İliklerimize kadar  ‘Tesir’ eden bir oyun

İliklerimize kadar ‘Tesir’ eden bir oyun

Hazel GÜNEY
İstanbul

Beyin kimyamızın bozulduğunu düşünüp de içtiğimiz tonla ilacın, aslında neden ve niçin bünyemize enjekte edildiği hakkında fikri olan var mı? Uyutuluyoruz... En kötüsü de, bu uyuma hali bizim hoşumuza gidiyor! Talimhane’de oynayan bol ödüllü oyun Tesir de, bu yaralara parmak basıyor. Biz de oyunun yönetmeni Çağrı Şensoy ile Tesir üzerine konuştuk.

İlaçların kimyamıza, kimliğimize, yaşantılarımıza verdiği zararı anlatan en güzel oyunlardan biri Tesir. Bu oyunu seçmenizdeki sebep nedir?
Bir çok metin okuyoruz ve genelde aklında kahkaha atan bir metin bulmak oldukça zor. Hem dünyayla, insanla  derdine doğru açıdan bakacak; hem de bu bakışı merakla izletecek bir dünyaya, kurguya sahip olacak. Tesiri okuduğum an “işte” demek ve böyle tastamam hissetmek müthişti. Ayrıca ben distopyaları çok severim; öngörebildiğimiz yakın geleceğimize dair önermelerdir onlar. Luccy Prebble’ın öngörüleriyse geldiğimiz yeri aşağılamayan, hakaret etmeyen, kararlar vermeyen; ama çok haklı ve sahici sorular soran bir yerde. Evrim sanki  noktalanmış bir kavram insan zihninde oysa evrilmeye devam ediyoruz. Evet, belki de insanlar artık sevmek, güvenmek ve hatta hissetmek için şeker kaplı haplar almalılar, almalılar ki “sahip olmak” istedikleri çerçevenin içinde rahat etsinler. Ez cümle bu tespitleri metalaşan, tüketen, soru sormayı, hesaplaşmayı gitgide unutan 21. yy insanına bu naiflikte ve uzlaşıyla soran; sistemle, geleceğimizle ilgili derdi bizim bakışımızla  bu kadar denk, üstelikte evrensel bir metin bulmuşken seçmemek aptallık olurdu.

SAHNEDE SİNEMATİK İŞLER YAPMAYI SEVİYORUM

Oyun aslında sinema tadında bir oyun. Ve iki saat ilgiyi ayakta tutmak da zor. Tabii burada oyuncuların performanslarını da hiçe sayamayız. Nasıl bir çalışma süreci geçirdiniz?
Uzun ve zorlu bir süreçti tabii, Oyun bunca derin, detaylıyken süreçte detaylı ve acılı oluyor haliyle. Uzun soluklu bir ayin ya da bir parti gibi olsun isterim hep provalarımız. Bu duyguya yaklaştık diyebilirim, Tüm özneleri olabildiğince geride bırakıp role, tasarıma yaklaşmaya kendimizi geriye bırakmaya çalıştık oyuncular ve tasarımcılarla. Hepsi öyle yaratıcı ve teşneydi ki buna herkes birbirinin ilhamı oldu bile diyebilirim. Rejide  günümüzün hızıyla etkileşmeliydi bu oyunda, modern insan algısı çok nankör, özdeşleşme duygusu da gitgide nasırlaşıyor bence. İnsanlar günde 3 saat telefona bakıyorlar; kadraj algısının, görsel zekasının  maniple edilmemiş olma olasılığı yok. Dolayısıyla sinematik bir yapı kurmaya çalışmamın sebebi bugünün izleme alışkanlıklarından çokta uzaklaşmadan algıyı ayakta tutabilmek. Ayrıca ben sahnede sinematik işler yapmaya çalışmayı çok seviyorum. Tiyatroda seviyor sanırım. Ne demiş üstat: Yeni biçimler bulmak gerek. Biz de arıyoruz işte.

