13 Mart 2016 08:04

Eşitlik hâlâ hayal

Paylaş

Tuba DEMİRCİ

Bu yılki 8 Mart kutlamaları,  kadınların hak mücadelelerini hatırlamak, kazanımlara dair bir idrak ve yeni mücadeleler için kerteriz olacakken, sinir buhranına döndü.
Kitlesel feminist gece yürüyüşleri hafta sonu engellenen mitinglerin moral bozukluğunu giderip, kadınların “sokaklardayız” iddiasını ifade ettiyse de, 2016 8 Mart’ının hem bizi yönetenler, hem de ticaret erbabı sayesinde içi boşaltıldı.
Çiçekten kozmetiğe, giyim kuşamdan çikolataya ticari hamlelerin muhatapları olarak neredeyse “ikinci bir anneler günü” yaşadık. Ancak 8 Mart’ın yöneticilerimizin resmi kutlamalarının parçası oluşu, ticarileşme münasebetsizliğinden daha vahimdi;  resmi ağızlar kadınların “değerinden”dem vurdular, annelikle müşerref olmamış/ ol(a)mayacak kadınları anmayı ise yine zül gördüler.
Adından kadın çıkartıldığı halde kadınlarla ilişkili politika ve kutlama tekelini bırakmayan bakanlık, 8 Mart için hazırlattığı videoda, çocuk gelinlere “gelenek”, engelli kadın sporcularaysa  “mucize” dedi.
Ancak kadınların, özellikle feministlerin en çok tepki duyduğu, 8 Mart’ı zıvanadan çıkaran beyanatlar cumhurbaşkanı ve eşinden geldi. Erdoğanlar’ın 8 Mart beyanlarındaki kutsal ve sorgulanamaz, muhtevasına “adalet” iliştirdikleri için kabulü zaruri toplumsal cinsiyet eşitsizliği “ısrarlarına” ikna olmadık. AKP onursal lideri cumhurbaşkanı ile eşi hanımefendi, son dönemde sıkça başvurdukları neo-Osmanlı/ ecdat güzellemelerini, nihayetinde 8 Mart kutlamalarına da dâhil etmiş oldular.
Cumhurbaşkanı Hak-İş’in Uluslararası Kadın Emeği Buluşması’nda yaptığı konuşmada, AKP’nin 14 yıllık iktidarındaki kadın-erkek eşitliği ve kadınların konumlarındaki iyileştirmelere dair parlak bir karne sundu; “bizim medeniyetimizde, inancımızda, kültürümüzde kişiler cinsiyetleriyle değil,insan sıfatıyla muhatap alınır”, “Eşitlik adı altında kadının her türlü sömürüye ve istismara açık hale getiriliyor” deyip, yerel yöneticiler ve kadınlardan, bu dış kaynaklı  “istismarı”bırakmalarını istedi. Kur’an’ın, “kadının nisa, yani insan sıfatıyla kabul edilmesi” esasını hatırlatıp,eşitlik değil, adalet talep etmemiz gerektiğini söyledi. Konuşmadaki adalet vurgusu, adaletin somut tezahürlerine yöneltti bizleri elbette.
Kadın cinayetlerinin zirve yaptığı 2016 Türkiye’si hala “iyi hal indirimi namzedi,  kravatlı-saygın” katil ve tecavüzcülerle boğuşuyorsa, kişi adaleti görmekte zorlanıyor tabii. Erdoğanların iddia ettiği gibi, 2004 - 2010 arası anayasa-ceza kanunu değişiklikleri kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesi konusunda çok yönlü tedbirleri hayata geçirmişse, bunca kadın kurban olarak istatistiklerine dönüşürken, aile içi şiddet oranları neden devlet sırrı gibi saklanıyor?
Cumhurbaşkanı kadın olmayı “peşinen imtiyazlı olmak” olarak görüyor,  kadının çocuk doğurduğu için cezalandırılmamasını, aksine mükafatlandırılmasını istiyor; bundandır ki hem kendisi hem eşi annelere esnek çalışma, doğum- çocuk yardımları, şartlı nakit transferleri gibi hakların sağlandığını defaten vurguladı 8 Mart programlarında.
