‘ZAMAN’ın neresinde durmalı?

‘ZAMAN’ın neresinde durmalı?

Çiğdem ÖZCAN

Özgür basın susturulamaz” haklı bir itiraz.  Ama bu ülkede basının özgür olmadığını da özgür olsa da olmasa da her şekilde susturulabileceğini de biliyoruz. Ama şunu da biliyoruz ki, eğer bu talebi en yüksek sesle haykırmazsak kabul etmiş sayılacağız. Aslında sadece protesto ederek, karşı çıkarak bu “kabulü reddedip” duruma kendimizce bir şerh koyuyoruz. John Berger’in dediği gibi; bunu gelecek kuşakların daha iyi yaşaması için vs. yapmıyoruz, nacizane durduğumuz yeri korumaya çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki çatlayana kadar bağırsak da herkes susturuluyor, en azından halihazırda böyle.

“Özgür basın” son olarak Zaman’da basıldı. Devlet her zaman yaptığı gibi içeri dalıp ortalığı talan etti, muhabirler darp edildi, protestocular gaza boğuldu. Böylelikle “paralel yapının” bir tuğlası daha tuzla bu edildi. 

Her şeyin bir kolayı var. “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” diyerek zamanında iktidar ortağı cemaatin gözü kulağı bir gazetenin başına gelenler karşısında el ovuşturup sevinebiliriz. Sevinmesek bile, o çok sevdiğimiz “yesinler birbirlerini” cümlesini dudaklarımızdan döküverip kenara çekilebiliriz ve “cemaatin” günahlarının bedelini ödediğini düşünüp olup bitene kayıtsız kalabiliriz. Ama ne yazık ki siyaset denilen şey, birincinin ikincisine çelme taktığı ve aradan üçüncünün sıyrılıp yarışı kazandığı bir oyun değil.

Cemaatin uzun zaman devlet iktidarına ortak olduğu doğru. İktidarın cemaatten güç aldığı, böylelikle iktidarını güçlendirdiği ve AKP’nin bugünkü kudretinde cemaatin büyük payı olduğu da şüphesiz. Neden cemaat ile AKP’nin arasının bozulduğu, ipleri koparan mevzunun ya da mevzuların ne olduğunu hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz, çünkü halka böyle şeyler söylenmez. Bildiğimiz bir şey var ki, o da AKP ve cemaat arasındaki güç savaşı.

Monarşi döneminde kral, iktidarını güçlendirmek için çeşitli odaklarla işbirliği yapardı. Bu zaman zaman feodal beyler, zaman zaman da başka güçler olurdu. Kral, egemenliğini bu unsurlarla paylaştıkça ya da şöyle diyelim, kaz gelecek yerden tavuğu esirgemedikçe -örneğin tebanın ayaklanmasına karşı bu güçlerden yardım aldığında- daha da güçlenir, bir halk ayaklanmasını gücünü paylaştığı bu başka güçlerin yardımıyla bastırırdı. Dolayısıyla monarşik devlet, güç dengelerinin sürekli değiştiği, egemen olan monarkın iktidara ortak ettiği güçleri duruma göre değiştirdiği, bu nedenle de devlet içindeki iktidarın monark etrafında sürekli değişip dönüştüğü bir egemenlik biçimi idi. Elbette ki egemenin/hükümdarın işbirliği yaptığı ve iktidarı paylaştığı bu güçler kendi egemenliğine zeval vermediği sürece. Böyle bir durum olduğunda da zaten ortada hükümdar ya da devlet kalmıyor, başka devletler kuruluyordu. Bu yüzdendir ki devlet bekası her zaman başat rol oynadı; güçler dengesi kurulup bozularak ama her zaman en güçlü olan hükümranı gerçek egemen kılarak. Fatih Sultan Mehmet kendine kadar iktidarda sözü geçen unsurlardan biri olan Çandarlı ailesini safdışı bırakıp devşirme güçlere yönelerek iktidarını bu gücün yardımıyla güçlendirdiğinde de, ama ileriki yüzyıllarda devşirmeler haddinden fazla güçlenip de hükümdar devirmeye başladıklarında iktidar tarafından lağvedildiklerinde de böyle oldu. 

