Renklerle bir Yaşar Kemal portresi

Renklerle bir Yaşar Kemal portresi

Ahmet GÜNEŞTEKİN

YAŞAR KEMAL’İN DİLİ RENGARENKTİR

Yaşar Kemal, gözden önce kulağa hitap eder. Belleğe kazınır. Dili rengarenktir. Geçmişin bütün birikimiyle dolmuştur. Anı içine almıştır. Geleceğe ise dil kurar, geleceği kurar, geleceğe dil olur. Anadolu’nun yüz binlerce yıllık geçmişinden izler taşır. Zengin bir lirizm ile anlatımında coşar. Eserlerinin hiçbir anında durmaz, yavaşlamaz, var olan coşku yapıt boyunca sürer. Bir tay koşar sayfalarda, bir rüzgar eser, bir akarsu, hiç durmadan gürül gürül akar, akar, akar da akar…

YAŞAR KEMAL’İN EDEBİYATI SARI SICAKTIR

Hayatındaki olumsuzluklar ona güç olmuştur. Babasının gözü önünde katledilmesi, kaza sonucu tek gözünü kaybetmiş olması, yoksulluktan okulu bırakmış olması onun hayatını alt üst eden olaylara dönüşmezler. O, bunları edebiyatında “sarı sıcak” bir hediyeye dönüştürür okurları için. “Kürt kökenli bir köylü” çocuğu olması bir olumsuzluk olmaz onun için, bir masal diyarının çocuğuymuşçasına kullanır bu durumu. Gözünü kaybetmesi bir dezavantaj olmaz, daralan kadrajıyla, hayatın her detayını görmeye başlar. Daha detaylı görür, herkesten detaylı görür, herkesten iyi anlatır, her ayrıntıyı… Bal yapan arıyı, sığırcık kuşunu, karıncanın su içtiğini…

YAŞAR KEMAL’İN TUTKUSU ÖZGÜRLÜKTÜR

“Benim işim kaçmaktı. Sıkılınca köyden olsun, yayladan olsun, durmadan, eve haber vermeden kaçıyor, aylarca bir köyde, bir akraba evinde kalıyor, sonra da herhangi bir sebeple ya da hastalıklardan dolayı köye geri dönüyordum… Babamı bilmiyorum, eve baş kaldırmışım, köye de öyle. Durmadan kaçıyordum. Özgürlük diye bir şey düşünmüyordum. Onun ne olduğunu hiç bilmiyordum.”  
Bir arayıştadır o. Daha küçükken başlar bu arayış, ne aradığını o da bilemez. Kaçar gider uzağa, uzaktakini alır, oradan da gider… Bir yere bağlanmak, bir yerde kalmak ona göre değildir. Yurtsuzluk, köksüzlük değildir bu, daha çok yeri yurt edinmek, daha çok yere kök salmaktır. Bir arı gibi, binbir çiçeğe konmak ister, her yerden öz alıp, bize bal yapmak ister.

YAŞAR KEMAL İÇİN ÖZGÜRLÜK MAVİDİR

En sevdiği renk mavidir. Çukurova’da geçen çocukluğu boyunca hayaller kurmuştur Yaşar Kemal. Bunun için hep gökyüzüne bakmıştır. Mavi, masmavi bir dünya hayal etmiştir. Bir ucu gökyüzü, bir ucu okyanus maviliğinde bir dünya… O yüzden birçok eserinin tasvirlerindeki renk skalasında mavi açık ara öndedir. Özgürlüğü küçük bir kayıkta, uçsuz bucaksız bir denizin üstünde, yer mavi, gök mavi resmeder Yaşar Kemal. Bir gemi değil, bir yelkenli değil, küçük bir kayıktır bu, zordur onunla yol almak, onu karaya çekmek. Zorluk daha da detay verir ona. “Bana gelince, bende çocukluğumdan bu yana çok değişiklik olmadı… o gün de, bugün de sonsuz düşler kuruyorum… Nerede gerçek başlıyor, nerede düş bitiyor, bana o sınırı gösterebilir, o sınırın geçtiği yeri saptayabilir misiniz?”

