı ile hasta arasındaki ilişki güven ilişkisidir, bu nedenle ticaretin bu ilişkide yeri olamaz. Bu güven, devlet kademesindeki insanların söylemiyle çürütülmeye çalışılırsa, hasta ve hekim birbirine düşman edilmeye çalışılırsa, Ersin’i kaybettiğimiz gibi talihsiz süreçler yaşanacaktır. Bu nedenle Sağlık Bakanı, bunları yarattığı için istifa etmelidir” dedi. Tırtıl, sorularımızı yanıtladı.

Hekime, sağlık çalışanına yönelik şiddet aslında yeni değil. Cinayetler de işlendi daha önce ne yazık ki. Ancak Dr. Ersin Arslan’ın öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu sanırız, öyle mi?

Toplumsal olarak çok sıkıntılı, gerçekten giderek artan, ivme gösteren bir şiddet ikliminde yaşıyoruz. Bütün toplum kesimlerinde yaşlıya, çocuğa, kadına; mahkuma, yolda yürüyen genç insanlara kadar ulaşan bir bir şiddet iklimi bu ve hepimiz bu şiddetin tanıklarıyız. Sağlık alanında da şiddetin giderek arttığını görüyoruz.

Bundan yıllar önce Göksel Kalaycı hocamız Çapa’da bir hasta yakını tarafından öldürülmüştü. Ondan sonra gün geçtikçe tırmanan bir şiddet ortamında, son derece riskli bir ortamda çalışır hale geldi hekimler ve sağlık çalışanları. Ve gün geçmiyor ki bir sağlık çalışanına yönelik şiddet haberiyle irkilmeyelim. Hastalar ve hasta yakınları bu şiddette en fazla rol oynuyor fakat onlar mı hakikaten?

Hastalar ve hasta yakınları değilse kimler?

Bu şiddet iklimi, sağlık sistemindeki büyük değişimle beraber oldukça ivme kazandı. 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı hayata geçmeye başladı. Şiddetle ne ilişkisi var denilebilir fakat programın kendisi özünde sağlık hizmetinden yararlananlar için çok önemli bir yeniden dönüşüm ve bölüşüm getirdi. Sağlık sisteminde finansman değişti.

Artık devlet sağlığı bir hak olarak görme anlayışından çıktı ve sağlık da bir marketten alınan bir ayakkabı gibi bir alınıp satılabilen bir meta haline getirdi, sağlık ve ticaretin konusu oldu.  Burada sağlık çalışanlarının emeği ile ilgili olarak da bir handikap vardı. Sağlık çalışanları emeği son derece nitelikli emektir. Fakat bu “sağlık pazarı”nda, hekim emeği ve sağlık çalışanlarının emeği “bütçede” önemli bir yer tuttu.

Biz 2003 yılından beri bunu dile getiriyoruz. “Sağlıkta ticaret ölüm getirir” diyoruz. Sadece sağlık çalışanlarının ölümünden de söz etmiyoruz. Ortadan kalkması için elimizden geleni yapacağız ama uyarılarımız dikkate alınmaz, bu konuda hemen kararlı bir tutup alınmazsa, şiddet ortamı sarmal halinde büyüyecektir.

Sağlık emekçilerinin birkaç gündür yaptığı yürüyüş ve eylemlerde Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a yönelik çok büyük bir öfke öne çıktı. Nedir bunun sebebi?

Sağlık sisteminin dönüşümünde en etkili kişi, sürdürücüsü ve sorumlusu Sağlık Bakanıdır. Bizler Sağlık Bakanlığında çalışan hekimleriz, işverenimiz Sağlık Bakanı, biz işimizi yaparken, sağlık çalışanları ölüyorsa işverinin burada çok önemli bir rolü vardır. Elbette ki Sağlık Bakanı’nın sorumlu tutuyoruz sistemin bu noktaya gelmesinden. Bakan 9 yıldır, Sağlıkta Dönüşüm Programının uygulamalarını gerçekleştiriyor.

Önce kavramsallaştırma, ardından yasalaştırma geldi. Programda şu anda yasalaştırma evresindeyiz. Sayın Bakan burada programı uygularken, vatandaşa sağlık hizmetine sınırsız erişeceksiniz müjdesi verdi. Sigorta hastaneleri kapanırken “artık bu çile bitiyor” dendi. Sigorta hastanelerinde bir hastaya daha az vakit ayırılabiliyordu. Evet, sigorta hastaneleri kapandı. Bütün sistem sigorta hastanesi oldu! İstanbul gibi bir yerde bir kamu hastanesinde bir hekimin muayenesi 5 ile 10 dakika arasında değişiyor.

Dünya ortalamasının çok mu altında acaba bu süre?

