Kuzey Kafkasya’nın Hazar’daki son noktası: Maxaçkale

Kuzey Kafkasya’nın Hazar’daki son noktası: Maxaçkale

4 aydan uzun zamandır sürmekte olan Kuzey Kafkasya yazı dizimizin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Karadeniz’den çıktığımız bu yolculuğu bir başka denizde, Hazar’da noktalıyoruz. Yakın gelecekte bu tabiat ve kültür zengini diyara yeniden yolumuz düşerse eğer, kaldığımız yerden devam etmek üzere…

Okay DEPREM

Kuzey Kafkasya serüvenimizde, Groznıy’den sonraki durağımız, aynı zamanda nihai noktamız Dağıstan Cumhuriyeti’nin başkenti Maxaçkale oluyor. Groznıy’e sadece 170 küsur kilometre mesafede yer alan bu ünlü Hazar kentine gitmek üzere, temel olarak Argun, Gudermes, Xasavyurt ve Kızılyurt adlı büyükçe yerleşim birimlerinden geçiliyor. Hazar Denizi’ne inme süresi ise üç saati bulabiliyor. Dağlar, bu geniş bölgede yol boyundan olabildiğince uzaklaşıp yerini oldukça ufak, kıraç ve düzensiz tepelere bırakıyor. Aracımız Maxaçkale’e girdiği andan itibaren o ana kadar değil sadece Rusya’nın geneline, o zamana kadarki Kuzey Kafkasların tümüne dair bütün ezberlerin bozulduğu an başlıyor. Çünkü Maxaçkale için tek cümleyle “Rusya içindeki Ortadoğu” denilse yeridir.  

KAFKASLARDAKİ İSTANBUL’A HOŞ GELDİNİZ!  

Henüz Maxaçkale’nin Kuzey Otogarı’nda indikten itibaren bitmek bilmeyen bir keşmekeş sizi sarmakta gecikmiyor. Her taraf seyyar satıcı, her köşe başı küçük esnaf ve her yer döküntü, çirkinlik abidesi binadan geçilmiyor. Sovyet döneminden kalma toplu konutların; az çok planlı ve düzgün şehir yapısının üzerine 20 yılı aşkın sürede darmadağınık bir kentsel örtü serilmiş. Bu açıdan Maxaçkale Kuzey Kafkaslarda İstanbul’un resmen ufak şubesi haline gelmiş. Başkentin bozulma payına tezat, Dağıstan insanı ise tüm Kuzey Kafkasya’da belki de hiçbir yerde olmadığı kadar cana yakın, yardımsever ve misafirperver. Şehir merkezine gitmek üzere atladığım bir minibüste şoför, tarihi abidelerin fotoğraflarını çektiğimi gördükten sonra inerken para almama jesti yapıyor. 

XAZARLARIN EFSANEVİ KENTİ TARKİ TAU

Maxaçkale’nin önemli bir kısmı, Hazar Denizi’ne paralel kuzey-güney doğrultusunda nispeten ince bir şerit halinde uzanıyor. Topu topu birkaç kilometrelik bu şeridin enlemesine bitiminde ise dağların başlangıcı ufak tepeler boy veriyor. Eski Khazar İmparatorluğu’nun, binlerce yıllık tarihçesi ile Dağıstan’daki önemli yerleşim yerlerinden olan efsanevi Tarki-Tau’nun şehir merkezinin yakınında olduğunu öğreniyorum. Belli bir süre yürüdükten sonra taksi tutmak için elimi kaldırıyorum. İlk araba önümde duruyor ve atlıyorum. Elimi cebime tam atacakken “Dur, gerek yok, şuradan şurası, bırakırım” diyor aracın sürücüsü. Kente ve denize oldukça hakim yüksek bir mahalde iniyorum. Yekpare, çok özel antik bir yerleşke görmeyi umut ederken; hafif tarihi havalı ancak gecekonduvari modern bir yerleşimce de epey tahrip edildiği belli bir mahallede buluyorum kendimi. Yöre halkından öğreniyorum ki Tarki-Tau’nın kalıntılarının mühim bir bölümü bu semtin altında kalmış. 