YAŞAR KEMAL BİR OZANDIR, ALLAR İÇİNDE

Türküye, ağıda, bozlağa, yakmaya, atışmaya, strana aşinadır. Bir ozan, bir gevende, bir mıtrıp, bir dengbej, bir stranbêj, bir çirokvanla karşılaşabilirsiniz onun romanlarında. Kürt Dengbejleri, eserinin bir köşesine kurulmuş, okurunun bilmediği bir dilde ağıt yakar. Bu ağıtla dağı, taşı, börtü böceği toplar. Yakan bir gırtlakla söyler, doğa al al olur, yağmur yağar, dere taşar, köyü talan eden o zulme karşı şaşırırsınız; şaşar, üzülür, ağlayamazsınız. Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Evdalê Zeynikê diline rehberlik etmiştir Yaşar Kemal’in. O özgür anlatımıyla, bu ozanları günümüze taşıyıp, okurla buluşturuyor. Sözlerini ozanların sözleriyle buluşturuyor, bir çatışma çıkmıyor, bir söz büyüsüne dönüşüyor, öyle bir büyü ki bu, yazarını da içine alıyor. Öyle güzel söz kümeleri ortaya çıkıyor ki, Yaşar Kemal yazarken veryansın ediyor, büyüye kapılıp, sözleri tekrarlıyor, tekrarlıyor, tekrarlıyor… Çıkamıyor adeta bu büyüden. Okurun da çıkamadığı gibi.

YAŞAR KEMAL BİR DEVRİMCİDİR, KIRMIZIYA AŞIK

Yaşar Kemal’in ruhunda da romanlarında da büyük bir mücadele vardır. İnce Memed ile zirveye ulaşır. Haksızlığın her türlüsüne karşı başkaldırır. Gerçek hayatında bir devrimcidir, mücadeleci ama romantik bir devrimci. Fakat Türkiye’deki sol hareketlerden ve diğer anlayışlardan tamamen farklı, tam da olması gerektiği gibidir onun devrimciliği. Evrenseldir, halkçıdır, halktır o, halkla iç içedir. Ağıtları derlemek için, bitlenir. Bunu, “Halkımızın mirasını korumalıyız” diye değil, bu miras kendisinin mirası olduğu için yapar. Halk bir yana o bir yana değildir. Halktır o, traktör şoförlüğü yaparken, hamal olup yük taşırken, kaçak olup kaçarken, hep halktır o.

YAŞAR KEMAL BİR ANADOLU’DUR, BİNBİR RENK BİNBİR ÇİÇEK GİBİ

“Dünya binlerce çiçekten oluşmuş kültürler bahçesidir. kültürler her zaman birbirlerini beslemiştir. her kültür insanlık için bir zenginliktir. uygarlıklar da birbirini beslemiştir. Anadolu’nun coğrafyası ise bu zenginliği bir şölen gibi yaşatmıştır.
Kültürlerin, uygarlıkların birbirlerini beslemesi, emperyalizme kadar sürmüştür. ilkel insan ve üstün insan kavramı rönesans’ta öne çıkmıştır. Ve sömürgeciler ilkel dedikleri kültürler üstüne kendi kültürlerini sıvamaya uğraşmışlardır. böylelikle de insanlığın birçok kültürünü yok ederken, kendi kültürlerini de yozlaştırdıklarının farkına varmamışlardır. ilkel insan - üstün insan kültürü çatışması insanlığa çok zarar vermiştir. bunun ardından da ulus devlet çıkmış ortaya. Bu da tek tip kültürü, tek tip insanı, tek tip dili ortaya atmıştır. Artık dünya, tek tipliliğinin gerçek bir demokrasiye ulaşmaya yetmediğini yavaş yavaş anlamış, yok olmaya yüz tutan dillerin, kültürlerin üstüne titremeye başlamıştır. Dünyadan bir çiçek eksilirse bir renk, bir koku yitmiş demektir. dünya binlerce çiçekten bir kültür bahçesidir. bu insanlığın zenginliğidir. bizim gibi ülkeler yüzlerce çiçekli bir kültür bahçesidir.”