Bırakın dünya ortalamasını, bir hekimin aldığı eğitimle, hastaya deontolojik yaklaşımıyla 5 dakika arasında birleşemez bir uçurum var. Hastanın en önemli bilgilerini ilk görüşme sırasında alırız ve bu süre aslında en insani andır, ilk temas anıdır. Hekimlerin hastalarla göz teması kuracak kadar bile vakitleri kalmadı.

Evet, kolay erişiliyor hizmete fakat önemli olan sağlık hizmetinin nitelikli, eşit, ücretsiz ve elbette erişilebilir olmasıdır. Ancak hepsinin bir arada olması gerekir. Sistemde var olan sorunları, Türk Tabipleri Birliği’nin, hekimlerinin geri bildirimlerini dışlayarak çözemezsiniz. Nitekim Sağlıkta Dönüşüm Programının yasalaştırma ayağı, 2011 yılının kasım ayında gece 01.30’da alınan bir kararla, TBMM’de görüşülmeden, AKP’nin milletvekillerinin dahi bilgisinde olmadan çıkartılmış olan, yasa da değil, bir kararnameyle hayata geçirilmiştir. Bir ülkede en önemli sistemi, insan canıyla ilgili bir sistemi bir gecede bütünüyle değiştiriyorsunuz ama bundan kimsenin haberi yok.

Sağlık politikalarının etkisinden bahsediyoruz ancak bu politikalar uygulanırken sağlık emekçilerine yönelik hükümetin hedef gösteren açıklamalarının da bir etkisi olmadı mı?

Hekimlerin, sağlık emekçilerinin emeğini değersizleştirmek, bu programın tesadüfen, sehven yapılmış bir parçası değil, çok bilinçli, çok taammüden yapılmış bir parçasıdır. Türkiye ölçeğinde çalışan 120 bin hekim var ve ülkenin en yetkili ağızlarından biri, bir özel hastaneyi açarken “Artık doktor efendi dönemi bitti” diyor.  Ya da bir diğeri, meslektaşım olması nedeniyle son derece üzülerek bunu söylüyorum ama “Doktorların eli vatandaşın cebinde” diyor. Bir başbakan, doktorların 17 bin lira maaş aldığı gibi ülke ortalamasında hayal olabilecek bir rakamı dile getiriyor. Gerçek mi? Hayır. Doktorların böyle bir parayı alması imkansız, almıyorlar da zaten. Dolayısıyla bu dil basitçe hürmetsizlikle açıklanabilecek bir dil değil; emeği değersizleştirme, toplumun hekime, sağlık çalışanına duyduğu saygıyı azaltmadır. Sağlıkta çok özel bir alandır; hekimle, sağlık çalışanı ile hasta arasındaki ilişki... Bu güven ilişkisidir, bu nedenle ticaretin bu ilişkide yeri olamaz. Hekime başvuran hasta ona güvenmek ister.

Bu güven, devlet kademesindeki insanların söylemiyle çürütülmeye çalışılırsa, hasta ve hekim birbirine düşman edilmeye çalışılırsa Ersin’i kaybettiğimiz gibi talihsiz süreçler yaşanacaktır. Bu nedenle Sağlık Bakanı, bunları yarattığı için istifa etmelidir. Üzüntüsünde samimi olduğunu göstermek için önce istifa etmelidir.

Peki böyle samimi bir çıkış bekliyor musunuz Sağlık Bakanından? Dr. Ersin Arslan’ın ölümünün ardından tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok dramatik bir açıklama ile seslendi sayın bakan. Sorunun hastane kapılarına x-ray cihazı konulmasıyla çözülebileceğini söyledi. Bence de bir tarayıcıya ihtiyaç var. Fakat bu tarayıcı hepimizin beyinlerine lazım. Oradan şiddeti, şiddet dilini önce temizlememiz lazım. İnsan değerlidir, insanın yaşamına hekim gibi Bakan da Başbakan da hürmet etmelidir. İnsanlar takla atıp da sevindiklerini gösterecek canlılar değildir.

Bu x-ray cihazları ve hastanelerin güvenliği konusu medyada da tartışıldı. Turnikelerin, x-ray cihazlarının kullanılması ve güvenliğin arttırılması gibi tartışmalar öne çıktı...

Sağlıkta son derece riskli ortamlarda çalışıyoruz, her işte olduğu gibi risk analizinin yapılmasını istiyoruz. 2009 yılından beri Türk Tabipleri Birliği bu konuda çalışmalar yaparak sağlıkta “şiddete sıfır tolerans” adıyla bir çalışma oluşturdu, hatta bununla ilgili taslak da hazırladı. En son 14 Mart Tıp Bayramı günü -henüz Ersin hasta bakarken- şiddetle ilgili bir TCK’nda nasıl ek önlemler alınması gerektiğini aktaran taslağımız iletişmişti. Fakat duymazdan, görmezden gelme hali son derece düşündürücü.