Cumhurbaşkanının Hak-İş ve 8 Mart resepsiyonunda, eşi Emine Erdoğan’ın  Borsa İstanbul’daki Gong Töreni’ndeki sözlerine bakılırsa, 14 yıllık iktidar kadınlar için  “yetmez ama” diyeceğimiz ilerlemelerle doluydu. Bunlar kadın erkek eşitliği konusunda meclisteki kararlı siyasi irade KEFEK’in (meclis kadın erkek fırsat eşitliği komisyonunun) 2009’da kuruluşu, kadın siyasi temsil oranının Haziran 2015 seçimleriyle  %17.82ye yükselerek, 81 kadın vekilinin meclise girişi; akademideki kadın oranının %47 ile dünya ortalamasının üzerine çıkması; kadın istihdamı-girişimciliği ve kız çocuklarının okullaşma oranındaki artışlarla, doğum izinleri ve işyeri kreşleriyle ilişkili olumlu düzenlemelerdi.
Ancak bunlar kâğıt üstünde kalan, karne başarısı bile diyemeyeceğimiz mevzuattan, en fazla “hüsnü niyetten ibaret. Neden mi?
Bahsedilenin aksine, KEFEK işler değildir; geçtiğimiz günlerde bu komisyon “Türkiye’de Yaşayan Engelli Kadınlar ile Engellilere Bakmakta Olan Kişilerin Sorunları ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir alt komisyon kurulması ve başkanlığına kendisi de engelli bir birey olan AKP vekili Bennur Karaburun’un getirilmesini kararlaştırmış, ancak Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlıktan kadın ibaresinin çıkartılmasına benzer biçimde komisyonun ismindeki “kadın” kelimesi,“engelli erkeklerin de sorunları olduğu” savıyla atılarak , alt komisyon amacından ve kadından arındırılmak istenmiştir.
Kadın siyasi temsil oranındaki gelişme malum; Haziran 2015 seçimlerinde yakalanan kadın temsil oranı sadece 8 Mart konuşmaları için bir iftihar olabilir; Haziran’daki kadın temsili Kasım’da kaybedilmiş, yeni seçimden meclise en çok kadın vekil sokan parti en çok etkilenmiş , “oy kaybı”doğrudan kadın vekil sayısına yansımıştır. Aynı partinin kadın milletvekillerinin üzerindeki fezleke tehdidi, yerel kadın siyasetçilerinin tutuklanması ve yaşadıkları şiddet ise ayrı konudur.Başörtülü kadınların seçilme ve eğitim hakkının 80 yıl gecikmesi, biraz da bu sorunları nasıl/kiminle çözeceğine karar veremeyen AKP ve öncülü erkek siyasetçilerin sorunudur.
Kadınların akademideki temsil oranı süren “linç kampanyası”, ifade özgürlüğü, kreş yokluğu ve prekaryalaşma sonucunda ne olacak, hep birlikte göreceğiz. Kadın istihdamındaki  oransal artışlarsa “başka” analizlere göre artış bile değil; sıçrama kaydedilen alanlar güvencesiz-düşük ücretli- dönemlik çalışmanın yoğunlaştığı sektörler.
Dışarıda ücretli çalışan anneleri rahatlatacak denli uzun, babaları da çocuk büyütmeye eşit/ işlevsel bir biçimde dâhil eden “ebeveyn izinleri” ise hayal; sekizi doğum öncesi, sekizi de doğum sonrası olmak üzere 16 haftalık salt analık iznimiz mevcut. İzni altı aya çıkarma girişimi işverenlerce engellenirken, kamu ve özel sektör arasında süt -analık izinleri uygulamalarındaki eşitsizlikler sürmekte. Ücretsiz annelik izni konusunda özel sektör üzerinde yaptırımı da yok “anne dostu” iktidarın; kadınlar işe dönme garantisi verilmeksizin ücretsiz izin kullanamıyorlar annelik-çocuk büyütmenin  masrafları aşikarken. Yeni bir çocuğun aileye katılmasının maddi yükünü ne doğum esnasında devletin vereceği altın, ne de ikinci, üçüncü çocuğa maddi teşvikler hafifletebilir, biraz samimi olalım.
Part time çalışma-ücretlendirme ise Türkiye gibi sömürülmeye hazır şişkin bir emek ekonomisinde kadınların annelik-çalışma hayatına dair sorunlarına çözüm olamaz. Yasaya rağmen kreş için işverenleri zorlamayan, var olan kamu kreşleri tasarruf  için kapatan, çocuklu dulları kayırarak, medeni yasaya ilaveten “dinen” de meşru boşanmayla eşlerinden ayrı çocuk büyüten dar gelirli kadınlara nakit yardımı çok gören iktidar mı “anneler için adalet” sağlamış oluyor, emin olamıyoruz.