Yaşar Kemal Anadolu’dur, Anadolulu değil, Anadolu’nun bizzat kendisidir. Kökleri çok geçmişe dayanır. Sümer, Asur, Urartu, Huri, Med, Frigya… Hepsinden izler taşımıştır. Bir tarihi okur gibi okumaz Anadolu’yu, yaşatır, can verir, ruh verir. Alır Sümer’den bir Ozan’ı, mübadele adasına koyar. Urartu’dan bir çiçeğe Çukurova’nın susuzluğunda can verir. Medlerden güç katar İnce Memed’e. Frigya’dan bir masalı anlatır Kimsecik’teki çocuklara.

YAŞAR KEMAL’İN GÖZÜ EN GELİŞMİŞ KAMERADAN DAHA İYİ GÖRÜR

Mavi gökyüzünde uçan bir kuşu, çok gelişmiş bir hava kamerasının objektifinden daha detaylı görür onun gözü. Kuşun kanat çırpınışını, rüzgarda süzülüşünü, kafasındaki altın sarısı tüyleri, kuyruğundaki rengarenk gözenekleri gösterir.
Bir balık olur, dalar derin maviliklerin içine. Pulları üstünde oluşan renk degradelerinden söz eder, balığın su içindeki salınmasını, süzüle süzüle derinlere inmesini takip eder. Bir su altı kamerasından daha iyi sunar bunu okura.
Uzaktan çok uçaktan tozu dumana katmış gelen bir süvariye, bir tele objektiften daha iyi zoom yapar. Süvari kamçıladıkça al tay köpürür, köpürür de çıldırır adeta. Rüzgara savurduğu yelelerinin içinden geçer, şapkasını tutmuş, ceketi havalanmış süvarinin gözlerindeki telaşı görürsünüz.

YAŞAR KEMAL’İN BEYAZ, KARA, ESMER OĞULLARI

Kendini doğaya, kendini Anadolu’ya, kendini dile vakfetmiştir Yaşar Kemal. İşte bu yüzden evlatlarını seçmiştir, seçme özgürlüğüne sahip olmuştur. Bu özgürlüğün bilincine varmış az sayıda kişiden biridir bu dünyada. Bir ozanı seçmiştir, türküleriyle ilgilenmiş, onun sesiyle heyecanlanmış, bestelerini ilk o dinlemiş, dertleriyle dertlenmiştir. Zülfü Livaneli’ye can olmuştur. Bir Kürt edebiyatçıyı, sürgünde bir yazarı evladı olarak almıştır. Onunla ana dilinde konuşmuş, hasretlik çekmiş, yol gözlemiş, kalkıp gurbet diyarlarına gitmiştir. Eserleriyle heyecanlanmış, Evdalê Zeynikê’nin dirilip gelmesi karşısında gurur duymuştur. Mehmed Uzun’dur ikinci oğlu. Onu sürgünden geri getirmek için çabalamış, onu hastalıktan kaybetmiştir. Barış mücadelesi verdiğinde, dualar eşliğinde gözyaşları içerisinde Diyarbakır’a gömmüştür. Renklere aşık olmuş üçüncü evladına sahip olurken. Batmanlı evladının koluna girmiştir. Hep bir renk dünyasını aramış, en sonunda bir renk denizinde kendini bulmuştur. Ressam Ahmet Güneştekin’e “oğlum” demiştir. Onun atölyesinde soluklanmış, düşlerindeki mavi denizi resmetmiş, o kayığa tek başına binip, uçsuz bucaksız denizlere açılmıştır.

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Şubat 2016 00:58
www.evrensel.net