Üstelik hekimler sadece son günlerde değil mesela 13 Nisan’da da yürüdüler, 21 Aralık’ta da son derece kitlesel şekilde işi durdurdular. Anlatmak istedikleri Sağlıkta Dönüşüm Programının neden olduğu ortamda hekimlik yapılamaz olduğu idi. Sadece kendileri için söylemediler, yurttaşlara da aldığınız hizmet nitelikli bir sağlık hizmeti değil dediler. Bunlar da görmezden gelindi.

TTB Başkanımız, Bakanla görüştü, İstanbul Tabip Odası yöneticileri de İstanbul’da İl Sağlık Müdürüyle görüştüler. Bu taleplerimizi yürüyüşe katılan tüm meslektaşlarımızla beraber yetkililere ilettik. Sağlık çalışanları infial halindeler. Çok öfkeliyiz ve çok kırgınız, bu ortamda sağlık hizmetinin yürütülemeyeceğini yeniden anımsatıyoruz. Bir yanıt verilmesini ısrarla bekliyoruz.

Bakın yürüyüşümüzden sonra yine öyle olaylar oldu ki, üzüntümüze üzüntü katıyor bunlar. Sadece acılı hastalar, hastaların yakınları değil, Başhekimler, Kaymakamlar ve sonunda Milletvekilleri tarafından şiddetin uygulanabiliyor olması işin en acı tarafı.

ALO 184 HATTI DERHAL DURDURULMALI

Bir de Alo 184 SABİM hattı meselesi var. 

SABİM (Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi), Sağlık Bakanlığının elinde, sağlık çalışanına yönelik bir tehdit unsuru haline geldi. Hekimler her türlü gerekçeyle SABİM hattına şikayet edilmeye başladılar. Bunlar o derece komik şikayetlerdi ki, bu komiklikteki şikayetler için bile soruşturma açıldı. Yetmedi, muayene olmayan birine telefon edilip neden muayene olmadığı, doktorundan şikayeti olup olmadığı, varsa hemen söylemesi ve doktor hakkında işlem yapılabileceği söylendi.

Şikayet hattında bir muhbirlik hattına mı dönüştü?

Evet, bunun bir müşteri hizmeti olduğu, doktorun ve sağlık çalışanının da müşteriyi mutlaka memnun etmesi gerektiği şeklinde bir “müşteri memnuniyeti” zihniyeti oluşturuldu. Sağlık böyle bir alan değildir. Sağlık çalışanıyla yurttaş arasında bilgi düzeyi ile ilgili bir uçurum var. Ve siz bu bilgiye, bu deneyime güvenmek durumundasınız. Yoksa geçen gün Bakırköy’de olduğu gibi bir hekim, ameliyata gireceği için aç kalması istenen bir hastanın yakını tarafından, bu nedenle dövülebilir. Biz SABİM uygulamalarının hemen durdurulmasını istiyoruz. Şikayetlerle ilgili çalışma yapılacaksa, zaten hekimlik uygulamalarını izleyen TTB var, bu konudaki çalışmalar revize edilebilir ama SABİM’in etkinliği derhal durdurulmalıdır. Risk değerlendirilmesi ivedilikle yapılmalı. Sağlıktaki şiddet ortamının tedavisine birlikte çalışılmalıdır. Biz konuda üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. (İstanbul/EVRENSEL)


DR. ERSİN ARSLAN YASA TASARISI

Türk Tabipleri Birliğinin, sağlık emekçilerinin sağlıkta şiddete yönelik somut talepleri nelerdir?
Bu konuda bir Meclis araştırnması başlatılması talebimiz var. Hükümetin samimi adım atması gerektiğini düşünüyoruz. Türk Ceza Kanunu’nda şiddetle ilgili yeni maddeler öneriyoruz. 

Bu konuda daha önce de yasa önerilerimiz oldu, adını bu kez “Dr. Ersin Arslan Yasası” olarak değiştirerek sunduk, bu yasanın çıkartılmasını istiyoruz. Görevi başında saldırıya uğrayan tüm meslektaşlarımızla ilgili önemler alınmakla kalınmamalı, bunların tazmini yolunda açık adımlar atılmalı. Dünyada benzer örnekleri görülen şiddete sıfır tolerans anlayışı tüm sağlık ortamlarında uygulanmaya başlanmalı. Bütün yetkililer hekimler ve sağlık çalışanları ile kurdukları dili derhal revize etmeli, bugüne kadar kullanılan dil nedeniyle özür dilenmeli

www.evrensel.net