27 Şubat 2016 04:50

Giorgio de Chirico “Dünyanın Gizemi”yle Pera Müzesi’nde: Bilinmeyen duyumlar primitif zamanlar

Giorgio de Chirico “Dünyanın Gizemi”yle Pera Müzesi’nde: Bilinmeyen  duyumlar primitif  zamanlar

Paylaş

Pera Müzesi Şubat ayında metafizik sanatının kurucusu, 20. yüzyılın en sıra dışı sanatçılarından Giorgio de Chirico’nun sergisine yer veriyor. Sanatçının yapıtları “Dünyanın Gizemi” başlığı altında 24 Şubat’tan bu yana sergileniyor. 1 Mayıs tarihine dek sürecek olan sergiye sanatçının tüm dönemlerine, temalarına, felsefi arayışlarına ve sanatsal serüvenine ışık tutan kapsamlı bir kitap eşlik ediyor.

Giorgio de Chirico, ölümünden yıllar sonra, “Dünyanın Gizemi” adlı sergi aracılığıyla ilk kez babası Evaristo de Chirico’nun doğduğu kent olan İstanbul’u eserleriyle ziyaret ediyor.

Sanatçının yaklaşık 70 resim, 2 litografi serisi ve 10 heykelini bir araya getiren sergi, 1909 tarihli erken dönem eserinden 1970’lerin ortalarına, son dönem yapıtlarına dek geniş bir panorama sunuyor.

SÜRREALİZM VE BİLİNÇ DIŞINA GÖNDERME

Küratör Fabio Benzi, sergi kitabında yer alan yazısında, de Chirico’nun sanatsal serüvenini aktarırken, onun 1910’da geliştirdiği ve “metafizik sanat” olarak nitelendirdiği bakış açısına değiniyor ve şunları söylüyor: “Bu bakış açısı, Magritte, Matisse, Kandinsky, Balla ve Malevich’in bakış açılarıyla birlikte, çağdaş sanatın en önemli payandalarını oluşturur. Özellikle de Chirico, biçimci ve soyut araştırmalardan, örneğin kendisi gibi büyük sanatçıların kromatik ve ekspresyonist zorlamalarından uzak durarak, araştırmasını rüya, dünyanın gizemi ve bellek gibi o ana kadar keşfedilmemiş alanlara açar. Keza bir ana yol belirleyerek, sürrealizmin ve bilinç dışına gönderme yapan her tür sanatsal anlatımın çıkış noktasını oluşturur.”

BİLİNMEYEN DUYUMLAR PRİMİTİF ZAMANLAR

De Chirico 1919 yılında bir dergide yayımlanan yazısında “Geleceğin resminin amacı ne olacaktır?” sorusunu sorup şöyle yanıtlıyordu: “Şiirin, müziğin ve felsefenin amacı neyse o. Daha önce bilinmeyen duyumlar yaşatmak. Sanatı hâlâ içerebileceği alışılmış, kurallara bağlanmış her şeyden, bir konuya eğilimden, estetik bir bireşimden arındırmak; işaret noktası olarak, bir simgeyi, bir duyumu ya da düşünceyi ifade etme olanağı olarak insanı bütünüyle ortadan kaldırmak. Yontuya her zaman engel olan şeyden, insan biçimcilikten kesin olarak kurtulmak. Her şeyi, insanı bile şey olarak görmek. Bu Nietzscheci yöntemdir. Resme uyarlandığında olağanüstü sonuçlar yaratabilir. Ben de resimlerimle bunu kanıtlamaya çalışıyorum.”

De Chirico bir dönem, resminin kaynaklarını ve yönelimlerini açıklarken “Amacım, primitiflerin zamanlarına dönmek” diyordu. “…Ben asırlık sanatın yolu boyunca geriye gitmek, ilkel insanların mağaralarını keşfeden bir kaşif gibi durup, ilkel insanın mağaraların duvarlarına kazıdığı incecik figürlerini -bizonlarını, ren geyiklerini ve koca kafalı ilahlarını- incelemek istiyorum.”

