ABD, seçimler ve İran

ABD, seçimler ve İran

ABD Çalışma Bakanlığının nisan başında yaptığı açıklamada, Amerikan ekonomisinde mart ayında toplam 121 bin çalışan için yeni iş alanı yaratıldığı duyuruldu. Bu rakam, beklenenin altında olmasına rağmen İkinci Dünya Savaşı’ndan beri işsizlik oranı hiç bu kadar düşmemişti. Böylece başkanlık dönemi sıra

Kaan Kangal

ABD Çalışma Bakanlığının nisan başında yaptığı açıklamada, Amerikan ekonomisinde mart ayında toplam 121 bin çalışan için yeni iş alanı yaratıldığı duyuruldu. Bu rakam, beklenenin altında olmasına rağmen İkinci Dünya Savaşı’ndan beri işsizlik oranı hiç bu kadar düşmemişti. Böylece başkanlık dönemi sırasında işsizlik oranının yüzde 8 civarına düştüğü ilk isim de Barack Obama oldu.

1929 krizinden sonra Amerikan ekonomisinin en çok sarsıntıya uğradığı 2009 senesinin başında iş başına gelen Obama hükümeti boyunca toplam 4 milyon çalışan, iş sahibi oldu. İşsiz sayısıysa 12.7 milyona düştü. Amerikan Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke, geçen haftalarda yaptığı bir açıklamada işsizliğin düşürülmesindeki esas engellerden birisinin, Amerikan ekonomisinin yüzde 70’ini oluşturan tüketim ürünlerine talebin yetersizliği olduğunu söyledi. Arap ülkelerindeki ayaklanmalar, İran’a yapılan baskı ve ambargo, avro krizinin yarattığı sarsıntılar, küresel petrol sanayisindeki ve ağır sanayideki gider fiyatlarını arttırırken; tüketim ürünlerinin pahalanmasına ve hayat pahalılığının artmasına neden oldu.
Bernanke’nin “yetersiz tüketimden” yakınmasının esas kaynağı, kapitalist ekonominin kendi sınırlarına rağmen tüketim çıtasını sınırsızca yukarı çekme eğiliminden kaynaklanıyor olsa da, özel nedeni, küresel ekonomiyi kendi ulusal ekonomik konjonktürüne uygun yönlendirmek konusunda yaşadığı sıkıntıların sonucudur. Kaldı ki “düşük tüketimin” nedeni, tek başına ülke içi üretim fazlasının ihracatla eritilememesiyle veya bu eritmeyi olanaklı kılacak ekonomik hakimiyet unsurlarının noksanlığıyla açıklanamaz. Madalyonun diğer yüzünü ise tüketim mallarının üretimine egemenlik, üretici unsur ve öznelere hakimiyet ve tüm bu kaynakların dünya ekonomisi içinde bölüşümü konusunda tekeller arasındaki rekabet dengeleri belirler.        

Krizin ilk patlak verdiği 2009’dan beri önümüzdeki aylarda Amerikan Merkez Bankası rezervleri (FED) üçüncü kez Finans Bakanlığından ve serbest piyasadan 2.3 milyar dolar değerinde tahvil ve bono alımı yaparak piyasaya para pompalamayı ve yapay bir hareketlenme yaratmayı hedefliyor. Bu yapay hareketlenme FED’in elinde bulunan kaynaklara bağlı olarak kısa vadeli düşünüldüğü için, Bernanke büyük şirket sahiplerini ve işverenleri bu hareketlenmenin kısa süre için de olsa piyasayı rahatlatmak amacıyla yapıldığı ve süreklilik arz etmeyeceği konusunda uyarıyor. 57. başkanlık seçimlerinin bu sene 6 Kasımda yapılacağını düşünürsek Obama hükümetinin kendi kemerini biraz daha sıkarak FED’in kaynaklarını en azından seçim sürecine kadar işsizliği düşürmeye, tüketim piyasasını genişletmeye ve ulusal ekonomiyi güçlendirmeye yatıracağını öngörebiliriz.
Şu ana kadar yapılan devlet alımları sonucu tüm dünya ekonomi tarihi boyunca görülmemiş bir borç seviyesine ulaşan Obama hükümeti, seçimlerden paçayı kurtarsa da gelecek senenin başlarında kendi borç rekorunu çoktan kırmış olacak. Seçimleri kim kazanırsa kazansın yeni hükümetin ulusal konjonktürde bu senekinden tamamen farklı, uluslararası konjonktürdeyse çok daha saldırgan bir politika izleyeceği, bunu da “toparlanma”, “krizden çıkış”, “demokrasinin gelişimi” sloganlarıyla süsleyeceği aşikar.  ABD, AB ülkeleri ve diğer müttefikleriyle temmuz ayında İran’a uygulanan ambargonun ağırlaştırılması ve talep fazlasının diğer OPEC ülkelerinden, Libya ve Irak’tan karşılanması konusunda fikir birliğine çoktan vardı. Amerika’nın söz geçiremediği ülkelerden Hindistan, İran’dan petrol alımı yapılmaması konusundaki baskılara rağmen İran’la ekonomik bağını koparmış değil. Hindistan İhracatçılar Birliği Başkanı Ajay Sahai, verdiği bir demeçte Hindistan’ın petrol ihtiyacının yüzde 10’unu İran’dan karşıladığını, Amerika’nın baskılarından dolayı petrol ihracat sisteminde açılan gediğin, Hindistan’ın petrol ithalatıyla doldurulduğunu söyledi.
İran petrolünün yüzde 7’sini ithal eden ve İran’ın en büyük beşinci ithalatçısı olan Türkiye ise yaptığı alımı yüzde 20 azaltmış durumda. İran’ın Esad rejimini desteklemesi ve Amerika’nın övgüler yağdırdığı Türkiye’nin Esad karşıtı politikası, iki komşu arasındaki bağların çözülmesini tetikledi. Türkiye’nin genel olarak bölgede ve özel olarak İran ve Suriye karşısında güçlenmesi, Amerika’nın hem bölgedeki petrol piyasasındaki nüfuzunu arttırabilmesi hem de sözde nükleer tehdidin kontrol altına alınabilmesi açısından kaçınılmaz görünüyor. Özetle Obama hükümeti, Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinde uluslararası politikada seçmen karşısında tam not almayı, Türkiye üzerinden İran ve Suriye “sorunlarını” çözmeye bağlamış durumda.

www.evrensel.net