‘NORMAL’ MODASINA UYMALIYIZ

Aşk ile delilik arasındaki farkı oyun üzerinden nasıl anlatırsın bize? Yani aşık olmak aslında bizim dışımızdakilerin bize dayattığı bir şey midir?
Farkı değil ama özdeşliğinden bahsedebilirim belki.Gerçek benim çok tutulduğum kavram hatta dalga geçmeye bile çalışıyorum bazen kavramla. Adlandırılışıyla yani. Aşkta da, delilikte de bir “gerçeklik” duygusunun kaybından bahsedebiliriz. Bu kayıpta bu duyguyu hakikate biricikliğe taşıyor. Sanırım o da gerçekten muradımız oluyor. Bir ustamın bir sözü vardır pek severim.” Gerçek kalın çekirdek kimse kıramaz.” Ayrıca sosyal dayatmalar çağındayız. Evet, aşık olmak, mutlu olmak, sahip olmak, bir şeyler olmak zorundayız hep. “Normal” modasına uymalıyız tecritte hissetmemek için. Çağımızın ve ilişkilerimizin sağlıksızlığına karşın.

Çağımızın ve ilişkilerimizin sağlıksızlığına karşın demişken: İnsanların ve hayvanların denek olarak hunharca kullanıldığı bir dünyada yaşamayı, modern bilimin bir ilerlemesi olarak adlandırmak ne kadar doğru?
Modern bilim, modern çağın (kapitalizmin) vahşetinin öncüsü hatta silah sektöründen sonraki  en önemli ikinci sermaye alanı. Aslında soru özetlemiş daha rezil bir dünyada daha uzun; ama  acılı yaşamamız için çalışıyorlar. Eksik olmasınlar ne diyelim.

MARS’TA HAYAT BULURLARSA ONUN DA İÇİNE EDERİZ…

İşte belki de tam  da bu sebepten dolayı, bana biraz bu oyun Woyzek’i de hatırlattı ister istemez. Bedenlerimiz ve bedenimizdeki biz kimin için yaşıyoruz? Hırslarımız metalaşıyor mu gitgide? Bugün Mars’ta hayat aranıyor; ama orada da ilaçlarımız gelmeyecek mi peşimizden?
Bu benzetmeye çok sevindim zira Büchner en sevdiğim yazar. Aslında Tesir’de geçen bir çok cümle de bunu doğruluyor. “Çünkü beynin ne kadar gelişkinse, sen de o kadarsın demektir” Ne yazık ki gelişkin zihinler aynı zamanda duyarlı ruhlara da sahiplerse , ölüme mukavemet etmek çok güç oluyor. Aksi taktirde uyumlanmalılar ki bu daha onursuz bir ölüm olurdu sanki. Ölümlerden ölüm beğen. Yaşamaktan daha iyi belki. Büchner’in yaşam hikayesine baktığımda da -bir çok 27’sinde kaybettiğimiz dehalar da olduğu gibi- benzer hikayeler görüyoruz. Hepsinin de aklımıza attığı kesik derin. Metalaşansa yalnız hırslarımız değil, öznemiz bile metalaştı; ama artık insanoğluna ve kendime kızmak yerine bunu evrimini ancak bu yöne eğebilecek yeterlilikte  bir canlı gurubu olduğumuz kabulüne varmaya çalışıyorum. Mars’ta hayat bulurlarsa onun da içine ederiz…

Antidepresanlar aslında artık günümüzde çok popüler bir yerde. Bugün her beş kişiden ikisi kullanıyor bile diyebiliriz ve Tesir de antidepresanları kullanan iki kişiyi merkeze alıyor. Öncelikli olarak denek olmayı kabul etmiş iki insana şahit oluyoruz. Vücutlarına verecekleri hasarı belki de düşünmeden kabul ettikleri denek olma mevzusu. Dünyanın ve bilimin geldiği noktayı kapitalizm üzerinden nasıl anlatırsın bize?
Aslında Tesir ile anlatmak isterim tabii; ama dünyada insanın hayatta kalmak ya da daha da zengin olmak için göze alabildiklerini gördükçe kapitalizmin sonu geliyor teorileri uzak geliyor bana. Cellat da, kurban da insan. Yazık ki insan; insanca yaşamak adına bir şeyler yapmadıkça; sistem de yaşatmamak adına yeni sorunlar üretmeye devam edecek.

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Mart 2016 09:59
www.evrensel.net