Ama yasal olarak modern devlete geçmekle, muaasır medeniyet seviyesine gelindğini iddia etmekle modern devlet olunamıyor ne yazık ki. Batıda temelleri krallık döneminde atılan bürokrasi ve bürokratik devlet aygıtı, gittikçe kişilerden bağımsızlaştı ve egemenlik modern anlamda yasama, yürütme, yargı erkleri tarafından paylaşıldı. Dolayısıyla bürokrasi güçlendikçe kişilerin, kişi olarak egemenlerin etkisi zayıfladı. Temsili demokrasiyi ya da güçler ayrılığını beğenmeyebiliriz, bu bizi tatmin de etmeyebilir ve başka bir dünya düşünün çok uzağında kavramlar da olabilir bunlar. Ama modern toplumlarda -aslında Batıda- bürokrasi güçlendikçe devlet soyutlaşır ve ne kadar yetkisi olursa olursa her yetkili kişi devlet aygıtının sıradan bir memuru haline gelir. Egemen devlet artık kişilerin şahsında elle tutulur bir iktidar olmaktan çıkıp kişilerden bağımsız ve soyut bir kudret olarak varlığını sürdürmeye devam eder. 

Uzaktan bir horoz dövüşü gibi izlemek zorunda kaldığımız AKP-Cemaat savaşı, modern devletin teknolojisini alıp ruhunu bıraktığımız bir hale karşılık geliyor. Her ne kadar tüm kurumları ile TC modern bir devlet görünümü verse de, yasamasıyla yürütmesiyle yargısıyla anayasal bir Cumhuriyet olsa da hala devlet ve iktidar kişilerden, partilerden ya da cemaat gibi müesseselerden bağımsızlaşmış değil. Devlet soyut bir güç olarak değil de, kişi ya da kişiler ve bu kişilerin kurumları aracılığıyla kendini gösterdiği, iktidar odaklarının savaş alanı olarak varlığını hissettirdiği bir yer halinde karşımıza çıkıyor. Erdoğan’a sultan demek değil mesele. Mesele, Erdoğan ya da bir başkasının bürokratikleşememiş ve kişilerden bağımsızlaşamamış bir devlette başka iktidar odaklarıyla savaşa girebilmesinin uygun koşullarının olması. Mesele, TC’nin modern devlet olmayı hiçbir zaman başaramamış, kişilerden bağımsızlaşamamış kendi yapısı. Erdoğan’ın gönlünde yatan aslan/sultan ne olursa olsun, halihazır “egemen kişi/kurum” odaklı devlet yapısının bu hayale izin veriyor olması. Bu hayal de kuvvetle muhtemel sadece Erdoğan’la sınırlı değil. 

AKP, cemaatle savaşı kazanmış görünüyor. Bir dönem iktidarı paylaştığı bu güce artık ihtiyacı da yok. Elbette fillerin tepiştiği bu savaşta ezilen çimenler olarak bir taraf tutacak da değiliz. Ama gördüğümüz bir şey var ki, o da bizim dışımızda gelişen ve sonlanmış gibi görünen bu savaşta devletin daha güçlü olarak çıktığı. İşin kötü olan tarafınınsa bizim muhatabımızın cemaat ya da herhangi bir sabık iktidar ortağı değil, devletin/iktidarın kendisi olduğu. Bu durumda da iktidarı güçlendiren her şeye karşı çıkmanın, gücüne güç katan iktidar karşısında sessiz kalmamanın elzem olduğu günlerden geçiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, devlet/iktidar güçlendikçe bastığı tek yer cemaatin kurumları olmayacak. Kaldı ki, cemaat iktidar ortağı olmuş olsun ya da olmasın iktidarın saldırdığı her alanı sonuna kadar korumak, her saldırıya karşı bir adım ileri gitmek belki de iktidarın bir nebze olsun geri adım atmasını sağlayacaktır. İktidar altında boğulmaya yüz tuttuğumuz bu zamanda Zaman’ı savunmak, demokrasiyi savunmak, ifade özgürlüğünü savunmak, iktidarın elini zayıflatmaya vesile olabilir. Kurumları oturmuş bir modern devlet, taleplerimize karşılık gelmeyebilir ama o modern devletin sağladığı avantajlar ve bu konudaki ısrarımız en azından kendimizi gerçekleştireceğimiz zeminin yolunu kısaltabilir. 

www.evrensel.net