Amiral Gemisi'ni savunmak

Amiral Gemisi'ni savunmak

Ümit YILMAZ

Son dönemde işçi sınıfı ve sendikal hareket adına en küçük bir laf edilecek olsa söze “Renault işçileri” ile başlamak adeta farz olmuştur. Bu nedensiz değildir. Yalnızca işçiler değil patronlardan hükümete, sendika bürokrasisine varıncaya dek herkes biliyor ki, işçi hareketi ve sendikal harekette bir dönemeç noktası olan “metal fırtına”yı başlatan da, ondan sonra gelen ek zam dahil işçilerin en yakıcı taleplerini ilk dillendiren ve örgütleyen de Renault işçileridir. Kısacası, metal işçilerinin “amiral gemisi” olarak nitelendirdiği Renault, işçi sınıfı için, bakarak yönlerini buldukları bir “kutup yıldızı” görevini üstlenmiştir. 

Renault işçileri, işten atılan arkadaşlarına sahip çıktı


Sınıf mücadelesi askeri savaş stratejisinin en geçerli olduğu alandır. Savaş anında her kurmay, karşı tarafa en ölümcül darbeyi indireceği anı kollar ve o an gelene kadar bir çok deneme atışı ve saldırı yapar. Nitekim metal direnişinin sonlanmasından bu yana Ford, TOFAŞ, Coşkunöz, Mako, Türk Traktör, ORS gibi pek çok fabrikada kıyımlar yaşanmış fakat Renault’ya herhangi bir saldırı olmamıştı. Sermaye ve patronları bundan alıkoyan, Renault işçilerinin tepkisinin yeni bir “fırtına”yı başlatacak ölçüde sert olma ihtimaliydi. Şimdi MESS türü örgütleriyle, hükümeti ve bürokrasisiyle sermaye, asıl saldırı anının geldiğine hükmederek bu kez Amiral Gemisi’ni hedef almıştır. Çünkü, amiral gemisi saf dışı edildiğinde diğer gemilerin savaş alanının dışına sürülmesi son derece kolaylaşacaktır. O yüzdendir ki, bu saldırıyı püskürtmek sadece Renault işçileri için değil sektör farkı olmaksızın tüm işçi sınıfı için hayati önemdedir. Burada alınacak bir yenilginin moral açıdan işçi sınıfına faturasının ağır olacağı görülmelidir. 
Dolayısıyla işçi sınıfı için bu saldırı karşısında topyekün bir karşı koyuşu hayata geçirmek şart olmuştur. İşçiler her yerde olabilecek en ileri biçimleri temel alan bir mücadeleyle bu saldırıya karşı tutum almalıdır.
Bu noktada şu soru önem kazanmıştır: Sermaye bu cesareti nereden bulmuştur?
Bu soruya doğru yanıt vermeden saldırıyı püskürtecek bir mücadele mevzisi oluşturmak son derece güçtür. Lafı eğip, bükmeden söyleyelim; sermaye Renault’ta örgütlenmeye çalışan Birleşik Metal-İş Sendikasının bu süreçte (işçilerin ek zam talebi, temsilci seçimi vb. hemen her konuda) gösterdiği kararsızlık ve tutarsızlıklardan yararlanmak istemiştir. Şimdi Renault işçilerini bekleyen en büyük tehlike TOFAŞ işçilerinin yaşadığı felakete benzer bir durumu yaşamaktır. Nitekim BMİS Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu işçilere yaptığı konuşmada, 2017 yılına kadar bekleyeceklerini, uluslararası anlaşmaları devreye sokacaklarını belirterek Çelik-İş’in yolundan yürüyeceğini belli etmiştir.  
Bilindiği gibi TOFAŞ’ta patron direnişin sözcülerini işten atmış, işçiler kıyıma karşı direnişe geçmiş, Çelik-İş Sendikası işten atılan sözcüleri örgütlenme uzmanı olarak istihdam ederek direnişi bırakmaya ikna ederek böylece direnişin son bulmasını sağlamıştır. Ancak sonrasında TOFAŞ’ta kıyım durmamış yüzlerce işçi daha işten atılmıştır. 2017 yılına kadar beklemeyi önermenin Renault işçisini, ilmek boynunda idam sehpasında celladını bekleyen mahkum durumuna sokmaktan farkı yoktur. Onurlu Renault işçisi için bu kabul edilemezdir. Unutmamak gerekir ki, sendikacıların bu tür “manevra”larla buldukları “çözüm” her defasında işçilerin başına yeniden yeniden örülen çorap olmuştur. Bu nedenle Renault işçisi kazanmak için öncelikle BMİS yönetiminin topu taca atan tutumunu bir yana iterek tıpkı Mayıs günlerinde olduğu gibi kendi bildiği yoldan ilerlemek zorundadır. 
Türkiye işçi sınıfı bu mücadelede bütün imkanlarıyla Renaultlu kardeşlerinin yanında olmalı ve kutup yıldızının söndürülmesine izin vermemelidir.

www.evrensel.net