Repsol’un ulusallaştırılması ne anlama geliyor?

Repsol’un ulusallaştırılması ne anlama geliyor?

Cristina Fernandez de Kirchner’in devlet başkanlığındaki Arjantin hükümeti, çok uluslu REPSOL Petrol Arıtma ve Gaz Şirketinin yan kuruluşu olan YPF hakkında çıkan haberleri doğruladı ve bu şirketi kamulaştıracağını açıkladı. İki ülke arasında kriz yaratan bu sorunla ilgili son dönemde gündeme gelen bazı noktalara aç

Alberto Garzón Espinosa

Cristina Fernandez de Kirchner’in devlet başkanlığındaki Arjantin hükümeti, çok uluslu REPSOL Petrol Arıtma ve Gaz Şirketinin yan kuruluşu olan YPF hakkında çıkan haberleri doğruladı ve bu şirketi kamulaştıracağını açıkladı. İki ülke arasında kriz yaratan bu sorunla ilgili son dönemde gündeme gelen bazı noktalara açıklık getirmekte fayda var.
Birincisi, şimdiye kadar yapılan açıklamalar yeterli bilgi içermiyor. Medyada daha çok öne çıkan “el koyma”, “kamulaştırma” ve “satın alma” gibi sözcüklerdir. Tanımlar önemli ve elbette ki kavramlarla birlikte kullanılmalı. Ancak şimdiye kadar eldeki enformasyon bize yalnızca Arjantin hükümetinin yaptığı bir kamulaştırma bedeli ödeneceğini ama şu ana kadar belirlenen bir değerin olmadığına dair bir bilgi veriyor. Bu, iki tarafın birlikte aldığı bir karar olmayıp tek taraflı bir karar. Şirketin mülkiyetini devralmak için bir fiyat belirlenmesi gerekiyor.
İkincisi, YPF, yüzde 100’ü çok uluslu bir şirket olan Repsol’a ait bir şirket değildir. Repsol, YPF’nin yaklaşık yüzde 57’sini kontrolünde bulunduruyor. Yani, YPF’nin tüm kârı Repsol’a ait değil. Şirketin kalan hissesi özel Arjantin sermayesi ve yabancı sermayenin elinde.
Üçüncü olarak tarih önem taşıyor. YPF, 1922 yılında Arjantin devletince kuruldu ve kurulduğunda kamu malıydı. Sonrasında uyum planları çerçevesinde özellikle IMF gibi uluslararası kurumlarca özelleştirme süreci başladı.1930’lardan sonra “ithalatın ikamesi” etabı süresinde YPF, Arjantin ekonomisinin yeniden yapılandırılmasında önemli bir rol oynadı. Hammadde ihracatı modeli, endüstriyel bir modelle daha da geliştirildi ve yavaş yavaş istikrarlı çalışma koşulları ve sosyal koruma sistemine geçiş sağlandı. Özelleştirmeden de, 1960 ve 1970 yapısal kriz ve askeri diktatörlükten sonra gelen Carlos Menem önderliğindeki Arjantin hükümeti sorumludur. Özelleştirme süreciyle birlikte emeklilik planlarının özelleştirilmesi, çalışma koşullarını kötüleştiren ve emek sektöründe yapılan diğer reformlar Arjantin’i 2000 yılındaki büyük krize taşıdı. Bu ülkenin IMF ve uyum planlarına başkaldırısından sonra ülke, kendini, dış borçları ödemeyerek toparladı.
Dördüncüsü, Repsol teknik olarak bir İspanyol şirketi ama kesinlikle tüm İspanyolların malı değil. Yüzde 50’den fazlası çok uluslu yabancı sermayenin. Yüzde 42’si büyük bankalarca kontrol edilen yabancı yatırım fonlarına, yüzde 9.5’iyse Meksika şirketi PEMEX’e ait. Yüzde 10’u özel İspanyol sermayesi Sacyr’nin, yüzde 12.83’ü Caixabank’ın ve geri kalanı da özel diğer İspanyol sermayesinindir.
Beşincisi, Repsol’un İspanya ekonomisine kâr getirisi oldukça minimaldir. Repsol, tüm dünyada edindiği kârı yüzde 25 olarak açıklamıştır. 2010 yılında ödediği vergiyse, yüzde 26.8’lik efektif vergi oranına denk düşen 949 milyon avrodur. Bunun anlamı İspanya’da nominal tip vergi olarak ödediği vergi oranı yüzde 30 bile değildir. Repsol, Arjantin ya da Libya gibi iş yaptığı ülkelerde farklı tip vergi ödüyor. Vergi cenneti ülkelerde de faaliyetleri söz konusu. Olasılıkla da finansal faaliyetleri İspanya’da hesaba katılmıyor.
Altıncısı, Repsol’un gelişimi ve büyümesi -Arjantin’de YPF’nin özelleştirilmesine bağlı- kâr oranları, her yerde aynı değil. Hesap edilir kâr oranı 1998-1977 yılları arasında yüzde 11.97’lik bir artış gösterdi. Oysa ortalama maaşlardaki artık yüzde 1.71’di. Bu büyüme ve kâr oranları artışından yararlanan, elbette özel hisse sahipleri. Temel olarak da büyük yabancı şirket ve diğer özel sermaye sahibi İspanyollar, çalışanlar değil.
Yedincisi, Repsol, YPF stratejisini, kârını maksimuma çıkarma doğrultusunda belirler. Derdi, Arjantin ekonomisini geliştirmek değildir. Arjantin hükümetinin, bu şirketi almaya çalışmasının nedenlerinden biri, onu etkili bir gelişme aracı olarak kullanmak. Kısacası burada, iki farklı ulusun çıkar çatışmasından söz edilmez. Bu nedenle, Arjantin’in bu tavrının İspanya’ya karşı bir saldırı olarak değerlendirilmesi bir yanılgıdır. Bu legal bir satın alma olayıdır. Değer düşük belirlenir de bu da kârını, toplumun geri kalanıyla paylaşmayan bazı ekonomik özneleri -büyük şirket ve bankaları- olumsuz etkiler, bunu ileride göreceğiz. Ayrıca bu, İspanyol emekçilerinin savaşı değildir. Bakalım, Arjantin devleti idaresindeki YPF, Arjantin emekçilerinin yararına mı çalışacak yoksa Arjantin oligarşisinin hizmetinde bir araç mı olacak? Bu da ayrı bir konu.
İspanya hükümetinin, Arjantin gibi egemen bir ülkenin ulusal çıkarları aleyhine, Repsol’un küçük bir hissesine sahip olan büyük şirketlerinin savunmasını yapması utanmazlıktır. Hele de krizin yükünü İspanyol halkının üzerine yıkan kesinti politikalarını yürürlüğe koyduğu bir dönemde. PP (Halk Partisi) hükümeti için cebinde ne kadar paran varsa o kadar değerin vardır. PP’nin yapması gereken, birkaç spekülatif zenginin çıkarlarını korumak Arjantin’le uğraşmak yerine ekonomi politikalarını halk lehine iyileştirmenin yollarını aramaktır.

İspanyolcadan kısaltarak çeviren: Hilal Ünlü

www.evrensel.net