YUNAN MİTİ ESTETİK BAKIŞ AÇISININ EN BELİRLEYİCİ ÖZÜ

Giorgio de Chirico, 1888’de, Yunanistan’ın Volos şehrinde doğdu. Aile İtalyan olmakla birlikte, kökleri Osmanlı topraklarına uzanıyordu. De Chirico’nun büyükbabası Sardenya Krallığı’nın elçisiydi ve Bab-ı Âli’de Rus çarlığı adına resmi tercüman olarak çalışmıştı. Babası Evaristo, İstanbul’da dünyaya gelmiş, Londra’da öğrenim görmüş bir inşaat mühendisiydi ve önce Türkiye’de, daha sonra Yunanistan’da demir yolu yapımında çalışmıştı. Annesi Gemma Cervetto ise büyük ihtimalle İzmir’de doğmuştu. Sanatçının çocukluğu Yunanistan’da geçti ve Yunan miti, de Chirico’nun estetik bakış açısının en sürekli ve en belirleyici özü oldu. MünihGüzel Sanatlar Akademisinde öğrenim gören de Chirico, Nietzsche ve Schopenhauer’in felsefelerine ilgi duydu.

Yaşamını ve sanatını Milano, Floransa, Paris ve Roma’da sürdüren de Chirico, kullandığı geometrik formlar ve kendi ortamlarından koparılmış, birbirleriyle alakasız nesneleri bir araya getiren şaşırtıcı perspektiflerle resme felsefi ve şiirsel boyutlar kazandırdı. 1910’da Floransa’da Metafizik sanatının kurucusu olmasıyla, en çok 1910-1918 arasındaki “metafizik dönem” eserleriyle ve bu eserlerde yarattığı duygu atmosferiyle tanınan de Chirico, bu dönemin başında, parlak bir Akdeniz güneşinde yıkanan şehir manzaralarını konu alırken, sonlara doğru yaptığı resimleri cansız mankenleri andıran hibrid figürler ele geçirdi. Sanatçı ilerleyen yıllarda metafizik konulardan vazgeçerek klasik sanatı farklı bir bakış açısıyla yorumladığı bir resme yöneldi. 1920 ve 30’lardan itibaren ikonografik temalar, klasik resim tekniğinin araştırılması sanatçının tuvalindeki temel arayışlar olarak yerini aldı. İtalyan ustalarının pastişlerinden oluşan eserleri ile geçmişin sanatını yeniden değerlendirdiği eserlerinde klasik sanatı çağdaş bakış açısıyla yeniden yorumladı. 1960’lardan itibaren metafizik konularına geri dönen sanatçı, yaklaşık 70 yıllık sanat kariyerinin bu son döneminde manken, arkeologlar, gladyatörler, İtalya meydanı ve metafizik iç mekanı yeniden ele aldı. 

De Chirico birbiri ardına gelen çığır açıcı yeniliklerle anılan 20. yüzyılın en özgün ve farklı isimleri arasında yer aldı; özellikle metafizik dönem resimleriyle RenéMagritte, Paul Delvaux, Man Ray, Pierre Roy, Salvador Dali, YvesTanguy gibi sürrealistler üzerinde büyük etkisi büyük oldu.

GİORGİO VE ISA DE CHİRİCO VAKFI

Gİorgİo ve Isa de Chirico Vakfı, 1986’da, sanatçının eşi Isabella Pakszwer Far ile Editör Claudio Bruni Sakraischik tarafından kuruldu. Giorgio de Chirico’nun entelektüel çalışmalarını ve yapıtlarını korumayı ve tanıtmayı amaçlayan Vakıf, faaliyetlerini sanatçının Roma’da bulunan stüdyo dairesinde sürdürüyor. Vakfın koleksiyonu, 1925-1976 arasına tarihlenen 550’yi aşkın sanat yapıtından oluşuyor. (KÜLTÜR SERVİSİ)

ÖNCEKİ HABER

Kosova'da Haşim Thaçi Cumhurbaşkanı seçildi

SONRAKİ HABER

Bursa'da mahallelinin arsenikli su tepkisi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa