Sessiz kalma, suça ortak olma

Sessiz kalma, suça ortak olma

Beni ailem dışlıyor, toplum dışlıyor, devlet dışlıyor, peki nerede yaşacağım ben?” diye soran Ebru Kırancı, trans bir birey. Yanıtı vermek ve çözümü bulmakla yükümlü hükümet ise üç yıl önce kendi bakanının sarf ettiği “eşcinsellik bir hastalıktır” sözlerinin hesabını bile vermiş değ

Elif Görgü

BİR HAFTADA İKİ CİNAYET

Ebru Kırancı LGBTT İstanbul Dayanışma Derneği aktivisti. Bir hafta içinde iki trans bireyin vahşice öldürülmesine isyan ediyor. “Bardağı taşıran son damla oldu” diyor Ebru.

Bardak uzun zamandır dolu aslında. Sadece 2011 yılında 28 trans birey cinayeti işlendi.

Son iki cinayetteki vahşet, hükümetlerin suç olarak tanımlamamakta ısrar ettiği “nefret”in boyutlarını gösteriyor. 30 Martta İzmir’de Tuğçe Şahin isimli trans birey darp edildikten sonra kafasına kurşun sıkılarak öldürüldü. Daha üzerinden bir hafta geçmişti ki Kuşadası’da Nükhet Kızılkaya, 40 yerinden bıçaklanarak katledildi. Nükhet daha 23 yaşındaydı.

‘CİNAYET SEZONU AÇILDI’

“Cinayet sezonu açıldı” diyor LGBTT İstanbul Dayanışma Derneğinden Hilmi Kaan, “Trans arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu seks işçiliği yapmak zorunda. Havaların ısınmasıyla sokakta çalışmaya ve sosyal hayat içinde daha fazla yer almaya başlıyorlar, bu da onlara yönelik şiddetin artmasını getiriyor. Bu nedenle genellikle yaz aylarında cinayetler artıyor” diyor.  

“Biz trans bireyler görünürüz. Kendimizi kamufle etmeyiz, saklamayız” diye ekliyor Ebru: “Benim kimliğim bu. Ancak daha evin kapısını açtığımızda kaşlar, gözler oynamaya başlıyor. İnsanlar bizi rahatsız etme lüksünü nereden buluyor? Biz de yemek yiyoruz, aşık oluyoruz, politika yapıyoruz... Translara ev verilmiyor, iş verilmiyor, seks işçiliği dayatılıyor”

EV DE YASAK SOKAK DA

Ev verilmiyor ancak sokakta da yaşam hakkı tanınmıyor onlara, yaşayabilenin peşini ise polis rahat bırakmıyor. Anlatıyor Ebru: “Bu sefer de polisler çıkıyor karşımıza, Kabahatlar Kanunu’nu ya da Trafik Kanunu’nu gerekçe göstererek trans arkadaşlara para cezaları kesiyorlar.

Bir trans arkadaşımıza trafik cezası kesilmiş, parasını maliyeye yatırmaya gitmiş, memurlar sormuşlar ‘Arabanız mı, var plakanız ne sizin’ diye...”

Yaşanan sorunlar her hükümet döneminde devam ediyor elbet. Ancak cinayetlerin son on yılda arttığına da dikkat çekiyorlar.

ARTIK USLU ÇOCUKLAR OLMAYACAĞIZ

Ebru bu durumu “Hükümet politikalarıyla ilgisi var” diyerek açıklıyor: “İki üç sene önce Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf  ‘eşcinsellik hastalıktır’ dedi. Halbuki bu hassas bir konu, söylemeden önce on defa düşünmen lazım. Sizin bir tek kelimeniz nefret suçuna neden olabilir. Bir hayat geri gelmeyebilir, bunun sorumlusu tabi ki sizsiniz ve hükümettir”

Hilmi de, Kavaf’ın sözlerinden bir hafta sonra iki transın öldürüldüğünü hatırlatıyor: “Zaten pek ‘hoşlanılmayan’ kişileriz, devletin bakanı da tutup da böyle bir açıklama yaptığı zaman katil, öldürdüğünde başına bir şey gelmeyeceğini düşünüyor. Bunun garantisini bir bakandan daha büyük kim verebilir? Bu suça teşvik etmektir. Nefret cinayeti işleyen katile ağır ceza vermek yerine, ağır tahrik indirimi uygulanıyor. Bazen cezaevine bile girmiyorlar. Bizler LGBTT hareketi olarak çok uslu çocuklardık bugüne kadar, giderdik sakin sakin basın açıklamamızı yapar dağılırdık ama artık birilerini sıkıştırmanın vakti geldi. Siz yasal düzenlemeleri yapmıyorsanız suça teşvik ediyorsunuz demektir. O yüzden de artık karşımıza AKP’yi alıyoruz” (İstanbul/EVRENSEL)


‘ELİNİZİ TAŞIN ALTINA KOYUN’

“Artık bizi öldürmeyin demiyoruz, bizi öldürtmeyin diyoruz” diyor Ebru.
Ancak, hükümet politikalarına karşı bu mücadelede yalnız olmak istemiyorlar. “Bu bin insan hakları sorunudur” diyorlar. Toplumsal muhalefetin tüm kesimlerini yarın AKP’ye yapılacak yürüyüşe katılmaya çağırdıklarını vurguluyor Ebru ve ekliyor: “Özellikle sol ve sosyalist örgütlere bizi yalnız bırakmayın diyoruz. Elimizi taşın altına koymak zorundayız artık...”

www.evrensel.net