BİRBİRLERİYLE ANLAŞABİLMELERİNİN TEK YOLU RUSÇA

Maxaçkale’nin pek çok noktası Putin’in resim ve sözlerinden geçilmiyor. Yalnızca Dağıstan’ın değil, tüm Rusya’nın en eski yerleşimi sayılan Derbent’in kuruluşunun 2000. yıl dönümü vesilesiyle bir tümcesi örneğin: “Derbent, insan uygarlığı için eşsiz bir yerdir!”... Komşu coğrafyada Çeçen ve İnguşlar kendi aralarında hemen hemen hiç Rusça konuşmazken, burada ise durum tam tersi. Onlarca dilin konuşulduğu bu kentte farklı etnik kökenlerden insanların birbirleriyle anlaşabilmeleri için başka yolları yok. Yine Kafkasya’nın kuzeyinde hiçbir yerde olmayan sayıda ve görkemde cami burada insanın karşısına çıkıyor. Bunlar arasında Osmanlı-Türk camilerinin kötü kopyalarından, Endülüs ve Emevi mimarilerini çağrıştıranlara kadar her türlüsüne rastlamak mümkün. Şehrin kültürel zenginliğinin göstergelerinden birisi de, belli başlı her ulusun kendine ait tiyatrosunun olması. “Avar Devlet Müzikal Drama Tiyatrosu”, “Salavatov adına Kumık Tiyatrosu”, vd. 

PUTİN’İN RESİM VE SÖZLERİ HER YERDE

"Dostluk Evi”nin önünde çok etkileyici bir anıt kompleksi karşıma çıkıyor. Granit kaidesinde “1919 yılında Sovyet iktidarı düşmanları tarafından kurşuna dizilen Dağıstan Devrimci Yeraltı Örgütü yöneticilerine adanmıştır” yazan heykel grubunda, elleri arkadan bağlı kelepçeli şekilde zincirlenmiş 6 erkek figürü bulunuyor. Maxaçkale’nin en büyük kamusal alanı Lenin Meydanı’nda V. İlyiç’in heykeli dışında etrafı gene Putin’in söz ve resimleri süslüyor: “Sadece birlikteyken biz Rusya’yız”…“Topraklarını ve Rusya’yı nasıl savunduklarını görünce Dağıstan ve Dağıstanlıları daha kuvvetli sevdim”, vs… Son olarak şehrin en büyük parkına giriyor ve olimpiyat rekortmeni güreşçi Ali Aliyev’in yontusuna denk geliyorum. Arkasında ise, dünyanın ender güreş okullarından birisi olan “Hamit Hamidov Spor Kompleksi”nde idman halindeki yüzlerce genci seyre dalıyorum.

PLAJ VAR, DENİZE GİRMEK İSE YASAK!

Bir ara deniz kenarına inmemle nihayet Hazar ile buluşma sevincim çok geçmeden Dağıstanlılar adına buruklaşıyor. Sahil şeridinin upuzun plajları olmasına rağmen: “Denize girmek yasaktır” tabelaları süslüyor kumsalı. Gorkiy Sokağı’nda ilerlerken karakolun karşısında çok çarpıcı bir tabela beni oracıkta durduruyor: “Aşağıda fotoğrafları görülen kişilerin, yasa dışı bir takım faaliyetlerde bulunmak üzere Suriye Arap Cumhuriyeti’ne gittiği tespit edilmiştir. Polis tarafından aranmakta olan bu şahısları görenlerin veya kendilerinden haber alanların aşağıdaki numaraları…” Bunlar, Suriye’ye savaşmak üzere giden teröristlerden başkası değil elbette.  

Son Düzenlenme Tarihi: 07 Mart 2016 18:16
www.evrensel.net