Akademisyenler: Barış ve diyalog sürecine geri dönülmeli

Akademisyenler: Barış ve diyalog sürecine geri dönülmeli

Ankara'da 37 kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırıyla ilgili görüşlerini aldığımız akademisyenler saldırıyı kınayarak barış ve diyalog siyasetine geri dönülmesi çağrısı yaptı.

MÜFTÜOĞLU: İŞÇİ SINIFI HAKLARI İÇİN BARIŞIN SESİNİ YÜKSELTMELİ

Akademisyen Özgür Müftüoğlu: Şiddetin yoğunlaştığı, hem de hedefi belirsiz kör şiddetin artmış olduğu dönemler toplumda baskının ve tedirginliğin arttığı dönemlerdir. Bu koşullar içerisinde toplumsal mücadelenin her alanda önü kesilmiştir. Biz buna benzer durumları daha önceleri de gördük. Taksim 1 Mayıs Katliamı, Maraş-Sivas Katliamları... Bunların hemen arkasından işçi sınıfının aleyhine işleyen bir süreç beraberinde gelmiştir. 1993’te ardı ardına işlenen siyasi suikastlar ve Sivas Katliamı yine tamamen demokratik ortamı olanaksız kılmıştır. Bu dönemlerde işçi sınıfının mücadelesi ve dolayısıyla kazanımları da hızla gerilemeye başladı. 

Dolayısıyla bugün sınıf çelişkilerinin çok net olarak ortaya çıktığı bir dönem. Bu dönemi sermaye işçi sınıfını baskılamak için kullanacaktır. Ve bundan en çok zarar gören emekçi kesimler olacaktır. Hele ki bugün olduğu gibi kıdem tazminatının fona devredilmesine, kamu emekçilerinin iş güvencesinin ellerinden alınmasına ve özel istihdam büroları gibi düzenlemelere karşı mücadelenin sürdüğü, Renault’da olduğu gibi örgütlü işçilerin mücadele ortamı oluşturduğu bir dönemde, böylesi şiddet ortamıyla birlikte baskı sürecinin oluşması bütün bu mücadeleleri etkisiz hale getirecektir. Buna karşı işçi sınıfının emekçilerin barışın sesini yükseltmeleri ve barışa sahip çıkmaları gerekir. Aksi taktirde işlerini ekmeklerini korumaları da mümkün olmayacaktır. Burada sendikaların şiddete karşı çıkarak barışın sesini yükseltmesi gerekir. Biliyorsunuz Türkiye’de silahsızlanma ve barış süreci yaşandı. Ve silahların konuşmadığı süreçte, barışın korunması daha kolaydı. Mücadele de daha etkili hale geldi. Dolayısıyla burada savaş politikalarının tekrar devreye girmesi ve bunun sermaye tarafından da kullanılmasına karşı tüm emek örgütlerinin ve sendikaların tavır göstermesi gerekir.

ONGAN: BARIŞ TALEBİNİN NE KADAR HAKLI OLDUĞUNU GÖSTERDİ

Doç. Dr. Nilgün Tunçcan Ongan: Çok can yakıcı ve mutlak suretle şiddetle kınanması gereken bir vahşet. Memleketin hangi coğrafyasında sivil halka yönelik şiddet varsa, kim tarafından yapılırsa yapılsın aynı şekilde kınamak ve karşısında durmak gerekir. Çok doğal olarak patlamadan bu yana istihbarat ve güvenlik zaafları tartışılıyor. Şiddet bu kadar sistematik hale geldiyse, münferit olmaktan çıktıysa bu zaafların yanında, uygulanan politikaları da gözden geçirmek ve bu doğrultudaki zaafları değerlendirmek gerekiyor. Tüm bu vesileyle kriminalize edilse de, şeytanlaştırılsa da barış talebinin ne kadar haklı ve doğru olduğunu görüyoruz. Bir yerde yaşanan sivillere yönelik vahşetin, başka bir yerdeki sivil katliamla denkleştirilemeyeceğinin mutlak belirtilmesi gerekiyor. 

