Ekmek parası için susmalıydık ya da işi bırakmalıydık

Ekmek parası için susmalıydık ya da işi bırakmalıydık

Mata Otomotiv’den bir işçi
İstanbul

İstanbul Tuzla Serbest Bölgesi’nde bulunan Mata Otomotiv, otomotiv endüstrisi için gerçek ahşap kaplamalı dekoratif parçalar üreten tek firma. Bu nedenle böyle bir firmada çalışmak cazip gelir insana. Maalesef hiçbir şey göründüğü gibi değil tabi ki. İşe ilk girdiğim zamanlarda her şey çok güzel görünüyordu. Sürekli güler yüz, her seferinde performansımıza göre değerlendirme yapılacağını ve buna göre maaşlarımızın düzeleceği söyleniyordu. Bu durumda da işimize dört elle sarılıp, devamsızlık yapmadan ve bırakın 16 saati, 24 saat durmadan çalıştığımız zamanlar çok olmuştur. Pazar mesaileri sürekli olup yüzde ödemeleri 100 zamlı yapılıyordu. 

Kendi çocuklarımıza bile zaman ayıramıyorduk. Ve çalışmak zorundaydık tutanak tutulmaması için. Bedenlerimiz o kadar yorgun düşüyordu ki. Tabi bu söylediklerim torpilli kişilere ya da akrabalık olanlara ya da patron yandaşları için geçerli değildi. Onlar istedikleri gibi rahat hareket eder, kafalarına göre takılırdı. Peki geriye kalanlar çalışmaya ihtiyacı olan ve herkesin borcu olan insanlardı. Elbette ki her şeyin farkındaydık. Bunu dile getirdiğimiz zamanda yıldırma politikası uygulanırdı. En önemlisi de insanın kendine olan özgüveni elimizden alırlardı. İki seçenek vardı. Ekmek parası için susmalıydık ya da işi bırakmalıydık.

Yemekhanemiz fabrika dışında. Koca serbest bölgedeki tüm firmalar aynı çatı altında yemek yeriz. Yemek kuyruğunu düşünebiliyor musunuz? Sıra bekleme, yemekhaneye gidiş gelişimizin kaybı 15 dakika. Geriye kalan 15 dakikada ise yemeğimizi yeriz.

Dinlenmeye zamanımız bile yok. Sadece bir kez çay saatimiz vardı. Biz de sigaramızı içmek için lavaboları tercih ederdik mecburen. Orada bile baskı vardı. SİGARA İÇMEK YASAK... Biz bunu zaten biliyoruz ama uygulamıyoruz çünkü ikinci bir çay molası bizim hakkımızdı ve korkmadan sigara içmeye devam ederek ikinci çay molamızı da kaptık :) 

Hele iş ilişkilerine gelince gerçekten şaşkınlığım daha da artıyordu. Bu durumdayken herkesin terfi uğruna, birbirinin ayağını kaydırma peşinde olduğunu hayretle izliyordum. Yağcılık, yalakalık yapmak, ne büyük erdemlermiş de haberimiz yokmuş!

Müşteri iade hedefimiz yüzde 1

İç hurda tutarı/satılan ürün tutarı oranı hedefimiz de yüzde 10.

Bu şartlar altında müşteriye iade hedefimiz hiç bir zaman gerçekleşmedi gerçekleşmeyecek de böyle giderse.

Tüm bu yapılan haksızlıklara karşı içimdeki ateş büyüyordu ama ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Bir şey olmalıydı. Bir şeyler yapmalıydı ama ne? Çıkamıyordum işin içinden. Orada kimselere güvenemiyordum. Tek düşüncem işten ayrılmaktı. Sendika aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Benim bu düşüncelerim meğer bir çok kişiyle aynıymış. Bunu sendika gelince anladım. Bu bir çıkış yolu olmalıydı. Acaba doğru kişilerle mi yola çıkacaktık. Çünkü ikili oynayan patronun yandaşı olup da sendikaya oynayan insanlar vardı. Nasıl güvenebilirdim ki. Hemen araştırma içine girdim. Ne olduğunu öğrenmeliydim. Bu işlerden anlayan arkadaşlarımla irtibata geçtim. Derken aradığım kişi ve bana o güveni veren kişi karşıma çıktı. Karşılıklı bilgi aktarımında bulunduk. Benden üyelik (Birleşik Metal-İş) konusunda yardımcı olmamı istiyordu. Fabrikada fiili olarak grev başlamıştı. Üyelikler tüm hızıyla devam ediyordu. İlk defa böyle birliktelik gördüm Mata’da. Bütün her şey tersine dönmüştü, rüyada gibiydim. Üç vardiya birleşmiş ve greve başlamıştı. Grev esnasında gece vardiyasındaydım. Ekibimle birlikte işi yavaşlattık ama bırakmadık. O gece bütün memurlar bizimle birlikte sabahladı. Özellikle benim çalıştığım bölüme çok baskı yapılmıştı. Üzerimize kapılar kilitlenmişti. Sırayla nöbet tutuldu o bölümde. Çünkü o bölüm onlar için çok önemliydi. Evet grevde bulunmadım ama bu hiçbir destekte bulunmadığım anlamına da gelmiyordu. Çoğu arkadaşım her ne kadar bunu anlamak istemeseler bile hocamın bir lafı vardı; ben güneşi balçıkla sıvamam.

Bu sözden çok etkilenmiştim ve bu söz bana yol gösterdi. Teşekkürler hocam :)

www.evrensel.net