İlhamını tarihten, Ahilikten, Bacıyan-ı Rumdan aldığını dile getiren cumhurbaşkanı ve eşi, işyerinde cinsel taciz, mobbing, kıdem tazminatı cambazlıkları, işçi eylemleri ile sendikasızlaştırılmış sektörler düşünüldüğünde, gerçekten nasıl bu kadar emin oluyor  kadın-erkek , çalışan- işveren arasında çığ gibi büyüyen türlü asimetriye  çözüm bulduklarından?
Dahası, 8 Mart kutlamaları ve takip eden günlerde toplumsal cinsiyet adaleti ile kutsanmış annelik, bir kez de “hayırsever ecdadımız” valide sultanlar ve hareme dair bir güzelleme ile Emine Erdoğan, kürtaj, doğum kontrolü ve bazı belediyelerin kutlama afişlerine yönelik eleştirileri ile cumhurbaşkanımızca ele alındı.
Emine Hanım’ın ‘Tarihimize İz bırakan Valide Sultanlar Sergisi’nin açılışında harem için sarf ettiği “eğitim yuvası” betimlemesiyle, haremin trajedi, emek sömürüsü ve en acısı da rızası alınmamış bireyleri, katı hiyerarşilere ve iktidar savaşlarına gark edişini göremeyişi,  egzotik-şarkiyatçı anlatılar karşısında muhafazakâr-romantik panzehirler üreten Türkiyeli araştırmacıların son yıllardaki çalışmalarından beslenmekte. Harem bir tür eğitim birimi, ancak amacı sadece hanedanının biyolojik-siyasi yeniden üretimi olan, sunduğu “eğitim” hanedanın ihtiyaçları ve “ince” zevklerini karşılamaya yönelik, verdiği eğitim evrensel olmayan, emsali bol bir kurumdur.
Harem acılarla sert bir hiyerarşinin belirlediği, kadınlara annelik yoluyla iktidar olma dışında hiçbir şans tanımayan bir kurumken, valide sultanların hayırseverliği de hanedana dair. Valide sultan vakıfları sadece validelere özgü, hanedan üyeliğinin dahi dindiremediği mülki kaygıların ve her an mahrum kalınabilen bir mal rejiminin, ayrıca dindarlıkla arzularının dahi karşılık bulamadığı, hacca gidemeyen saray kadınları için bir ikamedir.
Emine Hanım’ın tarihi kadın şahsiyetlere merakını anlıyorum, fakat salt annelikleriyle öne çıkmamış, hayatlarını eşitsizlik mücadelesiyle yaşamış, İslami kadın hakları bahsini tartışan kitapları yabancı dillere çevrilecek denli “eğitimli” olan Fatma Aliye, oy hakkı gibi feminist bir mücadeleye “başörtüleri” ile müdahil Fatma Nesibe, Halide Edip veya Nezihe Muhiddin’i anmayışını kabul edemiyorum.
Cumhurbaşkanına gelince; Türkiye kadınları doğurganlıkları, kimlikleri, bedenleri üzerinde kurulmaya çalışılan biyo-politik rejimlere  seslerini yükseltmeye ve bildiklerini okumaya hiç yabancı değiller; bunu da tarihten biliyoruz. Doğum kontrolü, az çocuk, annelik- çocuksuzluk, evlilik-bekarlık, ev dışı-içi çalışma konularında tercih yapmaya tam da nisa - yani insan- olmaları hasebiyle çok uzun zamandır hakimler. Bu toprakların ilk grevini kadınlar yaptılar, hürriyet de erkeklere omuz veren kadınlar sayesinde geldi. Bizler iktidarların devşireceği, rızamız olmadan hayatlarına “adalet” tiratlarıyla müdahile edeceğiniz kadınlardan değiliz. İşbölümünde Emine Hanıma annelik ve hayırseverlik kısmı düşen neomuhafazakârlık sırlı neoliberal cinsiyetçi siyasanız, “yabancılığından” emin olduğunuz, lakin bir hayli yerli ve feminist “sana ne” çıkışına, korkarım daha çok muhatap olacak.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Bir adım bizi tahayyülümüzün ötesine götürebilir

SONRAKİ HABER

Koyunların stresi...

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...