YİĞİTER: GÜVENLİK AYGITLARININ GÖREVİ İHMALİ SÖZ KONUSU

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Cenk Yiğiter, son 5 ayda Ankara’da üçüncü kez patlama yaşandığını ve bu saldırılarda devletin siyasi sorumluluğu olduğunu söyledi. Yiğiter şöyle konuştu: “Artık tüm bir halk kendini hedef olarak görüyor. Yaşananlar toplumun ruh sağlığını da etkiliyor. Patlamanın yaşandığı yer Ankaralılar için oldukça merkezi bir alan; insanlar evine, işine bu noktadan geçerek gidiyor. Ankara’da gerçekleşen bombalı saldırı kaç kişinin öldüğünden bağımsız Türkiye tarihinde sivillere yönelik yapılmış en büyük saldırı. Daha önceki eylemlerde bir biçimde devlet aygıtlarının organları hedef alınmıştı ama bu eylemde açıkça sivil halk hedef alındı. Barış Bildirisi’ni imzalayan bir akademisyen olarak, iş bu duruma vardıktan sonra barışı konuşabileceğimizi düşünmüyorum. Barış ve çözüm sürecine dönülmesi için Hazira ayından bu yana yaşanan katliamların faillerinin yargılanıp cezalandırılması gerekiyor. Aksi taktirde barışın bir zemini olmaz. Yaşanan son saldırı, rejimin otoriterleştiği ve vitesi büyüttüğü bir ortamda Sarayın otoriterleşmesinin önünü açtı. Haziran’dan beri devletin pervasızlaştığını biliyoruz ama çatışmanın diğer tarafının da savaş hukukunu tanımayacağı çok belli. Zor bir yola giriyoruz. Diğer taraftan bu tür bombalı saldırıların arkasından gelen yayın yasakları ve soruşturmalara getirilen gizlilik kararları olayların olduğundan vahim olarak algılanmasına yol açıyor. Fısıltı gazetesi işlemeye başlıyor. Türk istihbaratının patlama olacağına ilişkin Ankara’daki Büyükelçiliklere bilgi verdiği ortaya çıktı. Ancak kendi vatandaşlarını korumak için bir önlem almadı. Bu da ‘bilinçli bir güvenlik zaafiyeti mi var’ sorusunu uyandırıyor insanlarda. Bu saldırılara savaş politikalarının tırmandırılması için göz yumuluyor olabilir. Bu aşamada devletin siyasi sorumluluğunu gündeme getirdiğiniz zaman da ‘devlet düşmanı’ ilan ediliyorsunuz. Vatandaş olarak devletten en büyük beklentimiz güvende yaşamamızı sağlaması. Ancak güvenlik aygıtları işlevini yerine getirmesi gereken yerde getirmiyor. Sivil halka yönelik saldırıların siyasi sorumluluğu hükümette, hukuki sorumluluğu ise güvenlik aygıtlarındadır. Siyasi sorumluların ve güvenlik aygıtlarının görevi ihmali söz konusu olduğu için açık ihmalden yargılanmaları gerekir. Ancak gizlilik soruşturmaları ve yayın yasakları bunun kısa vadede gerçekleşemeyeceğini gösteriyor. Gerçek sis perdelerinin arkasında saklı kaldığı için kısa vadede devlet yetkililerinin yargılanamayacağı ortada.” 

ARSAN: MEDYA HALKIN ÜZERİNDE KORKU YARATIYOR

Doç. Dr. Esra Arsan patlamalardan sonra failin bulunması konusunda basının çok hızlı davrandığını ve bu tavrı nedeniyle halkın üzerine korku saldığına değindi. Arsan, “Bugünkü gazete manşetlerine bakıldığında özellikle iktidar yanlısı basında tek bir ağızdan çıkmış gibi ortak başlıklar atılmış. Saldırıyı kimin gerçekleştirdiğine dair PKK, FETÖ ve Cumhuriyet Gazetesi’nin de içinde olduğu bir çerçeveleme yapmışlar. Fakat hiçbirinde Ankara’da meydana gelen üçüncü patlamaya ilişkin, hükümetin neden ve nasıl hesap vermediğine dair bir görüş, soru yok. Halkın bu kadar korumasız olduğu bir ülkede en azından İçişleri Bakanı’nın istifa etmemesinin sorgulanması gerekirdi. Şunu da sorgulamıyorlar, ‘Terör olaylarından kim ne kazanıyor?’ Bu tarz terör olayları medya gücünü kazanmak ya da insanları korkutup sonuca ulaşmak için yapılır. Terör ve şiddet eylemlerinden kim kazançlı çıkıyor? Suruç ve 10 Ekim Ankara patlamalarından sonra 1 Kasım Genel Seçimleri’nde bundan kimin kazançlı çıktığını gördük. Şimdi de gündemde yeni Anayasa çalışmaları ve Başkanlık sistemi tartışmaları var. Bunu görerek, kimin işine yaradığını tespit edebiliriz. Gördüğümüz kadarıyla yapılan terör saldırılarında ölenler genelde Kürtler ve solcular. Dolayısıyla terörün kimin tarafına fayda sağladığına bakmak lazım. 

Gazeteciler, iktidar ve emnmiyet kaynaklarından haber yazıyor. Patlama daha dün olmuş, bugün suçluyu ilan ediyorlar. Bu doğru değil. Sorumluyu hemen açıklamak yerine doğru sonuçları araştırması ve beklemesi lazım. Medya bu çeşit haberlerle halkın üzerinde korku yaratıyor. Korkutarak insanları sindirecek ve insanlarda şöyle bir algı oluşacak, ‘Huzurla yaşamak için terörün durdurulması lazım. Terörü de ancak başlatan durduracak. Onlarla bir çözüme varılacak’ Bu da korkuyla gelen rızanın üretilmesine neden oluyor” dedi. 

KELEŞOĞLU: DİYALOG SİYASETİ ŞART

İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Erhan Keleşoğlu, barış sürecinin Hükümet ve Cumhurbaşkanı tarafından bitirilmesinden sonra Türkiye’nin karanlık bir kuyu sarmalına kanlı bir şekilde kapı araladığına dikkat çekti. Bunun için de en kısa zamanda diyalog ve müzakere siyasetine dönülmesi gerektiğine vurgu yapan Keleşoğlu şunları belirtti: “Uluslararası açından baktığmız zaman, özellikle Suriye ve Irak’taki gelişmeler ve Suriye’deki velaketin gelmiş olduğu yer, Rusya’nın bölgeye müdahalesi Türkiye ile Rusya gerginliği, Türkiye ile müttefikleri arasında siyasetten ayrışması, Türkiye’nin bölgesel ve iç siyasette çok sıkıştırıyor, dar alana hapsediyor. Bu durum hem bölge halkları için hem de Türkiye halkları açısından negatif etkilere sahip. Çatışma ve savaş potansiyelinin tersine çevrilmesi için diyalog ve müzakereye en kısa zamanda dönülmeli.” (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Mart 2016 16:48
www.evrensel.net